Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun “partisi kapatıldığı için 5 yıl siyaset yasağı alanların, bir dönem sonra yapılacak genel seçimlerde bağımsız aday olabileceklerine” ilişkin Anayasa yorumu hukukçuların farklı tepkilerine neden oldu.
Dün konuştuğum bazı hukukçular, Kanadoğlu’nun tespitlerine katıldıklarını söylerken, bazıları “Hayır, siyaset yasağı Anayasamızdaki maddeler gereği bağımsız aday olmaya izin vermez, seçilme yasağının da seçim dönemi ile değil alınan ceza süresi kadar hükmü olur” görüşünü savundular. Kanadoğlu’na katılanları bugün konu etmiyorum, çünkü o biliniyor. Karşı çıkanların görüşü ise özetlerle şöyle;
1- Anayasa Mahkemesi kuruluş felsefesi gereği Türkiye’deki tüm mahkemelerin uzmanlık alanlarının tamamını kapsar. Parti kapatma davası bir ağır ceza mahkemesi mantığı ile yapılır.
2- Anayasa’nın giriş bölümünde belirtilen hususlar ağır suçlar niteliğindedir. Bu suçların işlenmesi ağır bir yaptırıma gerek gösterir.
3- Anayasa’nın 84. maddesi kapatmaya neden olanların milletvekilliğinin düşeceğini belirterek en ağır yaptırımlardan birini koymuştur.
4- Milletvekilliğinin ceza anlamında düşmesi demek, o kişinin milletvekili seçme hakkını kaybetmesi demektir.
5- Üyeliği düşen kişinin milletvekili seçilme yeter ve şartlarını ne kadar süre ile kaybettiği ise Anayasa’nın 69. maddesinde beş yıllık siyasi yasak olarak belirtilmiştir.
6- Siyasi yasak kavramı bir ceza yaptırımı olduğuna göre parti kapatmaya neden olduğundan milletvekilliği düşen bir kişi ceza süresi içinde milletvekili seçilme yeter ve şartlarına kavuşamayacağı için, ceza süresince hiçbir şekilde (bağımsız olarak da) adaylığını koyamaz.
7- Bu durumdaki bir kişinin adaylığını kabul etmek bir anayasa suçu olacaktır.
8- Anayasa Mahkemesi kanunda yazılı olmayan konularda içtihat hakkını kullanarak yaptırımları detaylı bir şekilde gerekçeli kararında belirtme hakkına sahiptir.
9- Anayasa’nın ilgili maddelerinde açıkça belirtilmediği ileri sürülen yaptırımlar Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında içtihat olarak ortaya konmalıdır.
Kanadoğlu’nun yorumuna göre, Tayyip Erdoğan ve olası siyasi yasak alabilecek kişilerin ara seçimlerde bağımsız aday olmalarının yolu kapanmış görünüyor.
Ancak Kanadoğlu’nun yorumuna katılmayan hukukçuların görüşü esas alınırsa Erdoğan ve arkadaşlarının bir kapatma veya 5 yıllık siyasi yasak nedeniyle, bu süre içinde hiçbir şekilde yeniden seçilemeyeceğini gösteriyor.
Bu konu elbette daha çok tartışılacak.
TCDD’den rötar özürü
Geçen hafta “Okurdan mesaj” başlığı altında yazdığım “Pamukkale Ekspresi hız yavaşlatmış” yazısı ile ilgili Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’nden bir açıklama geldi.
Açıklamada gecikme için özür dilenirken “Söz konusu gecikmeler, mevcut hatta sürdürülen yol yenileme ve bakım çalışmalarından dolayı bazı trenlerin hızlarında kısıtlamaya gidilmesinden kaynaklanılmaktadır” deniliyor.
Yani demek ki yazılanlarda gerçek dışı bir şey yok. TCDD bunu kabul ediyor. İyi bir şey.
Açıklamada ayrıca “Yolcuların bu konuda bilgilendirilmesi için daha fazla özen gösterilmesi hususunda ilgili işyerlerimiz uyarılmıştır” ifadesine de yer veriliyor. Zaten sorun burada. TCDD saatlerce gecikme olacağını bildiği halde, sanki bu yokmuş gibi biletlere varış saatini yazıyor. Uyarıya göre biletlere gecikme süresi de eklenecek demektir. Göreceğiz..
Erdoğan 16 milyonun Başbakanı mı?
Başbakan Erdoğan’ın Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisine cevap verirken, “16 milyon seçmene ihanet edemem” demesi tartışılırken, okurlarımdan biri ilginç bir mesaj göndermiş. Anayasa’yı hatırlatan okurum bakın ne yazmış;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ne diyor: MADDE 80. - (Milletin temsili) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.
Peki bu Anayasa çerçevesinde milletvekili seçilmiş ve Başbakan olmuş Tayyip Erdoğan ne diyor: “.... Kapatma davası açılmış bir siyasi partiyle ilgili bir bildiri yayınlanırsa onu cevapsız bırakmak benim 16,5 milyon seçmenime ihanet olurdu. Onu cevapsız bırakamazdım.....”
Demek ki neymiş?
Başbakan, tüm ülkenin değil kendi seçmeninin temsilcisiymiş.
Kapatmak için bırakın diğer iddiaları bu bile yeterli.
Düpedüz; “Anayasa ihlali”.
Anayasa’nın 2. maddesi ve giriş bölümü
Kapatma davası ile ilgili yazılarda ister istemez pek çok anayasa maddesi geçiyor. Herkesin bu maddeleri bulup okuması kolay olmayabilir. Bu nedenle AKP’nin kapatma davasına temel dayanak olarak Anayasa’nın 2’nci maddesini yazmak istiyorum.
Ancak bundan daha da önemlisi Anayasa’nın giriş bölümüdür. Anayasa’nın 176. maddesine göre bu giriş bölümü de Anayasa metni içinde kabul edilmektedir. Ve bu giriş bölümü tüm anayasa maddelerinin ana felsefesini de yansıtmaktadır.
İşte Anayasa’nın değiştirilemeyen ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyen ilk üç maddesinden ikincisi şöyle;
MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Şimdi burada dikkat ederseniz bazı temel ilkeler sayılırken “başlangıçta belirtilen” uyarısı konulmuş. Giriş bölümündaki uyarı da aynen şöyle;
“Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı....”
Yani; belirtilen ilkelere aykırı davranmak ağır bir Anayasa suçu sayılıyor. Bu durumda “kanunda açıkça belirtilmiyor” bahanesinin arkasına saklanarak “demek ki bağımsız aday olunabilir” demek Anayasaya göre absürd. Kanadoğlu bunu “garabet” olarak niteliyor. Oysa Anayasa, bu garabete aslında izin vermiyor. Bunu saptamak da herhalde Anayasa Mahkemesi’nin işidir.
Yasal adalet doğruluk sanatıdır.
Latin Atasözü

