Referanduma yaklaşık bir ay kaldı. Ancak referandumun yapılacağı tarihi kara kara düşünenlerin sayısının çok olduğunu görüyorum.
Uzun bir aradan sonra ilk kez “çok kısa” bir tatil olanağı buldum.
Bu yaz salı, perşembe ve cuma günleri televizyon programına çıktığım için “cumartesi pazar dışında” tatil yapabilmem bir hayal. Tabii yoğunluk içinde cumartesi pazarları rahat etmem de mümkün değil. Geçen hafta bir fırsat yakaladım ve Bodrum’a gittim.
Gördüm ki, neredeyse tüm tatil sitelerinde konuşulan tek konu var.
“12 Eylül günü ne yapacağız?”
12 Eylül ilginç bir rastlantı sonucu Şeker Bayramı’nın son gününe denk geliyor. Ertesi gün de okullar açılacaktı ama bir hafta ertelendi. Yani tatilcilere bir hafta daha süre verilmiş oldu. Ne ilginç değil mi?
Gelelim konumuza. Tatil sitelerinde evleri olanların önemli bir bölümü Ramazan’ı kendi şehirlerinde geçirecek. Bayramla birlikte herkes tekrar tatil yerlerine koşuşacak. Ama bu tatilin son günü dönüp oy kullanmak var ki, işte bu yüz binlerce kişiyi düşündürüyor.
İşte bu nedenle sitelerde hararetli tartışmalar yaşanıyor. Bayramda gelip son gün dönmek istemeyenler ya da bütün yazı ekim ayına kadar buralarda geçirenlerin bir bölümü dönmeyecek.
Ama onları ikna etmek ve “dönmelerini” sağlamak için de büyük çaba harcanıyor. Hatta bazı sitelerde “oylama yapalım, sonuca herkes uysun” diyenler bile varmış.
Kesin bir sonuç yok elimde elbette ama özellikle güney sahillerindeki tatil sitelerinde oturanların önemli bölümü “hayırcı”. Demek ki bu şanssız tarih daha çok “hayır” kesimini etkileyecek.
Hüseyin Bey, lütfen sözü çarpıtmayın
İktidar partisinin sözcülerinden Hüseyin Çelik önceki akşam Habertürk’te soruları yanıtlıyordu. Söz döndü dolaştı meşhur Erdoğan-Büyükanıt görüşmesine geldi. Çelik son derece rahat biçimde, ki zaten özellikle popülizm yaparken rahat görünüyor, “Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile ilk defa mı görüştü, bakın son bir iki günde kaç kez bir araya geldiler, bunlar gizli olabilir. Her şey kamuoyuna mı açıklanacak?” dedi.
Teknik olarak çok haklı. Devlet yöneticileri elbette sürekli görüşecekler ve bunların hepsinin de kamuoyu ile paylaşılmaz.
Ancak söz konusu görüşme farklı. Bir kere birkaç gün öncesinden haber verildi kamuoyuna. Görüşmenin “çok önemli” olduğu vurgusu defalarca yapıldı. Başbakan, Dolmabahçe’deki ofisinde Büyükanıt’ı beklemeye başladı. Büyükanıt bir gösteri niteliğindeki konvoyu ile Saray’a geldi. 2.5 saat görüşme yapıldı.
Görüşmeden sonra ise her iki taraf da “sadece Allah’ın tanıklığında bir görüşme yaptıklarını” belirterek, konuşmalarını “mezara kadar saklayacaklarını” söylediler.
Bu devlet geleneğinde alışık olunmayan bir tavırdı. O günden bu yana pek çok spekülasyon yapıldı. Hatta davalar açıldı, ama görüşmeden hiçbir sızıntı olmadı.
İşte o görüşmeyi diğerlerinden farklı kılan bu. Eğer Başbakan ve Genelkurmay Başkanı o görüşmeyi normal koşullarda yapsalar yine dikkat çekmeyecek ve merak yaratmayacaktı.
Şimdi de Erdoğan sık sık Başbuğ’la görüşme yapıyor, hiç kimse kalkıp da “Ne konuştunuz açıklayın” diyor mu? Demez.
Bu nedenle Hüseyin Çelik’in Dolmabahce görüşmesini bu kadar rahat biçimde çarpıtmasını yadırgadım.
Siyasette bel altı yöntem prim yapar belki de...
