Tayyip Bey’in adaylığı kesin gibi

Başbakan Erdoğan, demokratik kuralları da görmezden gelerek Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda Nisan’a kadar açıklama yapmamakta ısrarlı

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan, demokratik kuralları da görmezden gelerek Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda Nisan’a kadar açıklama yapmamakta ısrarlı.

Bunu birkaç kez sormuştum. Yine bıkmadan sormak istiyorum.

Tayyip Bey neden bu konuda sessiz kalıyor? Söylediğine göre Cumhurbaşkanlığı seçimi için hiçbir sorun yok. Bu Meclis Cumhurbaşkanını seçecek. Aritmetik dengeye bakarsak gerçekten bu seçim bugüne kadar yapılmış seçimlerin en kolayı olacak. O halde aday açıklamamak neden?

Özendiğimiz batılı ülkelerde adaylar neredeyse bir yıl önceden ortaya çıkarken biz neden son dakikaya bırakıyoruz?

Çünkü bana göre, Tayyip Bey ve AKP’liler Cumhurbaşkanlığı seçimini hafife alsalar da bunun böyle olmadığını ve gerek kendi başlarına gerekse ülkenin başına ciddi sorunlar açılabileceğini biliyorlar.

Böyle olunca da son ana kadar beklemek, toplumu bu konuda germek ve hatta cepheler yaramaktan çekinmiyorlar.

Şimdi yaşadığımız duruma bakın. İki buçuk ay sonra Cumhurbaşkanı seçeceğiz ama kimin aday olacağı belli bile değil. Hatta bu seçimin yapılıp yapılamayacağı bile karanlıkta.

Herkes Cumhurbaşkanlığı toto oynamak zorunda kalıyor. Kimileri Tayyip Erdoğan’ın kesin aday olacağını ileri sürerken, bir başkasının aday gösterileceği yolunda da görüşler var.

Ancak dün AKP’ye çok yakın olarak bilinen bir gazetenin manşetine bakınca kendi kendime “Bu haber Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı adayı olacağının da ilanı gibi” dedim.

Çünkü KMG adlı bir araştırma kurumunun anket sonuçlarına göre halkın yüzde 49’unun Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek istediği belirtiliyor. Yüzde 49 demek halkın yarısı demek.

Tayyip Bey ısrarla “Nisan’a kadar durum değerlendirmesi yapacağız, halk ne istiyorsa o olacak” diyor. Kendisine en yakın gazete ise “Halk seni istiyor” diye yayın yapıyor.

Bu durumda “Tayyip Bey kesin aday olacaktır” diyebiliriz.

Haydi hayırlısı, bakalım neler göreceğiz.

*****

İETT’den şüphe uyandıracak ihale
İstanbul’un trafiğini rahatlatmak için toplu taşıma araçlarının geliştirilmesi en mantıklı çözümlerden biri.

İstanbul’da en büyük toplu taşıma hizmetini de İETT veriyor. Bu kurum İstanbul halkını rahatlatmak için sürekli proje geliştiriyor. Yeni araç alımları, yeni hatlar, yeni ulaşım araçları üzerinde çalışıyor.

Ancak İETT’nin 500 otobüs kiralanmasıyla ilgili son kararı bende ciddi şüpheler uyandırdı. Bunu sizlere de aktarmak istiyorum.

Geçtiğimiz Aralık ayında İsanbul’da hizmet verecek 500 yeni otobüs kiralanması için bir ihale açılmıştı. Bu ihaleye AKP’ye yakın olduğu bilinen Albayraklar’dan başka kimse katılmamıştı. Bunun sakıncası görülerek ihale ertelenmişti.

Bunun üzerine aralarında First Group ve Aviva gibi dünyanın en büyük kuruluşlarının da yer aldığı, halka açık toplu taşımacılık şirketleri, ihaleye katılmak amacıyla çalışma yapmaya başlamış.

İETT bu dünya şirketlerine Şubat ayının ortalarında ihale ilanının verileceğini duyurmuş.

Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi beklenmedik bir karar vererek 12 Şubat’ta küçük bir gazetede ihale ilanını yayınlatmış ve ihalenin de 15 şubat günü yani bugün yapılacağını açıklamış.

Bu karar yabancı şirketlerde şok etkisi yaratmış. İhale şartnamesinin 3 gün içinde okunup değerlendirilmesi ve buna göre teklif hazırlanmasının mümkün olmadığını belirterek biraz süre isteyen şirket yetkilileri İETT’ye başvurmuşlar ama olumsuz cevap almışlar.

Başka ülkelerde bu tür ihale şartnamelerinin değerlendirilmesi için en az 30 gün çalıştıklarını belirten yabancı şirket temsilcileri “Bu nasıl iş, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama ile karşılaşmadık” diye yakınıyormuş. İki dünya firması da bu durumda ihaleye katılmama kararı almışlar.

Konu başta da dediğim gibi insanda şüphe uyandırıyor. Bir taraftan herşeyi yabancılara vermek için yarışıyorsunuz sonra böyle engeller çıkarıyorsunuz.

Yoksa bu ihale daha önce tek başına katıldığı için “dedikodu olur” endişesiyle verilmeyen Albayrak’a verilmek mi isteniyor? Bunun için bazı yabancı firmalar mı kullanıldı?

*****

Bakan’ın ve Orgeneral’in tren yolculuğu
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün çok da başarılı geçmediği dışişleri tarafından da kabul edilen Amerika gezisi ile ilgili dedikodular gelmeye devam ediyor. Önceki gün konuştuğum bir diplomat “Bakan bey New York’tan Washington’a uçakla değil trenle gitti, bunun nedenini kimse merak etmiyor mu?” diye sordu.

Soru böyle olunca ben de meraklanıp karşı soruyu sordum: “Trenle gittiği dikkatimden kaçmış, neden sahi?”

Diplomat cevapladı: “Çünkü Amerikalılar New York Washington uçuşu için VİP statüsü uygulayamayacaklarını söylediler.”

Sorunu biraz anlamıştım ama üsteledim “VİP uygulanmazsa ne olur?”

Cevap şu: “Bu durumda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül normal bir yolcu gibi havaalanına gidecekti. Her yolcunun geçtiği gibi x-ray cihazından geçmek, üzerindeki tüm metalleri çıkarmak ve gerekirse güvenlik kuvvetlerinin üst araması yapmasına izin vermek zorundaydı.”

İlginç. Gül böyle bir davranışla karşılaşmamak için girişi havaalanı gibi üst aramasını gerektirmeyen treni seçmiş.

Tam bu bilgiyi aldığım sırada Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın da aynı yolculuk için treni tercih ettiğini öğrendim. Haberlerde Amerika’ya askeri uçak yerine tarifeli uçakla giden Büyükanıt’ın büyük tasarruf sağladığı, tren yolculuğu ile bu tasarruf geleneğini sürdürdüğü belirtiliyordu.

Ancak Gül’ün durumunu göz önünde tutunca ister istemez içime kuştu düştü. Acaba Genelkurmay Başkanı da üst aramasından kurtulmak için mi bu yolu seçmişti? Ama daha önceki seyehatlari bilen bir eski asker dostum “Komutanlar bu tür ziyaretlerde ayrı bir statüde tutulur. Büyükanıt’ın x-ray cihazından geçmesine gerek olmayacaktı” dedi.

Bu durumda Büyükanıt’ın tasarruf adına değil, Abdullah Gül’ün itibarını korumak adına treni tercih ettiği ihtimali ağır basıyor.

*****

Çatladıkapı
Yan sütunda Bilal Çetin’in Başbakan Erdoğan’la konuşmasınında Tayyip Bey “Ben Çatladıkapı Belediye Başkanı değilim, Başbakanım” diyor. Erdoğan konuşmalarında sık sık Başbakan olduğunu hatırlatmak ihtilayacını duyuyor.

Burada sanki bir kendine güvensizlik var gibi geliyor bana. Çünkü hiçbir makam sahibi ikidebir o makamın adını telaffuz ederek kendini kabul ettirmeye çalışmaz.

Tayyip Bey bir gazete ilanında da imza olarak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı tanımını kullanmıştı. Altına hiçbir şey yazmasa da herkes O’nun başbakan olduğunu biliyor ve bunu kabul ediyor. Tayyip Bey’in bu kompleksi üzerinden atması gerek.

*****

RTÜK bile
RTÜK’ün televizyon haberleriyle ilgili yaptığı bazı yorumlar medyayı kızdırdı. Kimi yazarlar RTÜK’ün bu tür yorum yapma hakkı olmadığını savundular. Bazıları RTÜK’ün bu işlere burnunu sokmaması gerektiğini yazdılar.

Hiçbirini haksız bulmuyorum. Ama bir noktaya da dikkat çekmeden edemeyeceğim.

RTÜK çok izlenen televizyon kanallarındaki haberlerin “sudan” olduğunu “magazine çok yer verdiğini” ve “gerçeklerin ortaya çıkmadığını” söylüyor.

Yani iktidar yanlısı olarak da suçlanan RTÜK bile suya sabuna dokunmayan televizyon haberlerinden şikayetçi.

Dün Tayyip Bey’in görülmemiş destek almasına rağmen medyaya neden bu kadar öfkelendiğini anlayamadığımı yazmıştım.

Demek ki RTÜK de aynı fikirde. Onlar da medyanın bu sessizliğine şaşırıyorlar ve “haydi biraz kıpırdanın” diye uyarmak zorunda kalıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR