Tayyip Bey’in anlaşılmaz iki tavrı

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın seçim akşamı parti binasının balkonuna çıkan ve sevinç gösterisi yapan partililere yaptığı konuşma herkesin yüreğine su serpmişti.

Ancak o günden bugüne kadar, o ferahlatıcı konuşmanın uygulamasını görmediğimiz gibi Türkiye içinden çıkılmaz bir gerginliğe gidiyor.

Tayyip Bey bunu neden yapıyor anlamak mümkün değil.

Benim dikkatimi çeken iki önemli nokta var. Bunları sizlerle de paylaşmak istiyorum.

1 NEDEN UZLAŞMA ARAMADI?

Tayyip Erdoğan seçimlerden önce “Cumhurbaşkanlığı için uzlaşma arayacağım” demişti. Bu söylemi bana göre AKP’ye en az bir iki puan daha kazandırmıştı. Çünkü mayıs krizinde tedirgin olan çevreler seçimden sonra böyle bir olay yaşanmayacağına inanmıştı.

Ancak Tayyip Bey son anda karar değiştirerek uzlaşma aramadı. Kimi çevrelerin “ama demokrasi” diye kendilerini kandırmalarını bir kenara bırakın, Tayyip Bey pekâlâ uzlaşma arar ve bu uzlaşma ile Abdullah Gül’ü Köşk’e taşıyabilirdi.

Çünkü yapacağı iş çok basitti. Önce CHP Genel Başkanı’nı ziyaret edecekti. Şunu söyleyecekti: “Deniz Bey, ben seçim kazandım. Geçen dönem temsilde adaleti bahane ederek bize engel oldunuz. Ama bu kez temsilde adalet sorunu da kalmadı. Aldığımız sonuçla Cumhurbaşkanı’nı seçmek istiyoruz. Adayımız da Abdullah Bey’dir.”

Deniz Baykal Gül konusundaki kaygılarını dile getirir ve karşı çıkardı ama “AKP uzlaşmaya yanaşmıyor” diyemezdi. Bunun yanı sıra Meclis’i boykot etme gerekçesi de bulamazdı. Bu nedenle hareketi meşruiyet de kazanamazdı, oysa şimdi dayatma ile karşı kaşıya olduklarını söyleyerek Meclis’e girmeme konusunda meşruiyet kazanmış oldu.

2 NEDEN HÜKÜMETİ SEZER’E GÖTÜRECEK?

Tayyip Bey yeni hükümeti bugün Sezer’in onayına sunacak. Bundan doğal bir şey olamaz. Çünkü AKP tek başına iktidar, bu durumda hükümeti kurmak, hele zaten hükümeti elinde tutan birinin bunu yapması çok kolay.

Ancak Tayyip Bey yakın çalışma arkadaşlarına demiş ki “Eğer Sezer bir ismi bile çizerse, listenin tamamını alıp yeni Cumhurbaşkanı’nı beklerim.”

Bu tavrın anlamını çıkaramadım. Yasal süre olarak Tayyip Bey’in eli çok rahat. Yeni Cumhurbaşkanı’nı bekleyebilirdi.

Ama onu beklemek yerine mevcut Cumhurbaşkanı’na liste götürmek ve çizilen olursa hepsini geri çekmek sadece gerginlik politikası yapmak anlamına gelir.

Bunun gereği var mı? Ne amaçlıyor acaba Erdoğan? Sezer kabineye konacak bazı isimleri istemeyecek, Tayyip Bey de isyan edecek, Sezer demokrasiye karşı olmakla suçlanacak, bir kısım medya arkasından davul çalacak.

Bunlara gerek yok ki. Bekleyin yeni cumhurbaşkanını, ülke daha fazla gerilmesin.



