Skandal büyüyor muhalefet korkuyor

Haberin Devamı

Seçim sonuçlarının bilgisayarla YSK’ya iletilmesi sırasında, sonuçların değiştirilmiş olabileceği şüphesinin yarattığı dalga giderek büyürken, bu işte üzerlerine büyük görev düşen muhalefet partileri sıkıntı yaşıyor.

CHP bir yandan araştırma komisyonları kurarken, diğer taraftan bu konuda bilgi vermekten ve açıklama yapmaktan çekiniyor.

Örneğin CHP’nin önde gelen isimlerinden Algan Hacaloğlu’nun “Bundan bir şey çıkmaz, üzerinde durmak partimize zarar verir, biz teşkilatlarımızın yeniden yapılanması konusuna eğilmeliyiz” görüşünde olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle “Seçim skandalını ortaya çıkarmalıyız” diyen milletvekilleriyle tartışan Hacaloğlu’nun komisyon çalışmalarını engellemek istediği ileri sürülüyor.

Buna karşın CHP’li Atilla Kart ise skandalın ciddi boyuta ulaştığını kaydederek “Eğer bir hile yapılmışsa sonucu ne olursa olsun mutlaka üzerine gidilmeli ve açığa çıkarılmalıdır, Türkiye demokrasisi böyle bir şaibeli seçim nedeniyle daha sonra tamiri zor ağır yaralar alacaktır” diyor.

MHP’de de aynı şekilde genel merkezde iki grubun oluştuğu kaydediliyor. Seçim hilesi iddiasının doğru çıkmaması halinde partinin zarar göreceğini öne süren bazı milletvekilleri “Bu işin üzerinde hiç durmayalım” görüşünü Genel Başkan Bahçeli’ye iletmişler. Diğer grup ise “Oyumuzun çalındığı kesin, niçin skandalın üzerine daha güçlü biçimde gitmiyoruz” diye seslerini yükseltiyorlar.

‘Skandal’da JP Morgan adı

Bu arada dünyanın en büyük yatırım bankalarından JP Morgan’ın seçim sonuçlarının sanal ortamda aktarılmasını sağlayan Sun Microsystems şirketine sistemi kurabilmesi için kredi kullandırdığı ileri sürüldü.

Sun Microsystems’ın benzer bir yazılım programı için Yunanistan’da da ihaleyi kazandığı, ancak Yunan hükümetinin “Bu şirketin Amerika’daki seçimlere hile karıştırdığı yolunda bilgiler var” gerekçesiyle ihaleyi iptal ettiği de bildirildi. Türkiye’nin ihaleyi bu şirkete verirken bunu göz önüne alıp almadığı ise merak konusu.

Bunun da ötesinde JP Morgan’ın seçimlerden önce bir anket yaptırdığı da belirtiliyor. Bankanın bu nedenle Konda Araştırma Şirketi ile anlaştığı öne sürülüyor. Konda’nın bankaya “AKP seçimi yüzde 48 oyla kazanacak” bilgisi verdiği de belirtiliyor.

Seçim skandalı iddialarının ortaya çıkmasından sonra Konda’nın sahibi Tarhan Erdem’in, sanki kendi araştırması kastediliyormuş gibi “Hile yok, varsa söyleyen belgesini getirsin” diyerek öfkelenmesi de buna bağlanıyor.

Çünkü Tarhan Erdem’in son seçim başarısından sonra çok yüklü bütçeleri olan araştırma projeleri aldığı, seçim sonuçlarının değişmesi ihtimalinin şirketi adına kötü olacağını düşündüğü de konuşuluyor.



***




Askerin demokrasiye hangi müdahalesi?

Şu sıralar en moda uygulamalardan biri, önüne gelenin askere hakaret etmesi. Kendini demokrat ilan eden herkes bunu kanıtlamak için önce askere bir bindirme yapıyor “Elini çek demokrasiden” gibi sözlerle ya da “vesayet altında yaşamak istemiyoruz” türünden çıkışlarla caka satıyor.

Hani kendimi askerin yerine koyuyorum, Cumhuriyet tarihinde böyle bir dönemi hiç yaşamamıştık, gerçekten insanın çelik gibi sinirlerinin olması lazım herhalde.

Peki askere yönelik bu ağır hakaretlerin temelinde yatan ne?

Abdullah Gül’ün mayıs ayında Cumhurbaşkanı seçilmesinin önüne askerin geçtiğine inanıyor bazı yeni demokratlar. Genelkurmay Başkanı 12 Nisan’da yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı olacak kişinin sözde değil özde demokrasiye, laikliğe bağlı olması gerektiğini söylemişti.

