Genelkurmay Başkanı ne düşünüyor bilmiyorum ama “Kâğıt parçası diyordun, şimdi kabul ettin ıslak imza olduğunu” eleştirileri karşısında herhalde çok sıkıntılıdır.
Sonuçta gerek Jandarma Kriminal Dairesi, gerekse Genelkurmay’ın ilgili birimi Albay Dursun Çiçek’in adı olan kapak yazısındaki imzanın gerçek olduğuna karar verdi.
Demek ki o kapak yazısını gerçekten Albay Dursun Çiçek imzalamış. O halde Genelkurmay şimdi hiç zaman yitirmeden bu kapağın altında ne olduğunu açıklamak zorunda.
Yandaş medya bu imzanın altında “AKP ve Fethullah Gülen cemaatini bitirme planı” olduğunu ileri sürüyor 9 aydır. Genelkurmay yalanladı bugüne kadar bunu. Ama bu konuda dur durak bilmeyen iktidar ıslak imzanın altında ne olduğu belli olmadan yeni bir Ergenekon davası açtı. Üstelik muvazzaf bir ordu komutanını da “terör örgütünün bir numaralı ismi” ilan etti. İki numaraya da bir başsavcıyı oturttu.
Şimdi cümleye iktidar diye başladığım için eleştirenler olur, düzeltiyorum, dur durak bilmeyen yargı.
Geldiğimiz nokta önemlidir. Genelkurmay, ısrarla inkâr ettiği, “yok” dediği imzayı kabullendi. Peki belge nerede? Belgenin ıslak olup olmadığını anlamamız için 9 ay geçti, belgenin altını öğrenmemiz ne kadar sürecek? Eğer bu da 9 ay sürerse, ordu komutanı ile başsavcı terörist olmaktan hüküm bile giyebilirler.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepe kademesi hiç bu kadar acz içinde olmamıştı. En azından kendi meslek yaşamım boyunca, ki hiç de az bir zaman değil, ben tanık olmadım.
Genelkurmay Başkanı konuşuyor, “asimetrik savaş” diyor, ertesi gün bir general gözaltına alınıyor. Genelkurmay Başkanı “Bildiklerim var” diyor. Ertesi gün 30 general gözaltına alınıyor. Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile zirveye katılıp yemek yiyor, ertesi gün iki eski kuvvet komutanı serbest bırakılıyor ama diğer generaller tutuklanıyor.
Çok mu normal geliyor bütün bunlar?
Korkmuyorum Mümtazer Bey
Zaman Gazetesi’nde, Mümtazer Türköne pazartesi günü yazdığım “AKP’li olmayan hiç kimse güvende değil” başlıklı yazıma atıf yaparak “Can Ataklı dün köşesinde, kendinden çok emin bir şekilde sivil bir tutuklama dalgası beklediğini söylüyor. Kabileyi gelmekte olan saldırıya karşı uyaran tehlike borusunu çalmak gibi, son zamanlarda bu tür uyarılar arttı. ‘Sivil darbe’, ‘sivil vesayet’ tartışmaları da aslında bu korkuyu yansıtıyordu” diyor.
Türköne “sivil dalga” beklediğimi belirterek bunu benim fikrim gibi yansıtmış. Oysa yazıda da belirttim, yandaş gazeteler konuyu manşet yapmıştı. 800 kişilik bir sivil listesi olduğunu yazmışlardı. Benim dayanağım da oydu.
Ama şunu söylemek istiyorum: Mümtazer Bey, inanın hiçbir korkum yok. Yazdıklarım, söylediklerim hepsi ortada, hiçbir şeyin ya da kimsenin arkasına sığınmadığım da herhalde geçtiğimiz yıllar da göz önüne alınınca biliniyordur.
Ben bir korkuyu değil, yeni bir planı dile getirmeye çalıştım. Çünkü her nasılsa bazı gazetelerde yazan ve önce “uçuk” olarak nitelenen her şey kısa bir süre sonra mutlaka yaşanıyor.
Bir noktaya daha açıklık getirmem gerek. Dün bir TV kanalı bu konuyu tartışmak üzere Mümtazer Türköne ile karşı karşıya gelmemizi istedi. Bunu reddettim. Çünkü televizyonların biraz da rating’e yönelik bu tür kapıştırma çabalarından çok rahatsız oluyorum.
Ben bir görüşün ya da kampın cengâveri değilim. Fikir ve görüşlerini özgürce yazan, inandıklarını hiç kimseden korkmadan dile getiren, gazetesi dışında hiçbir kişi ya da kuruma bağlı olmayan; kimseye biat etmemiş bir yazarım.
Bu nedenle fikirlerde tabii ki ama direkt kişileri ilgilendiren bir konuda “kavga eder” konumda olmak istemiyorum. O yüzden TV kanalının nazik biçimde ilettiği daveti aynı nezaketle geri çevirdim.
RTÜK’te büyük sessizlik ve şaşkınlık
Darbe iddiaları, tutuklanan generaller, Ordu Komutanı’nın bir numaralı terörist olarak ilan edilmesi, ıslak imzanın kâğıt parçası olmadığının asker tarafından kabulü derken, çok ilginç ve önemli bir haber gazete sayfalarında ve TV ekranlarında adeta kayboldu.
Haber şu: RTÜK Başkanı ile eski Başkanı ve bir yönetim kurulu üyesi “görevi kötüye kullanmak” suçundan 2.5 yıl hapse mahkûm edildiler. Mahkeme aynı zamanda bu kişileri bazı kamu haklarını kullanmaktan da yoksun bıraktı.
İşin özeti, yeni ve eski başkanın RTÜK’teki görevlerinin sona ermesi de muhtemel. İşte bu haber tüm televizyonları RTÜK eliyle denetleyen iktidarda da şok etkisi yarattı.
Aldığım bilgilere göre konuya hükümet adına müdahil olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başkan Davut Dursun, eski Başkan Zahid Akman ve yönetim kurulu üyelerinden bazılarıyla bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapmış.
RTÜK her ne kadar “temyize gitme” kararı aldıysa da, sonucun değişmemesi ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor. Arınç “Biraz bekleyelim, sakin olalım” temennisinde bulunmuş mahkûm olan RTÜK yöneticilerine.
Bugün RTÜK yönetim kurulu toplanacak. Buradan çıkacak karar da bakalım gürültü arasında kaynayıp gidecek mi?
Nasıl ordu komutanı oldu?
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, ikinci Ergenekon davasının iddianamesini hazırladı. 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk “terör örgütü”nün bir numaralı, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner de iki numaralı sanığı durumunda.
İşe bakın, terörle mücadele eden bir komutan ve JİTEM’in üzerine ilk giden savcı şimdi terörist ilan edildi.
Ama benim merakım başka: Saldıray Berk bu göreve 2007 Ağustos’unda getirildi. İddialara göre darbe planları da bu döneme ait. Üstelik Başbakan da “Bu hazırlıkları biliyorduk” açıklaması yapmıştı.
Bu durumda Askeri Şûra’ya başkanlık eden Başbakan tarafından darbe hazırlığı içinde olduğu bilindiği halde Saldıray Berk nasıl 3. Ordu Komutanı yapıldı?
İşsizler ordusuna 860 bin kişi daha katılmış. Bu gidişle asıl darbeyi onlar yapacak! (Gani Yıldız)

