Bu köşede dün Eşref Erdem adlı CHP milletvekilinin “evetçi” olduğunu açıklaması üzerine bir yazı yazmış ve Kılıçdaroğlu’nun eğer genel başkansa gereğini hemen yerine getirmesi gerektiğini belirtmiştim.
Şu ana kadar ne bu milletvekili ne de Bingöl’deki “turuncu şapkalı CHP’li belediye başkanı” ile ilgili herhangi bir şey yapıldı.
Bunun yerine CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’den Erdem’i kınayan bir demeç geldi. İnce şöyle diyor: “Bu partide genel başkan yardımcılığı yapmış. Genel başkan yardımcısı iken geçmişte böyle bir açıklama başka bir milletvekili yapsaydı saat 17.00’ye kadar o milletvekilini partiden atardı.”
Aslına bakarsanız ne yapmaları gerektiğini söylüyor ama belli ki yeni CHP yönetiminin yüreği buna yetmiyor. Oysa işin doğrusu 17.00’ye kadar falan beklemek de değildir, o an ihraç etmektir. Genel başkan parti içi prosedürü istediği gibi hızlandırır. Disiplin Kurulu mu bakıyor bu işe, gece yarısı toplanır ve kararını alır.
Bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Kılıçdaroğlu, delegelerin oyları ya da Önder Sav’ın saf değiştirmesi sayesinde genel başkan seçilmedi. Kılıçdaroğlu’nu başkanlığa halkın tepkisi taşıdı.
Kılıçdaroğlu eğer “delege kölesi” olarak kalacak ve kıymeti kendinden menkul örgüt denilen şeyin altında kalacaksa, CHP’nin seçimleri kazansa bile iktidar olma şansı yoktur.
Belli ki yeni yönetim “delege köleliğinin” ve “örgüt baskısının” altında eziliyor. Ülkenin ayağa kalktığı bir dönemde partisi aleyhine çalışan kişileri atmak yerine “kaç kişi götürür” telaşı içinde gözlerden uzak tutmaya çalışıyor.
Kılıçdaroğlu şunu da unutmamalı. CHP’den şu anda kim giderse gitsin, yanında ailesini bile götüremez. Tam şu aşamada CHP’ye yönelecek aykırı bir tutum, yanında sadece göbekten bağlı birkaç kişiyi etkiler o kadar.
Buna karşın bu kritik günlerde “evetçilik” oynamaya kalkan ve bundan bir ikbal bekleyenler kulaklarından tutulduğu gibi kapının önüne konursa, kamuoyunun sempatisi daha da artacak, üç kişi gidiyorsa 300 bin kişi partiye gelecektir.
Kılıçdaroğlu ve yeni yönetimin bunu iyi anlaması ve değerlendirmesi gerek.. Kimseden korkmalarına gerek olmayacak büyük bir halk desteği ile iktidara geldiler. Bugüne kadar CHP’ye hiçbir katkıları olmayan, şimdi de yandaş medyanın okşamalarından haz duyarak konuştukça konuşanlara karşı “parti içi demokrasi kuralları” içinde “disiplini” sağlayamazlarsa, bu halk verdiği desteği o an çekecektir.
Ülke kötüye gidiyor ama ben bir şey yapmam
Bodrum’da 20 yılı aşkın süredir Güvercinlik’te kalırız. Sakin, sessiz ve öğleden sonraları rüzgârlıdır. Tercihimiz böyle, diğer eğlenceli yerlere ise canımız istediğinde gideriz.
Güvercinlik’te yürürken beni tanıyan bir çift durdurup “ne olacak ülkenin hali” diye sordular, ki bu pek çok yerde başıma geliyor.
“Merak etmeyin, durum 2007’deki gibi değil, AKP bu seçimlerden tek başına çıkmayacak bana göre” dedim. “Aman inşallah” dediler sonra da “Biz yine de korkuyoruz, ne yapmamız gerek” diye üstelediler.
Ben de büyük bir rahatlık içinde “Ne yapacağız diye sormanızın anlamı yok, üstünüze düşeni yapacaksınız, önce referandumda sonra seçimde tavrınızı ortaya koyacaksınız, Vatandaş olarak başka ne yapılabiliriz ki zaten?” dedim.
“Ama” dediler “Biz referandumda gitmeyeceğiz, bir gün için nasıl gidelim?”