Başbakan Erdoğan anlaşıldığı kadarıyla seçimlere kadar adeta “ölüm-batak” oyunu oynayacak. Çünkü kendisi de biliyor ki, eğer bundan sonraki seçimlerde AKP yine “tek başına iktidar olamazsa” tüm hayallerinden vazgeçmek durumunda kalacaktır.
Bunu bilen Erdoğan tekrar “tek başına iktidar olmak” adına siyasette “belden aşağı vurmaktan” hiç sakınmıyor.
Ki bu tutum, açıkçası beni ürkütüyor. Çünkü “panik” halindeki insanların davranışları çok farklı değişkenlikler gösterebilir. Erdoğan çok daha sertleşebilir, hak hukuk tanımadan pek çok kişiye zarar verebilecek tutumlara girebilir.
Böyle durumlarda “bel altı” denilen vicdani ve ahlaki kuralları görmezden gelme “halleri” çoğalabilir.
Örneğin Erdoğan bu yöntemi şimdiden ve çok sert biçimde uyguluyor. Referandum konusunda propaganda yaparken “CHP, MHP ve BDP’yi” dolayısıyla “PKK’yı” aynı kefe içine koymaktan çekinmiyor.
Sözde demokrasi mücadelesi yapıyor ama, demokrasinin en temel unsuru olan “seçme hakkına” ipotek koymaya ve kendi tercihi dışındakileri kötülemek için akıl ve mantık dışı söylemlere yönelmekten çekinmiyor.
CHP ve MHP’yi PKK ile birlikte gibi göstermek, AKP’ye geçici bir prim sağlayabilir belki ama siyasete ve demokrasiye ağır yara aldırır.
Öncelikle BDP Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yer alan legal bir siyasi partidir. Bu partiyi ve “uzantısını” dile dolayarak rakipleri alt etmeye çalışmak akılla değil ancak kurnazlıkla nitelenebilir.
Ki bunun en büyük tehlikesi, yarın AKP’nin de aynı suçlama ile karşılaşabileceğidir. Bugün geçer, peki yarın Meclis’te herhangi bir konuda BDP AKP ile birlikte oy kullanırsa ne olacak?
AKP telaşta. Panik içinde. Bu nedenle demokrasi, hak, hukuk vız geliyor. Yeter ki kurdukları kendi istediği olsun.
Ama ya olmazsa...
Çöp yakmaya su parası
“Sayın Can Ataklı, 3 Ağustos tarihli Vatan Gazetesi’ndeki köşenizde yer alan okuyucu mesajını görünce, ben de Gelibolu Belediyesi‘nin uygulamasını size iletmek istedim. Bunu yaparken de hiçbir beklenti içerisinde değilim. Biz karı-koca emekli kişileriz, her yaz 3-4 ay Gelibolu’daki yazlığımızda yaşarız. Su sarfiyatımız da aylık birkaç metreküpü geçmez. Bu ay gelen su faturasında 36 TL’lik katı atık rakamı görünce, faturayı öderken, bu rakamın ne olduğunu sorduğumuzda aldığımız cevap oldukça enteresandı. Şöyle ki; belediye çöp yakma tesisi kuracakmış bunun için yazlıkçılardan 36 TL Gelibolu’da oturanlardan 8 TL alacakmış. Daha önce de belediye yollarımızı yapma vaadiyle para toplamış fakat yollarımızı yapmamıştı.. Belediye acaba yazlıkçıları potansiyel borçlu alarak mı görüyor diye düşünüyorum.”
Yazmıyorum
Askeri Şûra ile ilgili yazmıyorum, içimden gelmiyor. Çünkü belli ki bu Şûra ile askerin beli tamamen kırıldı. Gördüğüm kadarıyla Şûra’ya katılan ve “terörist olduğu gerekçesiyle haklarında yakalama emri çıkarılan tüm komutanlar” artık tutuklanmaktan kurtuldu. Belki herkes “hukuka uygun” diye bakacaktır. Haklıdırlar. Ama adaletin de yara aldığı görüldü. İktidar bugün bile yargıya bu kadar baskı yapabiliyorsa 12 Eylül’den “Evet” çıkarsa görün siz memleketin halini...
Genelkurmay, darbe planı olduğu iddia edilen Balyoz’da adı geçen iki askerin, planın hazırlanışından önceki yıllarda öldüğünü açıklamış. Ne diyelim, bu iddianame ölüyü bile diriltir! (Gani Yıldız)