***




10 yıl boşa geçti

Yılan hikâyesine dönen Ilısu Barajı ile ilgili anlaşma sonunda imzalandı. Çevrecilerin ateş püskürdüğü bu proje bundan tam 10 yıl önce başlamıştı. Eğer bürokratik engeller çıkmasaydı şu anda bu baraj devreye girmiş olacaktı. Tam 10 yıl sonra neredeyse ilk günkü şartlarla anlaşma yapıldı ve şimdi inşaat başlayacak. Ardından 7 yıl bekleyeceğiz ki baraj devreye girsin, Türkiye’nin elektrik enerjisinde bir nefes alması sağlansın.

Garip bir ülkeyiz. Kendi yararımıza olan konuları o kadar uzatıyor ve çıkmaza sokuyoruz ki sonunda zarar eden yine biz oluyoruz. Madem iş bugüne gelecekti, o zaman bu 10 yılı neden kaybettik. Bunun da bir sorumlusu yok mu? Hayır yok. Çünkü bizde ülke yönetimi hep böyle yapılır. Sonuca ulaşıldığı an, yöneticiler gecikmede payları olup olmadığına hiç bakmadan sadece işin zafer tarafını sunar.

Ne diyeyim, gecikme de olsa bari ülkemiz için hayırlı olsun.



***




Yağmur yağmadı işte, ne olacak şimdi?

Yağmur duası ile ilgili yazılarıma, kendilerine “inançlı” diyen bir kesim tepki göstermişti biliyorsunuz. Bilimsel gerçekler göz ardı edilerek aslında insanların inançlarının istismar edildiğini söylüyordum.

Çok açık bir gerçek var. Meteoroloji ilmi diyor ki “önümüzdeki 15 gün boyunca yağış yok, olmadığı gibi hava sıcaklığı da normalin üzerinde olacak.”

Peki yağmur duası bu bilimsel gerçeği değiştirebilecek mi?

Hayır ama insanların da umudu var.

Ben de diyorum ki, “bu umudu sömürürseniz, yağmur duasının işe yaramadığını gören inançlı insanların duyguları erozyona uğrayacaktır, hatta bu inançlarını sorgulamak isteyen bile çıkabilir.”

Tabii kimileri “Tamam da efendim bu sadece bizde değil ki, bakın Türkiye’deki Protestanlar da yağmur için dua ettiler. Sırada Katolikler de var. Ayrıca Batı ülkelerinde de bu yapılıyor.”

Buna bir şey demiyorum ki. Ayrıca burada eleştirilen İslam dini de değil. Din adı altında insanların inançlarının sömürülmesi. Nasıl bizde yağmurun asla yağmayacağı bilindiği halde duaya çıkılıyorsa, Hıristiyanlar ya da başka dine mensup olanlar da bunu yapıyor.

Ama bakıyorsunuz hepsinde de amaç aynı, insanların inançlarının sömürülmesi.

İşte gördünüz, yağmur duasına çıkılalı kaç gün oldu, daha tek damla yağmadı. İnanç sahiplerinin bu çağda artık bunu da düşünmesi gerekmiyor mu?



***




Yanlış anlama

Sami Ünuğur Özel Kadıköy Güzel Sanatlar Lisesi’nden kandil tebriki gelince bunun yanlış olduğunu, kurumları bu tür dini günler için alet etmenin kabul edilemeyeceğini yazmıştım.

Dün Sami Ünuğur aradı. Dedi ki “Ben onu sizinle bir zamanlar tanıştığım için kendi adıma göndermiştim. Beni hatırlamanız için de okulun adını yazmıştım.”

İşe bakın. Ünuğur Türkiye’ye yakışan bir sanat lisesi kurduğunu, asıl mesleğinin fizik mühendisliği olduğunu, Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı kaldığını, dini inançlarını da güçlü tuttuğunu söyledi.

Ben de okulla ilgili hiçbir ön yargım olmadığını, ama bazılarının fırsat bulup okulları da din siyasetine alet etmek isteyebilecekleri, bunun için uyarıda bulunduğumu anlattım.

Telefonlarımızı görüşmek üzere ve dostça kapattık.

DİĞER YENİ YAZILAR