Ergenekon davası iyice kafa karıştırır hale geldi. 2003’te bazı kuvvet komutanlarının darbe yapmayı düşünmelerinden yola çıkıp, mazileri pek temiz olmayan kimi asker ve sivillerin kargaşa ve kaos yaratarak orduyu darbeye zorlamak istedikleri ileri sürüldü.
Sonra iş gerilere götürüldü, 1990’lı yılların başındaki PKK terörüyle mücadele sırasında yaşandığı ileri sürülen olaylar incelenmeye başlandı.
Son olarak da Ergenekon’un eski başbakan rahmetli Ecevit’i öldürmeye çalıştığı iddiaları ortalarda dolaşıyor. Ve galiba Prof. Dr. Mehmet Haberal da bu nedenle tutuklandı.
Başından bu yana ısrarla savunduğum bir nokta var. Ergenekon adı verilen olayda devletin olanakları sayesinde kazandıkları güçlerini kötü amaçla kullanan veya bir tür darbe planlayanlar olmuş olabilir. Bunların ortaya çıkarılıp cezalandırılması elbette gereklidir.
Ama bu dava bir torba davaya dönüştürülür ve akla gelen her şey içine atılmaya başlanırsa hem sorunu çözemezsiniz hem de daha sonra onarılması olanaksız yaralar açarsınız.
Ki şu anda geldiğimiz noktada onarılması çok zor pek çok durumla karşı karşıyayız zaten.
Şimdi Ecevit olayıyla uğraşıyoruz. AKP’li gazetelerin manşetleri skandal haber başlıklarıyla dolu. Mehmet Haberal ve Hüsamettin Özkan, Ecevit’in sağlık durumunu bozup iş göremez raporu verdirmek için çabalamışlar. Satır aralarında ise aslında Ecevit’in öldürülmek istendiği ileri sürülüyor.
Bu da “darbe için güzel bir gerekçe” gibi sunuluyor.
Siyaset aynı zamanda ustaca manevralar yapma sanatıdır. Bunun içine beğensek de beğenmesek de bazen oyunlar ve komplolar da girer. Başarıya ulaşırsanız size “akıllı ve usta siyasetçi” denir, başaramazsanız bedelini ödetirler.
1999’u hatırlayın. Ecevit ayakta duracak halde değildi. Dönemin bakanları kabine toplantılarında yaşananları saygılarından dolayı pek anlatmıyorlar, ama sızan bilgiler Ecevit’in çoğu kez nerede olduğunu bile kavrayamayacak kadar kötü durumda olduğunu anlatıyordu.
Böyle bir dönemde kamuoyunu sarsmadan, spekülasyonlara meydan vermeden Ecevit’i bir kenara çekmeyi düşünenler çıkmış olabilir. Bunun için de bir sağlık raporu düzenlenmesi akla gelmiş de olabilir.
Ama buradan yola çıkıp bunu düşünenleri ya da harekete geçenleri “darbeci” olarak suçlamak en azından akılla bağdaşmaz. Eğer o gün Ecevit’e bir “iş göremez” raporu verilmiş olsaydı dünya yerinden oynamazdı. Kimileri bu kararı beğenir kimileri de çirkin bir komplo olarak nitelerdi. Hepsi bu.
10 yıl sonra bu olayı skandal gibi sunup içinden darbe çıkarmaya çalışmak akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Seçim gecesi yaşananlara birkaç örnek
Bu hafta başında 2007 genel seçimlerinde olduğu gibi 2009 yerel seçimlerinde de bilgisayar yoluyla bazı sahtekârlıklar yapıldığı yolunda kuşkular olduğunu dile getirmiştim.
Bunun için görevin muhalefete düştüğünü ve işin peşini bırakmamaları gerektiğini hatırlatmıştım.
O yazıda birkaçı dışında fazla örnek verememiştim. Bugün sizlere o gece yaşananlardan küçük bir demet sunmak istiyorum. Elbette aşağıda okuyacaklarınız mutlaka bir sahtekârlık yapıldığı anlamına gelmez, ama yine de çok ilginç:
İzmir’de CHP %62 - AKP %23’lerde başladığı geceyi sabaha kadar %55 - %32 ile bitiriyor. CHP %7-8 oy kaybederken AKP %7-8 oy kazanıyor.
