Kendi kendimizi zora sokmakta üstümüze yok. Zaten bu konuda ünlü bir sözümüz de vardır. “Bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz”
diye.
Şimdi üstünde pek durulmayan ama bir süre sonra yine çok tartışmalara neden olacak yeni bir konumuz doğdu.
Aslında konumuz zaten süregeliyordu, sadece biraz unutulmuştu. Yine hatırlandı, bir süre daha unutulacak, ardından çok ciddi biçimde tekrar patlayacak.
Konumuz Nokta Dergisi’nde seçim öncesi yayınlanan “darbe günlükleri” ile ilgili.
Uzun bir aradan sonra birden ortaya çıkan Nokta adlı dergi üst üste askerin bir darbe hazırlığı içinde olduğu yolunda haberler yapıp sonra kapanmıştı.
Ancak eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek Nokta Dergisi aleyhine dava açmıştı. Çünkü dergi bu komutanın günlük tuttuğunu ve günlüklerde darbe hazırlıklarını ayrıntılarıyla yazdığını iddia etmişti. Geçtiğimiz perşembe günü bu davanın ilk duruşması yapıldı. Savunmaya gelen Nokta’nın o dönemki Genel Yayın Müdürü Alper Görmüş konudan Başbakanlığın da haberi olduğunu ileri sürdü. Görmüş, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün de tanık olarak dinlenmesini istedi.
Görmüş bununla da kalmadı, Hasan Cemal, Enis Berberoğlu, Murat Yetkin ve Aslı Aydıntaşbaş gibi gazetecilerin de konunun tanığı olduklarını söyledi.
Buraya kadar olanları zaten olayın sıcak günlerinde de biliyorduk.
Şimdi gelelim “içinden zor çıkılacak” noktaya. Mahkeme bu açıklamalardan sonra “günlüklerin Başbakanlık’ta olup olmadığının öğrenilmesi için” Başbakanlığa bir yazı yazdı.
Başbakanlık mahkemeye cevap verecek ve belki de diyecek ki “Evet söz konusu günlükler bizde de vardı.” Tabii tersini söylemesi de mümkün.
Ancak şimdi ortaya çok ilginç bir durum çıkıyor. Eğer gerçekten Görmüş’ün dediği gibi günlükler Başbakanlık’ta da vardıysa, bu nasıl iştir ki ülkede bir darbe hazırlığı yapılıyor ve iktidar kılını bile kıpırdatmıyor?
Askerler darbe hazırlığı içinde, hükümet bunu biliyor, Genelkurmay Başkanı da belki biliyor. Ama hiçbir şey yapılmıyor, iş perde gerisinde kalıyor. Sonra bir gün sırf bu iddialar ortaya çıksın diye neredeyse kapalı devre yayın yapan bir dergi yayın hayatına sokuluyor, iddiaları ardı ardına yayınlıyor ve sonra da kapanıyor. Şimdi Başbakanlık çok zorda. “Bilgiler bizde de vardı” dese bir kepazelik yaşanacak. “Hayır bizde yoktu” dese bu kez Nokta Dergisi’nin karanlık güçler tarafından nasıl kullanıldığı ortaya çıkacak.
Devletin en tepesinden de kaynaklansa ülkede huzuru bozacak bu tür tezgâhlar günün birinde mutlaka ortaya çıkar.
Aktörleri bir kılıfını bulup belki kendilerini kurtarır, ama figüranlar arada kaynayıp gider.
Basit bir örnek
Ayvalık’ta yapılan Cumhuriyet Okurları toplantısında bir kadının anlattıkları bana çok ibret verici geldi. Yeni dönemin Türkiye’deki yaşam biçimine “mahalle baskısı” yöntemiyle nasıl müdahale ettiğinin tipik bir örneği bu çünkü.
İsterseniz olayı anlatan kişinin ağzından aynen siz de okuyun: Markette, 8-9 yaşlarındaki bir kız çocuğu yanıma yaklaşıp “Yenge, gözlerini niye maviş boyadın? Başını niye örtmüyorsun? Cehenneme gideceksin. Açıkta görünen saç tellerin bir bir yılan olacak, boynuna sarılacak, başın yılanlarla dolacak” dedi. Şaşırdım, kim bunun annesi diye bakınırken, çağdaş giyimli bir bayan “Ah sormayın. Kızı bu yaz Kuran kursuna gönderdik. Bunları öğrenmiş. Ne yapacağız bilemiyorum” dedi. Niye gönderdiniz diye sormadan “Mahallede herkes Kuran kursuna gidince, mahalleli sen niye göndermiyorsun, Müslüman değil misin diye baskı yaptı. Kursta da bunları öğrenmiş. Herkese bunu yapıyor. Çok pişmanız.” Bu çocuk nasıl bir mücadele içindedir, geceleri nasıl rüyalar görüyordur düşünebiliyor musunuz?
Şaka gibi değil mi? CHP’ye yüzde 46 oy çıkan Ayvalık’ta durum böyleyse, AKP’ye yüzde 46-65 çıkan yerler ne alemde tahmin edebiliyor musunuz? Kuran kursları vasıtasıyla irticanın eriştiği boyuta bakın.
“Tehlikenin farkında mısınız?” değil. “Tehlikenin içindeyiz.”
Örümceğin salgıladığı uyuşturucu sıvı
Anayasa tartışmalarıyla birlikte demokrasiye AKP penceresinden bakan kimi aydın ve akademisyenlerin “bilimsel değeri fazla olmayan” buna karşın tartışmayı halk önünde yaptıkları için insanların zihinlerini bulandıran ve şaşırtan yorumlar yaptıklarını görüyoruz.
Bu kesim inançla fikir arasındaki derin ayırımı yapmadan, ikisini de demokrasi potasında eritmeye kalkarak müthiş bir düşünce kirliğine yol açıyorlar. Cumhuriyet Gazetesi’nde geçen hafta Ergin Yıldızoğlu’nun yazdığı yazı bunu ortaya koyması açısından bana göre çok önemliydi. Yıldızoğlu, Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman’ın Profesör Şerif Mardin’le yaptığı söyleşiyi bu açıdan değerlendirerek ilginç saptamalarda bulunuyor. Size bu yazıdan kısa bir kesit sunmak istiyorum:
(Şerif) Mardin, (Ayşe) Arman’ın “Hayat tarzımız değişebilir mi? Malezya olur muyuz? Kadınların gerçeği?.. Takıyye mi yapıyorlar? İstediğim gibi giyinemeyecek, Boğaz’da içki içemeyeceksem ne yapacağım? AKP’ye merkez sağ demek doğru mu? AKP konusunda yanılmış olabilir miyiz?” olarak özetleyebileceğimiz sorularına, “Korkularınız yersiz olmayabilir. Bilemeyiz, bekleyip görmek gerekir” gibisinden cevaplar veriyor.
Böylece söyleşi, iki işi birden “başarmış” oluyor. Birincisi, AKP’den huzursuz olanların, haz temelli, “maddiyatçı” ve “dekadan” yaşam tarzlarını (ayrıcalıklarını) kaybetmekten korkan, halkının maddi ve manevi sorunlarına yabancı ve ilgisiz bir seçkinlerden oluştuğuna ilişkin “fanteziyi” bir kez daha pekiştiriyor. İkincisi, Mardin, bu söyleşide, hem bu kaygılara “anlayışla” yaklaşarak Arman gibi düşünenleri, siyasal İslamın “pasif karşı devrim” sürecine yabancılaştırmıyor. Hem de, “belki de değildir” (Ah! Aziz Nesin), “bekleyip görelim” diyerek, liberal entelijansiyayı, siyasal İslama bağlayan “değişti-değişmedi” tartışmasına sadık kalarak, pratikte AKP’ye “pasif karşıdevrimi” (restorasyon) tamamlaması için gerekli süreyi tanımakla eşanlamlı bir tutum öneriyor. Bu arada, demokrasi adına, “konuşacaksınız”, “söyleyeceksiniz” gibi, özgürlükçü ve akılcı (inanca değil bilgiye dayalı) bir tartışma ortamı yoksa, pratikte hiçbir etkisi olmayan önerileri sıralıyor.
Mardin’in sözleri, bana, örümceklerin avlarının bedenine enjekte ettikleri uyuşturucu ve protein eritici sıvıyı anımsattı. Demokrasinin biçimselliğine/ritüellerine kanarak, bu bekle gör tutumunu benimseyenler, hem siyasal İslamın toplumsal ilişkilerinin, yasal kazanımlarının yaşam tarzlarını (bedenlerini) gittikçe daha çok sardığını hem de saflarının (kaslarının) gittikçe eridiğini (transformismo), tepki gösterme kapasitelerini yitirdiklerini görecekler.
Enflasyon yok
AKP’nin seçimleri kazanmasındaki en önemli etkenlerden biri döviz fiyatlarının yükselmemesi ve düşük enflasyon oldu. Vatandaş bu ortamın AKP iktidarı ile daha da süreceğine inandı.
Rakamlara bakınca enflasyon çok düşük görünüyor.
Ama sonra bir bakıyorsunuz Enerji Bakanlığı elektriğe zam yapılması gerektiğini açıklayıveriyor. Oranı da yüzde 15. Peki, bu ne anlama geliyor. Enflasyon yüzde 10’un altında diyeceksiniz, sonra elektriğe yüzde 15 zam yapacaksınız.
“Tamam da 4.5 yıldır zam yapmadık” diyorlar. İyi de o zaman da bu halkı kandırdığınız anlamına gelmiyor mu? 4.5 yıl fiyatları sübvanse etmişsiniz demek ki. 4.5 yıl halkı popülist politikalarla halkı oyalayacaksınız, sonra gücü elinize geçirince gerçeğe döneceksiniz. Ne ayıp şey.

