Birkaç gündür Tarkan’ın yılbaşı gecesi için TRT’den alacağı 750 bin dolar konuşuluyor. Haberlere göre Tarkan yılbaşı gecesi 6 yeni şarkısını seslendirmek için TRT ile 750 bin dolarlık bir anlaşma yapıyor. Anlaşma gereği Tarkan ve ekibi çekimlerle ilgili tüm masrafları da üstleniyor.
Konu bir anda tartışma yarattı. Peki Tarkan yılbaşı gecesi TRT’de değil de özel bir kanalda ekrana çıksaydı ve 1 milyon dolar alsaydı bu tartışmalar olacak mıydı?
Böyle olmayacaktı. O zaman sadece bir gece ve 6 şarkı için verilen para konuşulacak ve gazete başlıkları büyük ihtimalle “Rekor anlaşma, Tarkan süper para alacak” gibi olacaktı.
Ancak TRT olunca iş değişiyor. Çünkü özel kanalın hangi sanatçıya ne kadar para vereceğine o kanalın sahibi karar verir. Bunun için hesabını kitabını yapar, reklam gelirlerini düşünür hatta projeyi reklam verenlere anlatarak çok önceden karşılayabileceği bedeli belirler.
Oysa TRT’nin böyle bir derdi ve kaygısı yok. Onların bütçesini Türk halkından toplanan paralar oluşturuyor. Konuştuğumuz telefondan, aldığımız televizyona kadar pek çok dolaylı vergi TRT’ye gidiyor. O halde TRT’nin bu tür harcamalarını denetlemek ve gerektiğinde eleştirmek hakkımızdır.
Burada noktayı koyduktan sonra can sıkan başka bir ayrıntıya geçmek istiyorum. Tarkan’ın TRT’den ya da başka bir kanaldan 750 bin dolar almasına bizzat sanatçıların tepkisini anlamakta zorluk çekiyorum.
Örneğin Mustafa Sandal “Kuş mu konduracak?” diye soruyordu. Tabii kafasına takılan aslında 750 bin dolar. Acaba aynı para Mustafa Sandal’a teklif edilseydi “Ben kuş mu konduracağım?” diye sorar mıydı? Bazı başka sanatçılar da benzeri 750 bin doları çok bulduklarını belirten sözler söylediler.
Bunu hep yanlış bulurum. Nedense hangi sektörde olursa olsun, aradan sivrilen ve çok para kazanan biri hep “kıskançlık” oklarının hedefi olur. Aslına bakarsanız “Bu para etmez” sözünün altında yatan “Neden bana da verilmiyor?” duygusudur.
Oysa bırakın bazı kişiler süper paralar alsın, alsın ki, yarın öbür gün birileri size de teklif etsin. Tabii siz de en az onlar kadar başarılı olmak zorundasınız, bunu unutmayın.
Fazıl Say’ı asıl dünya kamuoyu dikkate alacaktır
Fazıl Say’ın “Kendimi azınlıkta kalmış hissediyorum, ülkeyi terk emeyi bile düşünüyorum” anlamına gelen sözleri bir anda müthiş bir kavga başlattı. Aynı duyguyu taşıyanlar Say’a hak verirken, AKP ve yandaşları ayağa kalktı. “Çekip gidebilir, bir kayıp olmaz” diyenler bile var.
Tabii hiç de öyle değil. Fazıl Say çapında sanatçılar kolay yetişmiyor. Sadece Türkiye’de değil dünyada da bu çap ve yetenekte sanatçı olabilmek çok zor.
Bu nedenle Fazıl Say’a “Valla keyfi bilir, isterse çeker gider” deme kolaycılığına kaçanlar fena halde yanılıyorlar.
Çünkü Türkiye belki sanatçılarına gereken değeri vermiyor olabilir ama çağdaş dünya için sanatçıların ve sözleri, duyguları, davranışları çok önemli.
Fazıl Say’ın söyledikleri Türkiye’de tartışma yaratsa bile çağdaş demokratik ülkelerde çok ciddiye alınacaktır.
Nasıl Orhan Pamuk’un sözleri Batı kamuoyunda derin etkiler yarattıysa Say’ın sözleri de aynı etkiyi yapacaktır. Dünya çapında bir sanatçının “ülkesini terk etmeyi bile düşündüğünü” söylemesi Batılıları aynı zamanda düşünmeye itecek ve sadece çıkar amacıyla bugünkü iktidara destek veren çevreleri de ürküterek “Acaba biz Türkiye konusunda yanılıyor muyuz, Türkiye’nin hızla bir İslam Devleti’ne doğru yol almasına katkı mı sağlıyoruz?” sorusunu sordurtacaktır.
İktidarın biraz sağduyusu varsa tabana şirin gözükmek adına Fazıl Say’ı yerden yere vurmak yerine sahip çıkar. Fazıl Say’ın sözleri inanın yakın zamanda seçim şımarıklığı ile başına buyruk davranan iktidarın başına çok açacaktır.
1907 Fenerbahçe Stadı’nda müthiş bir tribün yapmış
Yaklaşık 4.5 yıldır Fenerbahçe maçlarına gitmiyordum. Aslında bu süre içinde hiç maça gitmedim. Geçen hafta okul arkadaşlarımdan Bülent Gürbüz “CSK maçına gelir misin? Benim 1907 tribününde yerim var” deyince çok sevindim.
Fenerbahçe Stadı’nda en son maç seyrettiğim yer locaların bulunduğu tribündü. Bu kez 1907 tribününü gördüm. Son gittiğimde bu tribün henüz yapılmamıştı.
Gerçekten müthiş yapmışlar. Arabanla gelip otoparkta ayrılan yerine park ediyorsun. Asansörle tribüne çıkıyorsun. Tüm stat ve sahayı gören camlı bölmede yemeğini yiyip çayını kahveni içiyorsun. Sonra hepsinin önünde bir televizyon olan koltuğuna geçiyorsun. Bir maç için böyle bir keyif yaşamak gerçekten çok farklı duygu yaratıyor insanda.
Aziz Yıldırım çok çalıştı çabaladı ama sonunda zafere ulaştı. Hem Fenerbahçe Avrupa kupalarında tarih yazıyor, hem taraftar dünyanın en çağdaş statlarından birinde maç izliyor, hem takım oluk gibi para kazanıyor. Bu takımın sırtı yere zor gelir.
Galatasaray da stadına başladı sonunda. Ama orada galiba fazlaca devlet desteği var, Fenerbahçe her şeyini kendi parasıyla yapıyor ki bu çok önemli.
Dev maçı 1907 tribününden izlerken biraz duygulanmadım da değil. Çünkü üç dönem yönetim kurulu üyesi olarak hizmet etmiştim bu derneğe. Murat Özaydın’ın başkan olduğu dönemde davet etmişlerdi. Yönetim Kurulu’nda olduğum süre içinde gerçi yönetime pek karışmadım, çünkü anlamam, ama sosyal alanda pek çok çalışmam oldu. Toplantılar düzenledik, bunlarda konuşmacı ve moderatör olarak görev yaptım. Derneğin tanıtımı için çok çalıştım, hem kendi köşemde defalarca yazdım hem de diğer medya organlarında yer almasını sağladım çoğu kez.
Sonra bir gün zorunlu olarak mesleğimden uzaklaştırıldım. Hiçbir kaynaktan gelirim olmadığı bu dönemde 1907’nin yeni yönetimi beni aidat ödemediğim için uyardı. Sonra da bir gün bir yazı geldi, üyeliğime son verilmişti. Mühim değil. O gün pek çok eski dostu görmenin keyfini yaşadım o yeter.

