‘Tarihi fırsat’ın ne olduğu anlaşıldı!

Haberin Devamı

Bir ayı aşkın süredir AKP iktidarı ve yandaşlarının ağzından düşmeyen bir cümle var: “Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat yakalandı. Bunu kaçırmamak gerek.”

“Tarihi fırsat” tanımı tabii ki kulağa hoş geliyor da, kimse bu fırsatın ne olduğunu söylemiyor aslında. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “tarihi fırsattan” söz ediyor, ama o da bunun ne olduğunu açıklamıyordu.

“Tarihi fırsat” üzerindeki sis perdesi dağılmaya başladı, fırsatçılar fırsatın ipuçlarını veriyorlar artık. Ama nedense hiçbiri ortaya çıkıp söyleyemiyor bu fırsatın ne olduğunu da işi Amerikalı gazetecilere bırakıyorlar.

Sabah gazetesinin pazar günkü manşeti şöyleydi: “Bu fırsatı sakın kaçırmayın.” Kim söylüyor bunu diye altını okuduğunuzda karşınıza Aliza Marcus isimli bir Amerikalı gazeteci çıkıyor. Reuters’ın eski Türkiye muhabiri olan Marcus, “Kan ve İnanç: PKK ve Kürt Hareketi” isimli bir de kitap yazmış.

Gazete bu kadın gazetecinin Kürt sorununun çözülmesi konusundaki fikirlerine başvurmuş. Marcus şöyle diyor:

“Şu hakkı versek mi vermesek mi derken Güneydoğu’da bu zaten hayata geçiyor. Çözüm için bu dönem önemli. 10 yıl sonra bir örgüt yerine 5 örgütle görüşme gerekebilir.”

Marcus’un kaçmaması gereken fırsat diye tanımladığı şey devletin PKK ile masaya oturması. Çünkü eğer PKK ile şimdi masaya oturulmazsa 10 yıl içinde 5 örgüt daha ortaya çıkacak ve bu kez hepsiyle birlikte görüşmeler yapılması gerekecek.

Gazeteci Marcus, PKK ile görüşme yapılmadan paket açılmasının yararı olmayacağını üstüne basarak tespit ettikten sonra işin zorluğunu kabul ediyor ve görüşmeleri hükümet yerine Cumhurbaşkanı Gül’ün yapmasının doğru olacağını söylüyor.

İşe bakın, Güneydoğu’da seçim kazanan DTP’ye randevu bile vermeyeceksiniz, ama PKK ile masaya oturulması baskılarına “tarihi fırsat” diyeceksiniz.


***



Moderatör bu kez kurtarıcı oldu

Davos’ta Başbakan Erdoğan’ı sıkıntıya sokan “moderatör”, ATV’deki canlı yayında bu kez kurtarıcı rolündeydi. Mehmet Barlas’ın Kürt sorunu ve PKK konusundaki soruları karşısında şaşıran ve ne söyleyeceğini bilemeyen Erdoğan moderatörün duruma müdahale etmesiyle lafı değiştirme şansı buldu.

Tayyip Erdoğan önceki gece ATV’de canlı yayına katıldı. Mehmet Barlas, Hasan Bülent Kahraman ve Okan Müderrisoğlu’nun Başbakan’a soru sorduğu programın moderatörü ise Mehmet Akarca idi.

Sorular mayın yasası ile başladı. Başbakan Erdoğan ilk şaşkınlığını burada yaşadı. Erdoğan muhalefetin mayın yasasını engellemesine tepki gösterirken Mehmet Barlas “Bunlar demokratik siyasetin gereğidir, parlamentoda böyle yapılır” deyince Erdoğan ne diyeceğini bilemedi.

Ama Erdoğan’a asıl şok Güneydoğu ile ilgili sorularla geldi. Başbakan DTP ile neden görüşmediğini anlatırken Mehmet Barlas araya girerek “Ama dış politikada böyle davranmıyorsunuz, dünyanın yok saydığı, terörist dediği Hamas’la Hizbullah’la görüşüyorsunuz. Türkiye’ye gelince DTP’ye aynı hassasiyeti neden göstermiyorsunuz?” dedi.

Bir an duraksayan Başbakan “Şimdi ikisini aynı kefeye koyamazsınız, PKK ile Hamas aynı şey değil” deyince Barlas tekrar söze girip “PKK demiyorum, DTP diyorum. DTP bir siyasi parti, Hamas kadar önem vermezseniz ne yapacağız” dedi.

Belli ki Başbakan ATV ekranlarında bir sürprizle karşılaşacağını hiç hesaplamamıştı. Barlas’ın bu çıkışı karşısında birkaç saniye donup kalan Başbakan lafı dolaştırmaya çalışırken moderatör Mehmet Akarca imdada yetişti ve “Mehmet Bey çok konuştu artık, ben konuyu değiştireyim” diyerek sözü pazar günü yapılan mini yerel seçimlere getirdi.

Birden rahatlayan Erdoğan, seçimlerden iyi sonuçla çıkmanın da verdiği moralle “Gördüğünüz gibi oyumuzu artırdık” diyerek sözlerini sürdürdü.

Moderatörün bu tavrı etkisini gösterdi ve Mehmet Barlas programın sonuna kadar Erdoğan’ı sıkıştıracak alanlara hiç girmedi.


***



Siyaset her yerde çirkin

Gazetelerde “göğsümüzü kabartan” bir haber var. Brüksel bölge parlamentosuna seçilen yeni üyelerden biri Türk. Üstelik bu Türk 27 yaşında bir kadın ve türbanlı. Böylelikle ilk kez bir türbanlı Türk kadını Avrupa ülkelerinden birinde seçilmiş siyasetçi unvanını almış.

Mahinur Özdemir adlı kadının seçilmesine, üstelik türbanlı olmasına elbette söyleyebileceğim bir şey yok. Ama çok dikkat çekici olan şu: Bu kadın siyasetçi “Hristiyan Demokrat Parti”den aday olup seçilmiş. Brüksel’de okuduğu okul da Katolik okulu.

Müslüman kimliğinizi öne çıkaracaksınız, kendi kendinize yarattığınız bir kıyafeti dinsel inanç gereği olarak ileri süreceksiniz, ama bütün bunları Hristiyan Demokratlar’ın içinde yapacaksınız.

Hadi bu tür takiyeler bize özgü diyelim. Peki bir Hristiyan Demokrat Parti nasıl oluyor da Müslüman kimliğini öne çıkaran bir kişiyi aday yapıyor.

Şimdi kimse “İşte demokratlık budur” demesin. Adı üstünde, Hristiyan Demokrat. Fenerbahçe yönetimine bir Galatasaraylı’nın seçilmesi gibi.

Demek siyasette aldatmaca, takiye ve çirkinlik sadece bizde değil, her yerde olabiliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR