‘Suçun yoksa dinlenmekten korkma’

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; Davos şokunu atlatan Türkiye, geçen hafta dinleme rezaletleri, ekonomide acı acı çalan tehlike sinyalleri ve tabii yaklaşan seçimlerin giderek artan heyecanı ile geçti. Sorunlarımızın hiçbirine çare olacak çözüm önerisi çıkmadı yine, buna karşın bol bol laf dinledik.

Gizlimiz saklımız yok

Elbette sadece geçen hafta için değil; bu iktidarın kamuoyuna vurduğu damgalardan biri telefon ve ortam dinlemeleri. Hiçbir demokratik ülkede görülmeyecek ölçüde, sesi çıkan hemen herkesin dinlenmesi ve tutulan kayıtların “gerektiğinde kullanılmak üzere” saklanması ardından da servis edilmesi akıl alacak gibi değil.

Yeni yöntem

Önce Anayasa Mahkemesi telefon dinlemeleri ile ilgili önemli bir karar aldı. Ardından Yargıtay telefon dinlemelerinin somut bir belgeye bağlanmadan delil olarak kullanılamayacağına karar verdi. Böylelikle dinleme kepazeliğinin önüne geçilmesinde önemli bir adım atıldığı sanıldı ama devreye yeni bir yöntem sokuldu.

Yayınla gitsin

Telefon kayıtları belki delil olarak kullanılamayacak ama bunların fütursuzca gazete ve televizyonlarda yayınlanması çoğu kişi için yargılanmaktan bile ağır bir durum. İşte bunu fark eden AKP yandaşları nereden geldiği belli olmayan ses kayıtlarını yayınlamaya başladılar. Her nedense Adalet Bakanlığı bunu sadece seyrediyor, kılını bile kıpırdatmıyor.

Suçun yoksa telaş etme

Her şeyin ötesinde AKP’li bakanlar “Suçu olmayan niye korkuyor dinlenmekten, rahat olun” gibi demokrasiyle, hukukla ve en önemlisi temel insan hak ve özgürlükleriyle asla bağdaşmayan beyanatlar vermekten çekinmiyor bile. Bir insanın, bırakın suç işlemeyi hangi konuda olursa olsun bir başkası tarafından dinlenmesi kadar aşağılacı bir şey olamaz.

Ya bunların yayınlanması

AKP iktidarının yarattığı korku imparatorluğu artık herkesin ensesinde. İktidar kime kızıyorsa hakkında tuttuğu kayıtları emrindeki medyaya vererek yayınlatabiliyor. Sözde gazeteler “yeni kaset” diye sansasyon yaratarak kamuoyunda bilinen isimleri, suç olmasa bile yayınlanmasından rahatsızlık duyacakları ses kayıtlarını vicdansızca kamuoyuna iletiyor.

Herkese olabilir

Artık kimse güvende değildir. Yarın gazeteyi açtığınızda veya TV kumandanıza dokunduğunuzda herhangi biriyle yaptığınız konuşmayı dinleyebilirsiniz. Hukuktan ve demokrasiden nasibini hiç almamış, Türkiye’yi sıradan bir Arap ülkesi yapmaya çalışmayı temel ilke edinmiş zihniyetin kurbanı olmanız aslında an meselesi.

Haber de veriyorlar

Aslına bakarsanız, iktidarın emrindeki gazeteciler, kim bilir belki de ne çok bildiklerini herkese kanıtlamak istediklerindendir, dinlenmiş birinin kayıtlarının ortaya çıkacağını önceden haber de veriyorlar. Hatta bazıları gözaltına alınacakları da önceden yazabiliyor. Ama şunu unutmamak gerek, iktidarın kuyruğuna takılıp kendini dev aynasında görenler sonuçta bugüne kadar hep hüsrana uğradılar.

Savcılar neden susuyor

Tabii iktidarın bu hunhar saldırıları karşısında, cumhuriyet savcılarının neden susup oturdukları da ayrı bir bilmece. Ülkede demokrasiyi, hukuku ve insan haklarını her gün katleden yüzlerce olay yaşanıyor ama bakıyorsunuz tek soruşturma bile açılmıyor. Eğer ülkenin yargısı da iktidar korkusuyla bu kadar korkak hale geldiyse vay halimize.

Dinlenen AKP’li yok

Bu arada çok dikkat çekici bir konu daha var. Telefon ve ortam dinlemeleri kamuoyuna sunulan kişilerin ortak özelliği AKP’ye karşı olmaları. Bugüne kadar hiçbir AKP’linin telefon kaydı yayınlanmadı. Oysa Erdoğan’ı devirmek, darbe yapmak için örgütler kurulduğu iddia ediliyor. Peki bu örgütler, ellerindeki onca güçle hiç mi bir AKP’liyi dinlemediler. Nedense bu kişilerin evlerinde de hep AKP’ye karşı olanların ses kayıtları çıkıveriyor.

Susuz köye çamaşır makinesi

Sevgili okurlar; iktidar yaklaşan seçimlerde oy kaybına uğramamak için “sosyal yardım” adı altında halka rüşvet dağıtma operasyonunu akıl ve mantık kurallarını bile aşarak sürdürüyor. Suyu bile olmayan köylere otomatik çamaşır makinesi dağıtılırken Başbakan bunu hayretle izleyenlerin gözlerinin içine baka baka “Bizim ilgimiz yok, valilik yapıyor” diyebiliyor.

Ya oylar düşerse

Gözünü karartan iktidarın tek hedefi var; yerel seçimde yüzde 47’nin altına düşmemek. Çünkü eğer AKP yerel seçimlerde oy kaybına uğrar, sembol bazı kentlerde seçimi kaybeder, Diyarbakır’ı alamazsa büyük darbe yiyeceğini düşünüyor. Bir yandan dış dünyada neredeyse sıfır olan itibarımız, diğer yandan artık iyice içimize giren ekonomik krizin bu iktidarı alaşağı edebileceğini biliyor.

Demokrasiyi kötüye kullanma

Durum böye olunca, zaten demokrasi ile hiçbir ilgisi olmayan AKP, her türlü ahlaki kuralı da tanımadan sadaka ekonomisine tam gaz veriyor. Sanıyorum hesapladıkları şu: Yaptığımız suç olabilir. Ama demokrasi yavaş işler. Bunlarla ilgili üstelik kendi rızamızla soruşturma açtırsak bile seçime kadar hiçbir şey olmaz. Seçimden sonra Allah kerim.

Diğer partileri sıkıştırma

Tabii tamamı devletin olanaklarıyla yapılan ama AKP’ye mal edilen bu sözde sosyal yardımlar nedeniyle muhalefet partileri de ne yapacaklarını şaşırıyor. Muhalefet kentler için projelerini açıklamak yerine AKP ile yarışa girerek, seçimi kazandığında kime ne vereceğini açıklamaya çalışıyor. Her iki tarafı da pis değnek yani.

IMF üzerinden tehdit

Sevgili okurlar; ekonomi konusunda, dünyanın da gözlediği önlem almayan tek ülke durumundayız. Ancak iktidar seçim kazanmak için ülkenin büyük sıkıntı çekmesi pahasına halka doğruları söylemekten kaçınıyor. IMF ile anlaşmayı kendinden olmayan sermaye çevreleri üzerinde bir tehdit aracı olarak kullanan iktidar pembe tablo çizmeye de devam ediyor.

İmza seçimden sonraya

Öyle görülüyor ki iktidar, IMF ile yapılacak bir anlaşmanın seçmen tabanında tepki göreceğinden çekiniyor. Bu nedenle imza seçimden sonraya bırakılabilir. Bu süre içinde Türkiye’nin kaybedecekleri ise iktidarın umrunda değil. Tabii bu satırlardan IMF ile mutlaka anlaşma imzalanması gerektiğini düşündüğümü sanmayın ama bu beklentiyi iktidar yarattı ve gereğini yerine getirmeyerek dengeleri bozdu.

Ya öyle ya böyle

Başbakan bir yandan IMF ile anlaşmadan söz ederken diğer taraftan anlaşmayı imzalamayacağı izlenimi yaratıyor. Bu “kararlı” kararsızlık piyasaları altüst ediyor. Elbette Türkiye, IMF ile hiçbir şey yapmasa da olur. Ama iktidarın görevi kararını açıklamak ve buna göre önlem almaktır. Eğer AKP seçimlerden zaferle çıkarsa hiç kuşkunuz olmasın her türlü teslimiyeti kabul edecektir. Tersi olması halinde ise ne olabileceğini tahmin etmek çok zor.

DSP’nin garip tavrı

Sadece üç yerdeki “adayların gücü” nedeniyle varlık göstermeye çalışan DSP’ye yönelik eleştirilerime, bu partinin kimi taraftarlarından anlamsız tepkiler aldığımı yazmıştım geçen hafta. DSP’liler CHP’ye karşı savaş açarak varlıklarını göstermek istiyor, ama bir bakıyorsunuz İstanbul için DSP’li bir aday bile bulamıyorlar. Sırf CHP’nin önünü kesmek için buna değer mi diye düşünmek gerek.

Hepinize iyi haftalar dilerim

DİĞER YENİ YAZILAR