Diyarbakır’da DTP %75’lerde başladığı geceyi %65’lerde bitiriyor. DTP %10 civarında oy kaybederken, aynı şekilde AKP %10 civarında oyunu artırıyor ve geceyi %31-32’ler civarında bitiriyor.
Trabzon’da da İstanbul benzeri bir sonuç. %2’lik bir fark (CHP %44-AKP %46) gecenin sonunda CHP %40 -AKP %48 olacak şeklinde %7-8’lik bir farka çıkıyor.
Antalya’da geceye %10 farkla başlayan CHP ancak zar zor %5 farkla seçimi kazanıyor. (%40 - %35)
Beyoğlu’nda %10 farkla önde giden CHP, sabaha karşı Beyoğlu’nu AKP’ye kaptırıyor. Üstelik 6 puan farkla.
Manisa, Balıkesir, Karabük gibi yerlerde MHP-AKP çekişirken aynı şekilde MHP oyları devamlı azalırken, AKP oyları devamlı artıyor.
Ankara’da Murat Karayalçın TV’ye çıkıp 2 puan önde olduklarını söylüyor ama gece biterken %7 farkla kaybediyor (%38,5-%31,5).
Aynı şekilde İstanbul’da CHP İstanbul İl başkanı oyların %90’ı sayıldığında %41’e %40 önde olduklarını söylediği gece 7 puan farkla kaybediyor (%44.3 - %36.9)
Bütün bunlar gece yarısına doğru “bilgisayarlar aşırı yük nedeniyle kilitlendi” açıklamasından sonra yaşanıyor.
Kutlu Doğum Haftası
Hazreti Muhammed’in doğum günü nedeniyle bir süredir Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri yapılıyor. Bu etkinlikler 10 yıl öncesine kadar tıpkı diğer kutsal günler gibi hicri takvime göre yapılırdı.
Ama her nedense sadece bu konuda Hicri takvimden vazgeçildi ve Kutlu Doğum Haftası, nisan ayında sabitlendi.
Çevremizden duyuyoruz, Kutlu Doğum Haftası nedeniyle okullarda kimi toplantılar yapılıyor, cami gezileri düzenleniyor. Bazı okullarda öğretmenlerin birbirine “Selamünaleyküm, Kutlu Doğum Haftası mübarek olsun” dediklerini de duyuyorum.
Bu haftanın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasına denk getirilmesi herhalde tesadüf değil.
Geçen yıl da yazmıştım, yine söylemek istiyorum. Madem canımızın istediği önemli günü hicri takvimden çıkarıp miladi takvime uydurabiliyoruz, o halde Ramazan, bayramlar ve kandillerde neden aynı uygulama yapılmıyor!
Örneğin, Suudi Arabistan’da 12 ay boyunca gece ile gündüz aşağı yukarı eşittir. O halde biz de Ramazan’ı gece ile gündüzün eşit olduğu mart-nisan ya da eylül-ekim’de yapamaz mıyız?
Türel Turizm Bakanı
Antalya’da daha önce neden AKP’nin kazandığını “Bu pragmatik bir karardı” diye açıklayan ve bu seçimlerde CHP’nin kazanacağını söyleyen Antalyalı turizmci arkadaşım önceki gün yine aradı. Telefonda aynen şunu söyledi:
“Gazeteniz yazarlarından Aydın Ayaydın’ın köşesinde Erdoğan’ın seçim kaybeden Menderes Türel’i Kültür ve Turizm Bakanı yapacağını öğrendim. Hayırlı olsun tabii de, acaba Türel bu koltuğa oturursa bakanlığı aslında kim yönetecek. Çünkü Menderes Türel, Antalya Belediye Başkanı idi ama aslında bütün kararları Başbakan veriyordu, kentteki yönetim ise AKP İl Başkanı tarafından yürütülüyordu. Tüm ihaleler de yine AKP’li bir kişiye emanetti. Bakanlığın farklı olması mümkün mü?”
Baban kim?
Yıldırım Tuna’dan: Oğlanın biri polise koşup “Memur bey babam barda kavgaya başladı yetişin!” demiş. Polis hemen bara gitmiş, kavga eden iki kişiye bakıp çocuğa “Hangisi baban?” diye sormuş. “Valla efendim” demiş çocuk “Onlar da bunun için kavga ediyor!”

