Medyanın ağır bir iktidar baskısı altında olduğu konusunda artık hiç kimsenin şüphesi yok. AKP’ye en yakın isimler bile bundan rahatsızlık duymaya başladıklarını çekinerek de olsa söylemeye başladı.
Medya ile ilk kez bu iktidar uğraşmıyor. Ama bir türlü anlamadıkları, medya ile bu kadar uğraşan hiçbir iktidarın yerinde kalamadığı gerçeği.
Bunu söylerken “Medya herkesten büyüktür, ona kimse karşı koyamaz” gibi aptalca bir görüşün peşinde değilim. Medya eninde sonunda halkın gözüdür, kulağıdır ve dilidir, çeşitli nedenlerle bir süre suskun kalsa bile günün birinde sigortalar atar ve iktidarlar hiç ummadıkları bir manzara ile karşılaşırlar. Ondan sonra artık ne yapsalar faydası olmaz, siyasetin çöplüğüne giderler.
Medya istediği için mi? Değil, halkın sesini dinlemedikleri için.
27 Mayıs’ta da bu böyle oldu. “Babıali’nin üzerinden buldozerle geçeceklerini” söyleyenlerin adını bile hatırlamıyoruz.
12 Eylül döneminde sabah uyanıp da beğenmediği bir haber gördüğü gazeteyi kapatan generallerden sadece Kenan Evren’in adını hatırlıyoruz, o da yaşlılığında işi magazine döküp medyatik hale geldiği için. Özal da medya ile uğraşmıştı. Ömrü vefa etmedi ama kurduğu parti eridi gitti. Medya üzerinde baskı kurarak ya da avantajlar sağlamaya çalışarak ikbal bekleyen siyasi partilerin halini 2002 seçimlerinde yaşadık hepimiz.
Bugün de AKP aynı yolda.
Ancak, burada çok önemli bir noktanın mutlaka altı çizilmeli.
Bugüne kadar tüm iktidarlar medya ile oynamak istediler ama bunu en çirkin, en akılsızca ve ahlaka aykırı şekilde yapmayı AKP iktidarı becerdi.
Kanaltürk olayı nedeniyle iktidarın medyaya nasıl baskı yaptığını kamuoyu da daha net biçimde gördü. İktidar, beğenmediği ya da kontrol ederek dilediğini yaptırmak istediği medyayı direkt patron katından vurmayı tercih ediyor.
Büyük bir gazetenin genel yayın müdürünün itirafından öğrendiğimize göre, bu gazete aylardır maliye denetimindeymiş. Şirketlerinin hiçbir açığı bulunmadığını söyleyen genel yayın müdürü, maliyecilerin rahat çalışması için bina içinde bir oda bile tahsis ettiklerini anlatıyor.
Bir gazetenin vergi kontrolü, içerde üs kuracak kadar uzun sürebilir mi? Bu gazetenin patronu ve genel yayın müdürü bu sözde denetimin aslında baskı aracı olduğunu bilmez mi? Bilir.
Bu itiraflar üzerine diğer büyük medya kuruluşlarının sorumluları da benzer açıklamalarda bulundu. Görünen o ki şu anda bütün büyük medya kuruluşlarının içinde devletin elemanları şu ya da bu gerekçelerle denetimler yapıyor ve denetimler asla bitmiyor.
“Peki bir şey yoksa neden korkuyorlar?” diye sorabilirsiniz. Öyle değil işte, devletin bazı birimleri eğer sizin içinize kadar girerse, ister suç bulurlar, ister suç yaratırlar.
30 yıllık gazetecilik deneyimimle şunu söylüyorum. Bir iktidar medyaya bu kadar baskı yapıyorsa, medya bir süre o iktidarın dilediği yönde davranışlar sergileyebilir. İşte son birkaç yıldır kamuoyunun da dikkatini çeken ve öfkesini toplayan sessizlik galiba bu nedenle yaşanıyor. Ama hiçbir iktidar da sakın buna kanmasın. Bir gün gelir sigortalar öyle bir atar ki, neye uğradıklarını şaşırırlar.
Sigortaların çok ısındığını görüyorum, atması an meselesidir. Sanıyorum bu gerçeği Tayyip Bey de gördüğü içindir ki medyayı adeta inadına, ağır hakaretlerle eleştirerek Demokles’in Kılıcı’nın rüzgârını her fırsatta hissettirmek istiyor.
Yanda Bilal Çetin’in yazısında Baykal’ın medyayı eleştiren sözlerini okumuş olmalısınız.
Medyadaki bazı uygulamalara ben de kızmıyor muyum, evet ama medyaya güveniyorum da.
Kişisel namusu öne sürüp hukuku katletmeyelim
Star TV’de dün öğle üzeri Ruhat Mengi’nin sunduğu Her Açıdan programını kaçırdıysanız çok üzülmelisiniz. Çünkü son zamanlardaki en iyi ve doyurucu tartışmalara tanık olduk. CHP milletvekili Atilla Kart, Oktay Ekşi, Mine Kırıkkanat ve Nazlı Ilıcak’ın katıldığı programda iktidarın medya üzerine baskı uygulayıp uygulamadığı konuşuldu. Programa son anda telefonla katılan Tuncay Özkan ise tansiyonun çok yükselmesine neden oldu.
Bu programda çok dikkat çekici bir nokta, siyasi görüş ve taraf tutmalar adına çok sık düştüğümüz veya bilerek düşürüldüğümüz bir hataydı.
Kanaltürk’e uygulanan baskı yöntemleri tartışılırken, iş yine kişisel namus konusuna geldi.
Son yıllarda iktidar ve yanlıları bu oyunu çok güzel oynuyor. Demokrasi ya da hukuk adına yapılan bir tartışma birden kişiselleşiyor ve kişilerin namusları tartışılmaya başlanıyor.
Nitekim dün de bunu yaşadık. Kanaltürk’e yapılan baskılar tartışılırken, konu bir anda Tuncay Özkan’ın nasıl para bulduğuna geldi.
Oysa konu Tuncay Özkan’ın parası değil ki, o ayrı bir konu ve bu yine bu mesleğin mensupları arasında başka bir platformda tartışılır.
Peki bazıları neden konuyu ısrarla buraya çekiyor? Çünkü yapılan hukuksuzlukların bahanesi yok. Ama siz bir hukuksuzluğu ötrbas etmek istiyorsanız, işi kişisel hale getirirsiniz. Hukuku değil kişiyi tartıştırarak mesafe alırsınız.
Bu iktidar bunu çok iyi beceriyor. Hukuk katlediliyor bu arada ama ne gam, ona ihtiyaç yok ki zaten.
Erdoğan yüzde 90 Cumhurbaşkanı olamaz, Gül de Başbakan...
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in bir iddiası yayınlandı iki gün önce gazetelerde. Gökçek “Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı yaptırmazlar diyenlere gülüyorum” diye konuşmuş ve Tayyip Erdoğan’ın yüzde 90 Cumhurbaşkanı olacağını, Başbakanlık koltuğuna Abdullah Gül’ün oturacağını ileri sürerek genel seçimlerde de AKP’nin yüzde 38 ile yüzde 42 arasında oy alacağını söylemişti.
Gökçek’in bazı tahminlerinin tuttuğunu kabul etmek zorundayız. En azından kendi seçimi ile ilgili söyledikleri boş çıkmamıştı. Bu nedenle bundan sonraki seçimde de Gökçek’i aynı koltukta otururken görebiliriz.
Yaygın kanaat Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkacağı yönünde olabilir.
Ancak ben de diyorum ki “Tayyip Bey yüzde 90 Cumhurbaşkanı olamaz, yerine de Abdullah Gül oturamaz.”
Bunu iddialaşmak adına söylemiyorum. Ben hâlâ Türkiye’de sağduyunun ve aklı selimin hakim olacağına inanıyorum. Hepsi budur.
Akgün ağabey
Dün öğleden sonra haber sitelerinde gördüğüm bir haberle çok sarsıldım. Sevgi Akgün Ağabey (Tekin) yakalandığı hastalığa yenilmişti. Bazı gazeteci ağabeyleriniz vardır. Uzun yıllar görmemiş olabilirsiniz ama onlar sizin yüreğinizde her zaman yaşarlar. Akgün Ağabey de böyleydi. Taa Günaydın Gazetesi’nde, çocukluktan gençliğe adım attığım yıllarda çalışırken tanımıştım. Her zaman yüzü gülen, en çetrefilli olayı bile sakinliği ile çözen, yanındaki gençleri asla ezmeden, onlara yol göstererek ve yardımını hiç esirgemeyerek koruyan bir gazeteciydi.
Bugünlere gelen yolumda Akgün Ağabey ve o dönem bizlere yol açan ağabeylerimizin çok payı oldu. Huzur içinde yatsın.