Baktım, dudağımı ısırarak gülümsedim ve “İyi de o zaman bana neden ‘ne olacak bu ülkenin hali’ diye soruyorsunuz. Hem en temel görevinizi yerine getirmeyeceksiniz hem de ülkenin istediğiniz gibi olacağını sanacaksınız. Böyle bir şey mümkün mü?” dedim. Sonra cevabı bile dinlemeden yürüyüp gittim.
Bakın bazıları neden ‘Evet’ diyecekmiş
İnternet ortamında gezinen bir yazı var. Mesajı açmadan “Neden evet diyeceğim” başlığı ile karşılaşıyorsunuz. Ben de merak ettim. “Acaba bu mesajda Erdoğan’ın yandaşlarına ezberlettiği cümlelerinden başkası var mı?” diye düşündüm.
Bakın bir vatandaş “neden evet diyeceğini” ironik biçimde açıklamış. İlle de “evet” diyeceğini söyleyenlerin de okumasında yarar var:
* Yetim hakkı yemekten dosyaları bulunan Recep Bey’le AKP’lileri yargıdan kurtarmak için EVET (!)
* Yargıyı, yasamayı ve yürütmeyi tek elde toplayıp, padişahlığı geri getirmek amacıyla Cumhuriyeti yıkmak için EVET (!)
* Kenan Evren’e ve 12 Eylül’e rahmet okutturacak biçimde diktatörlüğe yol açacağı için EVET (!)
* Taliban’ın önünde eğilenler için EVET (!)
* “Kul hakkı yedirtmem” diyen Recep Bey’in, eşini, Katar Emiri’nin kızının düğününe devletin uçağıyla götürüp getirmesi için EVET (!)
* Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için EVET (!)
* Kadının eve kapanması, hiç çalışmaması ve erkeklere köle olması için EVET (!)
* Askerlerimizi katleden PKK’ya Habur’da kucak açmak için EVET (!)
* PKK’yla savaşan askerlerimizi cezalandırmak için EVET (!)
* Bebek katilini serbest bırakmak için EVET (!)
* Parçalanacak topraklarımızda Kürdistan’ın kurulması için EVET (!)
* Anadolu’yu Türksüzleştirmek için EVET (!)
* Ulu önderimiz Mustafa Kemal’i tarihten silmek için EVET(!)
Depreme karşı güçlendirme adı altında otopark mı yapılıyor?
İstanbul Fındıklı’dan Taksim’e çıkan yokuşun sonunda tarihi bir bina içinde öğrenim veren bir okul var. Namık Kemal İlköğretim Okulu. Dört beş gün önce okulun önünden geçiyordum. Hummalı bir inşaat çalışması vardı. Koca bir tabela asmışlar. Depreme karşı güçlendirme tadilatı yapılıyormuş. 1 milyon 400 bin küsür liraya.
Bina 1885’te yapılmış bir köşk aslında. Önce devlet konukevi olarak kullanılmış. 1932-33 öğrenim yılında İstanbul’un 13. ilkokulu olarak hizmete başlamış. 1960’da İnönü olan adı Namık Kemal olarak değiştirilmiş.
İnşaata bakınca ilk dikkat çeken şey, binanın duvarları ve kirişleri. O kadar eski olmasına rağmen sanki hiç yıkılmayacakmış gibi duruyor. Ama demek ki depreme karşı dayanıksız olduğu saptanmış ki, inşaata girişilmiş.
Diğer dikkat çekici konu ise, 5 dönümlük bahçe içindeki onlarca eski ağacın moloz yığınları altında tutulması. Sanki o ağaçlar kurusun isteniyor.
Nitekim inşaata bakarken yanıma gelen bir mahalle sakini, beni tanıyarak “Can Bey” dedi “Her gün bu inşaatı içimiz sızlayarak izliyoruz. O canım ağaçlar mahvediliyor. Duyduk ki ağaçlar kuruduğu için kesilecekmiş ve ortaya çıkacak büyük alan otopark olarak kullanılacakmış.”
Çok canım sıkıldı tabii. Okul müdürünü bulamadım. Ama buradan soruyorum. O ağaçlar bilerek mi kurutuluyor, açılacak alan para getirsin diye otoparka mı dönüştürülecek?
Ve en önemlisi, o bina gerçekten depreme dayanıklı olmadığı için mi büyük tadilata girdi?
Türk Standartları Enstitüsü Başkanı, “Helal gıda standardı kaçınılmaz bir ihtiyaç” demiş. Keşke benzer duyarlılığı “helal para” için gösteren devlet yetkililerimizin sayısı artsa! (Gani Yıldız)

