Sıcak para çıkarsa Türkiye yine ‘en büyük’ olacak mı?

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Londra’da Chatham Hause ödülünü aldı. Cumhurbaşkanlığı uçağındaki gazeteci dostlarımızdan Abdullah Gül ve Birinci Hanımefendi’nin Londra temaslarını ve etkinliklerini keyifle okuyoruz.

Uçaktaki gazeteci dostlarımızın üzerinde durdukları en önemli konular Türkiye’nin artık bir dünya ülkesi olduğu, belirleyici duruma geldiği ve Avrupa’nın Türkiye’ye gıpta ile baktığı yolundaki gözlemler.

Anladığımız kadarıyla Türkiye dışarıdan “fevkalade” başarılı görülüyor. Öyle ki Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde Türkiye bu kadar önemli ve güçlü hale gelmedi.
AKP iktidarı sayesinde Türkiye dünyanın parlayan yıldızı oldu.

Açıkçası son üç gündür gazetelere Londra mahreçli yazılan tüm haber, yorum, analiz ve köşe yazılarını büyük keyifle okudum.

Eğer doğduğumdan beri Türkiye’de yaşıyor olmasaydım, son 35 yılımı da gazeteci olarak geçirmeseydim, büyük ihtimalle ben de büyük bir gurur duyacaktım öğrendiklerimden.
Ama ne yazık ki Londra’daki görkemli törenlerde Türkiye’nin çok övülmesi gerçekleri yansıtmıyor. Evet, Türkiye şu sıralar Batı ülkelerinin bütün isteklerini karşılayan ve uyguladığı ekonomik politikalar nedeniyle bu ülkelere çok kazandıran bir ülke durumunda.

Ki zaten çok övülmemizin en önemli nedeni bu. Adamlar akıllarına gelen her şeyi hiçbir engelle karşılaşmadan rahatlıkla bize satıyorlar. Paralarını da anında alabiliyorlar.

Bizi övmeyecekler de kimi övecekler.
Gelelim işin Türkiye tarafına. Görüntü olarak gerçekten ekonomi çok parlak gibi. Özellikle büyük kentlere yükselen dev binalar, açılan yollar, kavşaklar göz kamaştırıyor.
Caddeler son model ve çok lüks araçtan geçilmiyor. En pahalı markalar peynir ekmek gibi satılıyor. Bayram tatilini fırsat bilip yurt dışına gideceklerin sayısının on binler olduğu belirtiliyor.

Ama arka sokaklara geçildiğinde, milyonlarca insanın yeşil kart uygulamasına tabii olduğunu, milyonlarca eve her sabah bir koli gıda maddesi bırakıldığını, işsizliğin yüzde 10, yüksek okul mezunu işsizliğin ise yüzde 25’i geçtiğini biliyoruz.

Demek ki ortada bir gariplik var. Gariplik de şu: Türkiye gerçekleri sadece belli bir pencereden gösteriliyor herkese. Yoksullar ve kendisini yoksul hissedenler bile bu pencereden bakarken suçu üstlenerek “herhalde bizim bir hatamız var, bu nedenle yoksul kalmışız” duygusuna kapılıyor.

Türkiye, Avrupa’nın ve belki başka ülkelerin de “parlayan yıldızı” gibi görünebilir. Buna karşın “parlamayan” ülkelerden çok önemli bir farkımız var.
Anlatmaya çalıştığım parlak görüntüler “sıcak para” dediğimiz Türkiye’ye hızla giren ve kârını da alarak aynı hızla çıkan, bunu yıl içinde birkaç kez tekrarlayan para ile sağlanıyor.

Ve bir sabah, Türkiye’ye bu parayı sokup çıkaranlar bundan vazgeçerse, parlaklığın nasıl matlaştığını, üstelik birkaç günde neler olabileceğini hayal bile etmek istemem.
Kimileri diyebilir ki “Öyle şey olmaz, kim bindiği dalı keser?” Mantıken haklı olabilir. Ama sıcak para aynı zamanda bir saadet zinciridir ki, eninde sonunda bir yerinden kopar.

