Sınav rezaletinin gerçek nedeni

Haberin Devamı

Yazacaklarımın şimdilik bir belgesi yok. Ancak bilgisayar programlarıyla neler yapılabildiğini bilen biri olarak yaşanan sınav rezaletinin arkasında aslında ne olduğunu bugüne kadarki deneyimlerimle tahmin edebiliyorum.

ÖSYM’nin garip başkanı, sadece bir konuda ısrarlı. Diyor ki “Şifre var, kopya yok.”

Tabii ilk soru “O zaman şifre niye var?

Bunun da “bilimsel!” cevabını verebilirler. Diyebilirler ki “Bu tür programlarda değerlendirme yapabilmek için şifrelere ihtiyaç vardır. 1 milyon 700 bin sınav kâğıdının değerlendirilmesinde bir program uygulanmasa her şey karışabilir.”

Buna da tamam diyelim.

Ve en önemlisi, diyelim ki gerçekten şifre anahtarı hiç kimseye verilmemiş olsun.

Yine de durum değişmiyor.

Sınavın en şüphe çeken yanı, 1 milyon 700 bin ayrı soru kitapçığının basılmış olması. Bu konu sadece “güvenlikle” izah edilemez.

Anladığım kadarıyla bu sistemin temel amacı “yerleştirme” sırasında oynanacak oyundur.

Burada hedef sınavdan ziyade bazı cemaatlar tarafından yetiştirilen, eğitilen taze beyinlerin belli bazı üniversitelere “grup halinde” sokulmalarını sağlamak.

Bazı dini grupların yetiştirdiği öğrenciler kendi başlarına bırakıldığında değişik üniversitelere dağılıyorlar. Bu kez işi daha sıkı tutup bazı üniversitelere, eğitim dönemi boyunca birlikte hareket edecek, örgütlenme faaliyetlerini daha güven içinde sürdürecek sayıda öğrenci aynı anda yerleştirilmek isteniyor.

Zamanında bunda başarılı olmuşlar ve toplu halde Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne yönelmişlerdi. Geçen 40 yıl içinde bu okuldan mezun olan çok sayıda “belli görüş sahibi” genç Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kaymakam ve vali oldular.

Anladığım kadarıyla 1 milyon 700 bin kitapçık ve cevap anahtarı hazırlanmasının temel nedeni bu. Çünkü bu yolla kimlerin nereye yerleştirileceğini bilgisayar sistemiyle belirlemek mümkün. Adayların alacağı puanın bile hiç önemi yok, çünkü sınav kitapçığını ve alınan sonucu o öğrenci dışında hiç kimse göremiyor.

Ama ÖSYM her adayın kim olduğunu bildiği gibi kimin hangi kitapçığı aldığını ve onun cevap anahtarını biliyor. O halde puanı ne olursa olsun bazı öğrencilerin istenilen yerlere yerleştirilmesi de mümkündür.

Kimileri için bu yazdıklarım “çok ileri bir komplo teorisi” olarak görülebilir. Ancak ÖSYM Başkanı’nın tavrına baktığımda bunun bir komplo teorisi olmadığı izlenimini alıyorum.

Savcılar, asıl yerleştirme sonunda çalışma yapmalı. Yerleştirilen her öğrencinin aldığı puan ve girdiği yer sıkı sıkıya kontrol edilmeli.

*****


Seçim hilesine dikkat

Belki sıkılan olmuştur, çünkü birçok kez yazdım. 2007 seçimlerinde bilgisayar yoluyla hile yapıldığı konusunda kamuoyunun zihninde kuşku var. Daha sonra yerel seçimlerde gecenin bir yarısı elektriklerin kesilmesi ve elektrikler geldikten sonra sonuçların ciddi biçimde değiştiğinin görülmesi de kuşku yaratmıştı. Sonunda referandumun sonucunun da zihinleri bulandırdığı bir gerçek.

Bu nedenle çeşitli defalardır partileri uyarıyor ve sandığa sahip çıkmaları gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

Hatta sadece sandıkların sıkı kontrolü değil, “birleştirme tutanaklarının” da iyi izlenmesi gerektiğini söylüyorum.