Bunun üzerine bir de 27 Nisan gecesi yayınlanan bildiri eklenince bizim yeni demokratlar iyice coştu. Üstüne AKP seçimi de kazanınca iyice coştular.

Ancak önceki gün Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert’in emeklilik töreni nedeniyle yaptığı konuşmadaki sözleri bu yeni demokratları dengesini bozdu anladığım kadarıyla.

Çünkü Cömert konuşmasında “Demokratik olgunluğumuzu pekiştirdiğimize birbirimizden kuşku duymak yerine daha iyi anlamaya çalıştığımızda, sorunlarımızı açık yüreklilikle konuştuğumuzda sorunların üstesinden geliriz” dedi.

Bundan daha güzel bir ifade olur mu? Olmaz da, bizim yeni demokrat takım sanıyorum bu cümleyi “AKP’den kuşku duymayalım, onları da dinleyelim” diye tercüme ettiler.

Edebilirler etmesine de, bunu böyle kabul edince tavır da değişiveriyor.

Bir gün önce “Asker konuşmasın, asker karışmasın, vesayet istemiyoruz” diyenler, beğendikleri bir konuşma olunca birden “Demokratik manifesto” “Önce demokrasi” söylemine dönüverdiler.

O zaman insanın kafası karışıyor. Asker hiç mi konuşmasın yoksa sadece bizim istediklerimizi mi söylesin?

Asker beğendiğimiz sözler söylenince demokrasiye katkı olacak, beğenmediğimizi söylediğinde ise bu demokrasiye müdahale kabul edilecek.

En azından hafiflik bu.



***



Sezer’e atış serbest

Bekir Coşkun Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak görmek istemediğini belirterek “Benim Cumhurbaşkanım olamaz” dedi diye Tayyip Bey “O zaman vatandaşlığı bırak” öfkesini gösterdi ama kendisini destekleyen yayın organlarında Ahmet Necdet Sezer için çok daha ağır ifadeler kullanılıyor.

Bunun yanı sıra Sezer adına yazılan bazı yalan haberler de var ki, işte bunlar çok ayıp.

Bunun en tipik örneğini hafta başında gördük. AKP yanlısı bir gazete Sezer’in 367 konusunda itirafta bulunduğunu ileri sürerek “Sezer: 367 yanlıştı” başlığını kullandı. Sonra bu haber başka yayın organlarında da yer aldı.

Oysa Sezer’in böyle bir ifadesi yoktu. Sadece kendisini ziyaret eden birine “Anayasa’nın 92. maddesi ile bu sorun halledilebilirdi ama yapılmadı” demişti.

Ama gördüğüm kadarıyla bu yalan haber pek çok kişinin de zihninde iz bırakmış. Önceki akşam bir doktor arkadaşım “Sen 367 konusunda çok yazmıştın ama bak Sezer bile bunun yanlış olduğunu söylemiş” deyince çok şaşırdım. Çünkü bu arkadaşım Sezer’in düzeltmesini aynı büyüklükte yayınlanmadığı için gözden kaçırmış.

Bu tür “belden aşağı vurmak” diye tabir edilen yalanlara başvurmak gerçekten çok üzücü.



***




Türkiye’ye AB tehdidi

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça Avrupa Birliği’nden de garip açıklamalar geliyor. Birkaç gün önce AB’den gelen bir açıklamada “Türkiye demokratik sisteme zarar veren bir müdahale ile karşılaşırsa Avrupa Birliği’ni unutsun” deniliyordu.

Kastedilen belli ki “Asker” ve aba altından sopa gösteriliyor.

Genelkurmay Başkanı bu konuyla ilgili hiçbir şey söylemezken, emekli olan kuvvet komutanları “Birbirimizi anlamalıyız” diye konuşurken Avrupa Birliği’nin aklına bir askeri müdahale fikri acaba kimler tarafından sokuluyor?

İşin tuhafı her konuda konuşan başbakan ve Dışişleri Bakanı AB’den gelen bu ayıp açıklamaya karşı “Ne münasebet, demokratik sürece kimse zarar vermez, siz kim oluyorsunuz” deme cesareti de bulamıyor. Bir de AKP’yi içine sindiremeyenlerin hiçbiri müdahaleden söz etmezken AKP taraftarlarının hep bunu konuşmasının anlamı ne olabilir ki?

DİĞER YENİ YAZILAR