Pazartesi günü Okur Sohbeti’nde iktidarın türban konusunda samimi davranmadığını belirterek “AKP büyük ihtimalle türbanlı kadın aday da göstermeyecek” diye yazmıştım.
Tahminim aynen gerçekleşti. AKP listelerinde her ne kadar bir türbanlı aday varsa da bunların seçilebilme şansları hiç yok. Demek ki türbanlı aday da yok.
Oysa listelerin açıklanmasından önce, kimi tarafsız görünümlü haber kanalları günlerce “türbanlı aday isteriz” yayınları yapmışlardı. Türbanlı bazı kadınlar da bir platform oluşturarak “Başörtülü aday yoksa oy da yok” kampanyası bile açmışlardı.
Bu tartışmalar sürerken en dikkatimi çeken konu şuydu; medyanın güya tarafsız görünen kesimi türbanlı aday konusunu ısrarla gündeme getirirken AKP’li ve yandaş medyada en küçük bir tepki yoktu. AKP’nin olduğu bilinen kanallarda bu yönde hiç haber yapılmıyordu. AKP yönetiminden ise bu konuda tek açıklama bile gelmiyordu.
Kulislerden sızan bilgiler bu seçimlerde de “türbanlı aday gösterilmeyeceği” yolundaydı. Konuşabildiğim bazı AKP’liler “bazı hassasiyetlerden” söz ediyordu. Ya da “gerginlik yaratır” savunması yapılıyordu.
Peki neydi acaba AKP’nin elini tutan? Aslında hiçbir şey. Kapatılma tehlikesi tamamen bertaraf edilmiş, askerin bir tepki göstermesi mümkün değil, Türkiye’de darbe olma olasılığı sıfır, bütün bunların üstüne bir de CHP “türbanlı milletvekili gelirse Merve Kavakçı olayındaki gibi davranmayız” mesajı vermişti.
Açıkçası türbanlı aday göstermek için “dikensiz gül bahçesi” oluşmuştu. Ona rğmen AKP buna uzak durdu.
İki ihtimal var:
Birincisi daha zayıf. AKP “darbe paranoyasının” kendisine oy getirdiğine inanıyor. Bu nedenle ne pahasına olursa olsun “asker-darbe” tehdidini diri tutmak ve özellikle cahil halka “aslında neler yapacağız da, siz bilmiyorsunuz, bu Ergenekon ahtapot gibi, içerde olanlara bakmayın, dışarıda çok güçlüler hâlâ” mesajını veriyor.
Ama bana göre asıl güçlü ihtimal, iktidar partisinin ve yandaşlarının kadına bakış açısıdır. Her ne kadar “hanım kardeşlerimiz canımızdır” deseler de, demokratik atılım için kadının toplumda hakkı olan yeri alması gerektiğini savunsalar da, her yerde türban takmayı demokrasi ve özgürlük gereği gibi sunup kadınları, genç kızları pohpohlasalar da, sonuçta bu zihniyetin kadına önem vermediği gerçeği de ortadadır.
Örneğin sormuştum, “televizyonlarda erkeklerle dişe diş mücadele eden türbanlı kadınlar, kendi cemaatleri içinde erkeklerle bir araya gelip siyasi tartışmalar yapabiliyor mu?” diye.
Sorun burada işte. Toplum önüne çıkarılan türbanlı kadınların, kendi çevrelerinde aynı özgürlüğü yaşamaları mümkün değil.
Bunu kendileri de biliyorlar.
Erkek egemen AKP zihniyeti kadınları siyasi amaçla ortaya sürdükten sonra havaya girip “özgür olduklarına, demokratik toplumda yer alacaklarına inanan” kadınlara haddini işte böyle bildiriyor.
Kısacası, çoğunun samimiyetinden şüphe etmediğim türbanlı kadınlara şu söyleniyor: “Kocalarıızı zengin ettik, artık en lüks mağazalardan alışveriş yapıp, en lüks otellere gidiyor, yurt dışında lüks seyahatler yapıp, ciplere, çok lüks otomobillere biniyor, en lüks evlerde jakuzi keyfi yapıyorsunuz. Bununla yetinin işte.”
10 günlük rötar
Üniversite sınavlarında ortaya çıkan
“şifre” kuşkusu konusunda bugüne kadar hiç konuşmayan Başbakan 10 gün sonra ilk kez açıklama yaparak “Ben tatmin oldum” dedi.