Bilgisayarın neler yapabileceğini hayal edemeyenler ise “Nasıl yani, millet oyunu verecek, bilgisayarla bu değiştirilecek, olur mu öyle şey?” diye soruyorlar haklı olarak.

ÖSYM 1 milyon 700 bin aday için ayrı soru kitapçıkları hazırlayabiliyor, buna bir şifre koyabiliyor ve her aday için ayrı bir cevap anahtarı hazırlayabiliyor. Bunların hepsi bir bilgisayar programıyla gerçekleştiriliyor.

Yani demem şu ki, bilgisayarla neler yapılabileceğini hayal edemeyenler bu örnekten yola çıkarak hayal güçlerini zenginleştirebilir. Bilgisayar programı ile aynı soruları içeren 1 milyon 700 bin ayrı kitapçık hazırlanabiliyorsa, yine bilgisayar programı kullanılarak oyların merkeze ulaştırılması sırasında yapılacak müdahaleler için de bir program yazılabilir.

Bu nedenle öncelikle her sandığın kesin sonucunu elde tutmak ve birleştirme tutanaklarının düzgün yazıldığını kontrol etmek çok önemli.

Ondan sonra yapılacak tek iş kalıyor. Eldeki “kesin” sonuçlarla Yüksek Seçim Kurulu bilgisayarındaki rakamları karşılaştırmak.

*****


Nedir bu 15 Haziran?

İmralı’daki mahkûma dayandırılarak telaffuz edilen 15 Haziran tarihi var. İmralı’daki “15 Haziran son gün. O güne kadar müzakereler başlamazsa kendi kaderimizi çizeriz” diyor. Bunun Türkçesi şudur: “size 15 Haziran’a kadar süre. İsteklerimizi yerine getirdiniz getirdiniz, yoksa günah bizden gider, Türkiye’yi kan gölüne çeviririz.”

Yani terör sopası yine Türkiye’nin üzerinde. Devletimizi yönetenler de bu terör sopasının tehdidi altında ne yapacaklarını bilemez halde.

Ancak garip olan 15 Haziran tarihinin verilmesi.

15 Haziran seçimlerden üç gün sonrasına denk geliyor.

Bu seçimden ne sonuç çıkacağı belli değil. AKP tek başına iktidar olabileceği gibi bu kez salt çoğunluğu bulamayabilir de.

Ya da bırakın yeni baştan anayasa yazmayı, değişiklik yapacak gücü bile olmayacak bir çoğunlukla iktidara gelebilir.

Hangi durum söz konusu olursa olsun, Türkiye’nin en önemli sorununa seçimden üç gün sonra bir çözüm bulmak ya da müzakere etmek teknik olarak mümkün değil.

İmralı’daki bunu bilmiyor mu? Biliyor tabii. O halde neden ısrarla 15 Haziran diyor? Demek ki asıl hedef 15 Haziran değil, daha önce bir takım sözler almak.

Soru şu: İmralı’daki ile pazarlık yapılıyor mu? Yapılıyorsa ne aşamada?

*****


Anneler Günü

Anneler Günü’nde yayınlamayı unuttuğum bir fıkrayı hoşgörünüze sığınarak bugün paylaşmak istiyorum. Tabii ki

Yıldırım Tuna’dan:

İki küçük çocuk pazar sabahı annelerinin yatağına gelmişler, “Bugün Anneler Günü, sen lütfen kalkma, yat, sana bir sürprizimiz var..” demişler. Anne yatağına kahvaltı beklerken mutfaktan mis gibi kızarmış ekmek ve sucuklu yumurta kokuları gelmeye başlamış, hayli uzun bir süre sonra başka bir hareket olmayınca ‘Neler olduğunu’ merak eden anne öğrenmek için aşağı inmiş, çocukların ikisinin de pişirdikleri sucuklu yumurtayı yediklerini görmüş... “Sürprizzz...” diye bağırmaya başlamış onu gören iki çocuk aynı anda, “Bugün Anneler Günü ve biz kendi kahvaltımızı kendimiz pişirdiiikk!”

***


Bir teklif: Siyasetin kalitesini artırmak için milletvekillerine SÜSS (Siyasette Üslup ve Seviye Sınavı) uygulansın. Ancak mümkünse ÖSYM süreçte yer almasın! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR