Birkaç gazeteci CHP Parti Meclisi’ne seçildi ya, kendisini mesleğin “ahlak bekçisi” sananlar hemen harekete geçti: “Bu arkadaşlarımız çalıştıkları gazete ve televizyonlardan istifa edecekler mi?”
Hayrola? Neden istifa etsinler ki?
“Efendim bu medya etiğine uymaz”mış. Haydi oradan... Neredeyse çeyrek yüzyılı bu mesleğe verenler etiği sizlerden mi öğrenecek?
CHP Parti Meclisi’ne seçilen gazeteciler, bulundukları yayın organlarının “yetki ve sorumluluk sahibi” isimleri değil. Köşeleri ya da programları var, sadece ondan sorumlular. Tıpkı AKP yönetiminde olup da Yeni Şafak’ta yazan Ayşe Böhürler gibi. Nedense medya ahlakçılarının aklına bu isim gelmiyor. (Aslında doğrusu da gelmemesi.)
Ama Hurşit Güneş Milliyet’ten istifa etmiş. O başka. Çünkü o yayın organının sahibi, kendi kurumunun temel ilkelerini belirlerken, “Fikir işçisi olarak çalışacak kişilerin herhangi bir partiye mensup olmalarını istemiyorum” demiş. Bu, patron kararı. Bir patron tercihi. Buna rağmen bir partiye giren sonucunu da baştan biliyordur.
Dün hakkında “istifa tamtamları çalan” isimlerden Cumhuriyet yazarı Mehmet Faraç’la konuştum. Hem öfkeli hem de kırgındı. Belki de dünyada sadece terör ve toplum konularını işleyen tek yazar olan Mehmet Faraç, 26 yıldır terör konusunu yazdığını, bölge sorunları üzerine araştırma ve incelemeler yaptığını belirterek “CHP bu özelliğimden yararlanmak istiyor” dedi.
Bugüne kadar, terör, terör örgütleri, töre cinayetleri, Güneydoğu’daki kadınların sorunları üzerine 12 kitap yazan, sayısız araştırma raporu ve konferansı olan Faraç “CHP’nin oyu etnik siyaset yüzünden bölgede yüzde 1’lere düştü. Bu durumun normale dönmesi için gecemi gündüzüme katarak ve sürekli o bölgeye giderek çalışacağım” diye konuştu.
Yine istifası istenen isimlerden Enver Aysever’le de konuştum. Onun da canı çok sıkkındı. “Ben SKY Türk’te Aykırı Sorular programı yapıyorum. Bu programa ayrım yapmadan iktidar partisi yöneticilerini de çağırdım, muhalefeti de. Bütün yaşamım gazetecilikle geçti. Hayatımı böyle kazanıyorum. Ailem ve çocuklarım var. 55 ay vadeli banka borcumu maaşım dışında bir kaynaktan ödemem mümkün değil. Başka bir gelirim yok, aç yaşamamızı istiyorlar herhalde” dedi.
Aysever, Aykırı Soruları artık yapmayacağını ama tartışma programlarına katılacağını, belgeseller üzerinde çalışacağını söyledi.
Her iki gazeteciye de yürekten katılıyorum. Gazeteci parti üyeliğini, çalıştığı yayın organında bir propaganda haline getirmedikçe ortada ahlaki bir sorun olamaz.
Ama bunun ötesinde hiçbir gazeteci bir başka gazeteciye bu konuda ahlak kılıcı sallamaya kalkamaz. Herkes haddini bilmeli.
İş mi yapıyorsun o zaman hedef tahtasındasın
CHP’deki önemli gelişmelerden sonra AKP kanadında ve destekçilerinde ciddi bir panik havası var. Bunu artık herkes görüyor, anlıyor. Yandaşlar ve maskeli faşistler, sözde “demokratik beklentiler” adı altında AKP adına CHP’ye saldırırken, tek tek kişileri de hedef alarak yıpratma politikası izliyorlar.
Son birkaç gündür hedef tahtasına oturtulan isimlerden biri de CHP Parti Meclisi’ne seçilen Doçent Nuran Yıldız.
Siyaset bilimi ile ilgili çok sayıda eseri, makalesi, raporları ve araştırmaları olan Nuran Yıldız bir anda manşetlere, köşe yazılarına taşınmaya başlandı.
Ne Ergenekonculuğu, ne darbeciliği, ne statükoculuğu kaldı.
Böyle durumlarda söyleyene mutlaka bakarım. Böyle söyleyenler kim? AKP’yi iktidarda tutabilmek için haysiyetlerini bile hiçe sayanlar.
Demek ki bir tuhaflık var, öyle düşünüyorum.
Kısa bir araştırma yapınca da Nuran Yıldız’ın kimliği, çalışmaları ortaya çıktı. Doçent Yıldız derya gibi.
Araştırmaları sağlam, yazıları mantıklı, akılcı ve doğru. Politik analizleri Türkiye gerçeğini yansıtıyor.
Kısacası, işinde başarılı, dirayetli, ayakta dik durmayı beceriyor.
O halde hedef tahtasına oturtulması kaçınılmaz. İşte şimdi bunu yapıyorlar.
Peki başarılı olurlar mı? Sanmıyorum. Belki bir süre Nuran Yıldız’ın morali bozulabilir, hepsi bu. Kişinin temeli sağlam olunca, ona saldırıların anlamsızlığı da başarısızlığı da kısa sürede ortaya çıkar.
TARAF’A SIĞINMAK
Önce Baykal başlattı. Partisindeki gelişmelere kızgınlığını, kendisine o güne kadar hiç değer vermeyen, tam tersine sürekli ağır hakaretlerde bulunan Taraf Gazetesi’ne anlattı. Medyayı suçladı, medyanın kendisine komplo düzenlediğini iddia etti.
Bu sözlerinin Taraf’ta manşet olacağını biliyordu. Nitekim öyle oldu.
Ardından Eşref Erdem isimli CHP’li eski yönetici Taraf’a konuştu ve “ulusalcıların” (her ne demekse) parti yönetimine doldurulduğunu söyledi. O da bu sözlerinin Taraf’ta manşet olacağını biliyordu. Öyle oldu.
Dün de Algan Hacaloğlu yine Taraf’a “CHP’yi karalayan” bir demeç vermiş. O da biliyordu ki Taraf bunu manşet yapacak. Öyle de oldu. Size de komik gelmiyor mu bu durum? CHP ile sorunu olan soluğu Taraf’ta alıyor.
Ata’ya ‘şikâyet’ çiçeği
Öncülüğünü Kara Harp Okulu 1974 mezunlarının yaptığı bir grup cumartesi günü Anıtkabir’e çıkarak Ata’nın kabrine çiçek bırakacak. Anıtkabir ziyaretini düzenleyenler “Son dönemde uykularımızı kaçıran hukuksuzluklarla mücadeleye destek olma fırsatını en sonunda yakaladık. Uzun uğraşlar sonucu resmi izin alınarak 29 Mayıs Cumartesi günü 14:00’te Anıtkabir’de tüm tutuklu ailelerine, yakınlarına ve destek vermek isteyen herkese, açık olan bir çelenk koyma töreni ve akabinde basın açıklaması düzenlenecektir. Son yıllarda yaşanan bu hukuksuzluklara duyarlı tüm kişileri o gün tek yürek olup cezaevinde haksız yere yatan, bu memlekete ömürlerini adamış insanlara destek olmaya bekliyoruz.
Bugünlere hep hedef olma korkusuyla, susarak geldik ve bizzat acısını çekenler olarak bunun bir çözüm olmadığını söyleyebiliriz” dediler.
Kılıçdaroğlu Kürt kökenli değil Türkmen. Dünkü yazımdan sanki Kürt kökenli olduğu izlenimi çıkmış.
Başbakan, CHP’deki değişimi kastederek, “Makyajın döküldüğünü göreceksiniz” demiş. CHP’nin makyajının ne zaman döküleceği bilinmez ama AKP’nin takkesi düşmeye yakın gibi! (Gani Yıldız)