Peki neden 10 gün bekledi Başbakan? ÖSYM Başkanı sadece ilk iki gün konuştu ve söyleyeceğini söyledi. Ondan sonra şifre ile ilgili pek çok iddia atıldı ortaya, şifreyi kanıtlayan teoriler üretildi. Öğrenciler protesto gösterileri yaptı, dayak yedi, gaz bombalarının hedefi oldu.
Ama Başbakan hiç konuşmadı.
Şimdi “tatmin olduğunu” söylüyor, üstelik “birilerinin oyununun bozulduğunu da” iddia ediyor. Tatmin olmak bir kenara, Cumhurbaşkanı da önce tatmin olmuştu, sonra işi yargıya bıraktı. Ama şu “oyunu bozulan birileri” kimdir, Başbakan bunu da açıklamak durumundadır.
1 milyon 700 bin öğrencinin geleceği ile ilgili “birilerinin oyunu” vardıysa, bunun da hesabının sorulması gerekir.
Ancak anlaşılan Başbakan, durumun seçim öncesi aleyhine döndüğünü fark ederek, milyonu aşkın öğrencinin gelecek hayallerini yıkmak pahasına sınava sahip çıkıyor.
Madem ki yüzde 50...
Artık seçim anketlerini izleyebilmek bile güçleşti. Hemen her gün yeni bir araştırma sonucu açıklanıyor ve AKP bu anketlere göre sürekli tırmanıyor. Yüzde 40’lardan başlayan AKP oranı artık yüzde 50’nin üzerinde olarak söylenmeye başlandı.
Sokağa çıkınca bu manzara görülmüyor gerçi ama, araştırmacıların da vardır bir bildiği!
Ancak diyelim ki bu araştırmalar doğru ve AKP yüzde 50’nin de üzerine çıkacak.
Peki o zaman bu telaş ve heyecan neyin nesi oluyor?
Her parti gibi CHP de aday listelerini YSK’ya teslim etti. O andan itibaren AKP medyasında ve yandaşlar arasında müthiş bir yarış başladı.
Kimi “Ergenekon” diyor, sanki bu sanıklar çocuk tacizinden, tecavüzden, hırsızlıktan hapse atılmış çapulcularmış gibi tavır takınarak, kimi CHP’nin sağa kaydığını, kimi Alevi partisi olduğunu yazıyor.
Hızını alamayanlar, sanki üzülüyormuş gibi yaparak “Ama bu liste ile CHP iktidar olamaz ki” gibi inciler döktürürken “Tüh, yine muhalefet eksiği var” ahkâmları kesiyor.
Madem AKP yüzde 50’yi geçiyor, bu kadar CHP ve muhalefet takıntısının ne anlamı var? Bırakın onları kendi haline, siz AKP’nin zaferini kutlamaya başlayın, olsun bitsin.
O zaman niye bakandı?
AKP’deki en ilginç sürprizlerden biri halen bakanlık koltuğunda oturan Aliye Kavaf’ın liste dışı bırakılması.
Aliye Kavaf tepeden inme bir siyasetçi değil. 2002’de siyasete girmiş, AKP’nin çeşitli kademelerinde çalıştıktan sonra 2007’de milletvekili seçilmiş. Kavaf 2009’daki kabine revizyonu sırasında da Kadından Sorumlu Devlet Bakanı olmuştu. Şimdi ise listede yok. Demek ki Erdoğan Kavaf’ın çalışmalarını beğenmemiş, partiye yararlı olamayacağını görmüş. Ama nedense iki yıldır bakanlık koltuğunda oturmasına da izin vermiş.
Eğer bir milletvekili partisine yararlı olamıyorsa, parti yönetimi gerekli önlemleri alır. Ama bakanlık yapan bir kişinin hizmet alanı partisi değil tüm ülkedir. Eğer Kavaf beğenilmeyen işler yaptıysa sadece partisini değil Türkiye’yi ilgilendirir. Bu durumda “Kavaf neden iki yıl bakanlık koltuğunda oturdu?” diye sorma hakkımız vardır.
Bir kadın milletvekilini “çıraklık” dönemini geçirsin diye bakan yapmış gibi olursunuz ki, herhalde hükümet deneme tahtası değildir.
Vekil adayı, aday listesinin üst sıralarında olmayı kafaya çok takıyorsa belli ki vatana hizmet isteği kendi listesinde üstlerde değil! (Gani Yıldız)