Ben Türkiye’yi, zorlama tekniklerle başarılı gibi görmek değil, gerçekten kendini kurtarmış, gerçek anlamda saygın hale gelmiş bir ülke olarak görmek istiyorum.
Şu anda “parlayan” ülkeyiz belki ama yine de AB’ye almıyorlar bizi. Gerçekten AB’ye girecek kıvama geleceğimiz günlerin özlemini çekiyorum.

*****

Araştırma da doğruladı

Meğer denk gelmiş. Ben gözlemlerimi yazarken, AKP’nin yan örgütü gibi çalışan TESEV isimli vakıf da “Türbanlıların çalışma hayatındaki durumu”nu araştırıyormuş.
Araştırmanın sonucu ile benim gözlemlerim neredeyse aynı.
Araştırma türban yasağının üniversitelerde değil asıl çalışma hayatında kendisini gösterdiğini belgelerle ve rakamlarla ortaya koyuyor. Buna göre türbanlılar genellikle arka odalarda çalıştırılıyor.

Tabii kurum AKP’nin yan kuruluşu gibi olunca, araştırmayı da bir şekilde çarpıtmış. Deniyor ki “Laik kesimin sahip oldukları özel sektör kuruluşlarında türbanlı yok.”
Buna doğru diyelim, peki adını “Müslüman” olduğu halde “müstakil” diye telaffuz eden, üniversite kapılarındaki kızları tahrik eden, her fırsatta türbanı bir özgürlük olarak sunup provokasyon yapan işadamları neden türbanlı çalıştırmıyor?

Neden ürünlerinin reklamını yaparken hep “laik” kesimin yaşam biçimini örnek gösteriyor? Neden dizilerde, reklamlarda, filmlerde türbanlı starların da olması için gayret sarf etmiyor?

TESEV sanıyorum türbanlıları hayata sokmak için böyle bir çaba harcamış. Ama kendileri de görecek ki, işin içinde para olduğu için türban yasağını en sert biçimde yine bu türbancı kesim uygulayacaktır.

*****

Bari Ağca’yı savunmayın

Başbakan Erdoğan dün Kore’ye gitmeden önce gazetecilerin sorularını yanıtlarken, bir soru TRT ekranlarına çıkarılan Mehmet Ali Ağca ile ilgili oldu.
Gazeteci dostumuz “Ağca gibi bir gazeteci katilinin devlet televizyonuna çıkarılmasını nasıl karşıladığını” sordu Başbakan Erdoğan’a.

Erdoğan çok şaşırtıcı bir cevap verdi. “TRT devletinmiş, özel televizyonmuş, ne fark eder. Neden bu kadar devletçi düşünüyorsunuz. Bana az önce basın özgürlüğü ile ilgili sorular sordunuz, bu ne şimdi?” dedi.
Özeti şu ki; Başbakan bir gazeteci katilinin TRT ekranlarından “suçsuz adam” olarak tanıtılmasından zerre rahatsızlık duymamış.

Hatta belli ki Ağca’nın söyle bir yayına çıkarılmasından memnun da, ki belki de yayından önce kendisine de sorulmuştur.

Çok üzüldüm ve çok canım sıkıldı.
Kafamı en çok bozan ise zaten TRT’nin bir gazeteci katilini ekrana çıkarması. Olacak iş değil.

Ama daha da kötüsü programı hazırlayan kişinin bunu hararetle savunması, savunmanın da ötesine geçerek bu konudaki eleştirileri kıskançlığa bağlayarak adeta alay etmesi.

Mehmet Ali Ağca için “suçsuz” dedi sunucu. Gerçi sonra “cezasını çekmiş” olarak tanımladı ama, böyle bir hukuki ve insani hata affedilebilir mi?
Ağca işlediği bir cinayet ve bir cinayet teşebbüsü nedeniyle yargılanmış ve cezasını çekmiştir. Yani suçsuz değil, cezasını çekmiş biridir. Bunun böyle olduğunun söylenmesine rağmen “suçsuz” tanımının da eklenmesi, bir dalgınlık ve hata değildir kasıtlı yapılmıştır. Herhalde bilinç altında yatan bir duygunun açığa çıkması gibi
düşünüyorum.

*****

Eski ABD Başkanı George W. Bush, yeni kitabında, “Türkiye 1 Mart Tezkeresi’nde bizi yüzüstü bıraktı!” demiş. Anlaşılan ABD’ye iyi müttefik olmak için hep dizüstü durmak gerekiyor! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR