Herkes biliyor ki Türkiye’nin çok yakın gelecekteki en büyük sıkıntısı Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacak. Bunu şunun için rahatlıkla söylüyorum, AKP’nin seçim zaferi kazanmasından duydukları sevinçle günlerdir şımarıklık içinde herkesi eleştirenler bile Cumhurbaşkanlığı seçiminin ister istemez gerginlik yaratacağını belirtiyorlar.
Demek ki hepsinin aklında bu var. Peki endişe nedir? Silahlı Kuvvetler’in bu duruma sessiz kalmayacağı inancı.
O zaman durumu farklı değerlendirmek zorundayız.
Şu gerçeğin altını çizelim öncelikle. AKP halkın oylarının yüzde 46.7’sini alarak tekrar iktidara gelmiştir. Bu bir devrim değildir. Demokratik yoldan halka fikrinin sorulmasıdır.
İzlediğim kadarıyla Tayyip Bey bu durumun farkında ve hem iktidarını kökleştirmek hem de ülkeyi rahat yönetebilmek için demokrasinin kurallarını uygulamaya çalışmakta.
Ancak zaferin sarhoşluğuna kapılan, bunun şımarıklığı ile herkesi karalamaya kalkan, küçük ama sesini duyurmakta güçlü bir kesim, demokratik seçim zaferini bir devrime daha doğru deyişiyle bir karşı devrime dönüştürmeye çalışmakta.
İşte Cumhurbaşkanlığı seçimi bu açıdan çok önem kazanıyor.
Zafer şımarıklığı içindeki bir kesim, Avrupa Birliği başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ülkelerinin gördüğü bir gerçeğe karşı çıkarak Tayyip Bey’i sürekli tahrik etmek için adeta seferber olmuş durumda.
Bana göre Tayyip Bey Cumhurbaşkanlığı seçimini en hasarsız biçimde atlatmaktan yana. Çünkü bazı kesimlerde sadece türbana bağlanan şekilci sonucun gerçek olmadığını biliyor Tayyip Bey.
Çankaya’ya ister eşinin başı türbanlı ister türbansız, kim çıkarsa çıksın, Çankaya artık türbana açılmış olacaktır. Sezer gibi biri Cumhurbaşkanı olmadığı sürece, belki Cumhurbaşkanı’nın eşinin başı açık olacaktır, ama başta Başbakan ve yardımcıları olmak üzere, eşleri türbanlı olan devlet yöneticileri resmi davetlere tesettürlü eşleriyle birlikte katılacaklardır..
Bu bilindiği halde Tayyip Erdoğan’a “Sakın taviz verme, hele Çankaya’ya bazı çevrelerin baskısı altında kaldığın izlenimi verecek biçimde eşi türbansız birini aramaya kalkma, sen seçim kazandın, rövanşı mutlaka almalısın” biçiminde telkinde bulunanların Türkiye’ye çok ağır zarar vereceklerine inanıyorum.
Devrimler kanla yapılır. Sonra kurallarını oluşturur ve bunları da özenle, gerektiğinde de yine kanla korur.
Türkiye 1923 yılında on binlerce vatan evladını şehit vererek bir devrim gerçekleştirdi. Bunu tartışabilir, eksiklerini, hatalarını, yanlışlarını konuşabilirsiniz. Ama üç oy fazla aldığınız gerekçesiyle tümüyle değiştirmeye kalkarsanız her şeyi de göze almak zorundasınızdır.
Bu açıdan bakınca Tayyip Bey’i tahrik edenler, bu yolla demokrasicilik oynayanlar, belki ki Türkiye’yi de test etmeye çalışıyor. “Sen yürü bakalım ne olacak?” sorusu zafer şımarıklığı içinde kimilerini tatmin edebilir. Avrupa Birliği’ne ve Amerika’ya güvenerek “Cumhuriyet devrimlerini koruyacak tüm güçler artık sindirildi, kıllarını bile kıpırdatamazlar” diye düşünmek sadece bu fikrin sahibine zarar verir.
Aklı selim yine galip gelecektir.
Duada şemsiye
Büyük kentleri bunalıma sokan su sıkıntısı yüzünden bilimsel çözümlerin yanı sıra kimileri “yağmur duasına” da çıkıyor ya aklıma bir fıkra geldi. Bilenler vardır belki ama bazı fıkraları tekrar dinlemek de keyifli olur.
Büyük kuraklık çeken köyde imam cemaati yanına çağırmış ve “Yağmur duasına çıkalım, ama herkes inancını da içinde taşısın yoksa duanın faydası olmaz” demiş. Köy halkı yağmur duasına çıkmış. İmam duaları okumuş, halk “amin” demiş. Sonra topluca köye dönmüşler.
Tabii herkes merakla bekliyor. Ertesi gün camide toplanan halk imama yağmurun ne zaman yağacağını sormuş. İmam omzunu silkmiş ve “Hiç beklemeyin” demiş. Halk şaşkın “Neden?” diye sorunca imam “Ben size inancınızı da taşıyın demiştim, ama siz buna uymadınız ki” diye cevaplamış. Sonra da eklemiş “Birinizin bile yanında şemsiye yoktu, inan-cınızı yanınızda taşımadınız ki yağmur yağsın.”
Tüm kurumların tanrısı YSK neden susuyor?
Yüksek Seçim Kurulu’nun en önemli özelliği nedir biliyor musunuz? Yüksek Seçim Kurulu yargı denetimine açık değildir. Tek yönlü karar alır ve uygular. Aldığı kararlar konusunda hesap vermek zorunda değildir. “Şu şöyle olacak” der ve o öyle olur.
Nitekim bunun örneklerini hepimiz biliyoruz. Kim seçmen olacak, kimin itirazı kabul edilir, kimin edilmez, pusulalar nasıl olacak, bağımsız adaylar pusulada nasıl yer alacak gibi tüm soruların cevaplarını YSK verdi ve kimse buna karşı çıkamadı. Yasa böyle.
Her konuda karar veren YSK, 22 Ekim’de yapılacak referandumun sonuçları konusunda ise karar vermekten kaçındı ve “Bu Meclis’in işi” dedi. Oysa örneğin henüz mazbatasını bile almadan hayatını kaybeden MHP milletvekilinin yerine sıradaki ismin milletvekili olması talebini anında geri çevirmişti YSK. En azından bu konuda da Meclis’in karar vermesini bekleyebilirdi.
Şimdi, her konuda bağımsız ve sorumsuz karar alabilen YSK her nedense seçimlerde alınan sonuçları açıklamamakta ısrar ediyor.
Oysa istenen, eskilerin deyimiyle “atla deve değil.” Artık teknoloji çok gelişti. Seçim sonuçları bile yarım saatte alınıyor ama sıra bunları ayrıntılarıyla kamuoyuna açıklamaya gelince dönüyoruz 100 yıl öncesine.
Ayrıca, doğru ya da yanlış, ciddi ya da komik seçim sonuçlarıyla ilgili bariz şüpheler var. En azından bunların giderilmesi gerek. Ama YSK kılını bile kıpırdatmıyor. Böyle olunca da şüphe artıyor.
İstenen şey çok basit. “Bilgisayardan ilan edilen seçim sonuçları sandıklardan gelen tutanaklarla karşılaştırıldı mı?” bu birinci soru. “Sandıklara göre seçim sonuçları ne zaman ilan edilecek?” bu da ikincisi. Hepsi bu.
Sarıgül daha dikkatli olmalı
CHP seçimden beklediğini bulamayınca doğal olarak karıştı. Gerçi özellikle medyanın CHP merakını da tam anlamış değilim. Seçimden önce CHP’nin geride kalması için ellerinden geleni yapanlar, şimdi sanıyorum AKP iktidarı ile ilgili görüş belirtme zorluğu nedeniyle CHP’ye saldırıyor. Zannedersiniz ki hepsi demokrasi adına CHP’nin daha yüksek çıkmasını istiyordu da, böyle olmayınca hesap soruyor. Neyse, o ayrı konu.
CHP’nin sıkıntıda olduğu kesin. Ama bir önemli sıkıntı da CHP’de Baykal’ın yerine kimin geçeceği. Baykal bugün istifa edip gitse parti genel başkan bulamaz.
Görünen tek ciddi aday şimdilik Mustafa Sarıgül. Zaten O da bunu bildiği için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.
Sarıgül gerçekten CHP’nin başına oturabilir mi? Tabii ki bu mümkün. Ancak Mustafa Sarıgül’ün son çıkışları bende umut kırıklığı yaratmıyor değil.
Bir kere Sarıgül henüz böyle bir süreç başlamadığı halde kendini “fena halde” başkan olarak görüyor.
Baykal’ı eleştirmek ve genel başkanlık mücadelesi vermek başka, CHP adına açıklamalar yapmak başkadır. Sarıgül’ün “CHP adına imamlardan özür diliyorum” açıklaması bana göre talihsizliktir. Sarıgül şu anda partisi adına asla konuşmamalıdır.
Ayrıca imamlardan özür dilemek o kadar da basit bir konu değildir. CHP gibi köklü bir partinin çok temel stratejileri ulu orta konuşmalarla saptanmamalıdır.
Sarıgül kamuoyunun da beğeneceği potansiyel CHP Genel Başkan adayıdır. Bunu heyecana kapılıp hor kullanırsa, kredisini çok çabuk yitirir.

