Hakkâri ve Çukurca’da PKK’nın 8 ayrı noktadan yaptığı kanlı saldırılarda aralarında subay ve astsubayların da bulunduğu 24 askerimizin şehit olduğu açıklandı.
Ancak kamuoyundaki söylentiler sayının 24 değil çok daha fazla olduğu yönünde. Şehit sayısının 40’ın hatta 50’nin üzerinde olduğunu bile ileri sürülüyor.
Normal koşullarda “fısıltı gazetesine” itibar etmemeye çalışırım. Çünkü dolaştırılan söylentilerin bir amaca hizmet etmesinden çekinirim.
Bu kez de “şehit sayısı daha fazla” söylentilerine itibar etmedim önce. Ancak söylentiler çok fazla. Önce Twitter ve Facebook’ta binlerce mesaj dolaşıyor.
Elbette sosyal medyanın bu tür manipülasyonlara ne kadar açık olduğunu biliyorum. Yine de şüphe çekici bazı durumlar var. Örneğin şehitlerin cenazeleri Van’a gönderildi. Burada toplu bir tören yapılacağı duyuruldu. Sonra törenden vazgeçildi.
Neden acaba?
İlk aklıma gelen devletin zirvesinin toplu törenden kaçındığı idi. Doğaldır, teröre karşı etkili biçimde önlem alamayan ve gencecik evlatlarımızın sürekli şehit olmalarının önüne geçemeyenlerin 24 tabutun arkasında durması hoş bir görüntü olmayacaktı.
Başbakan Erdoğan’ın askeri birliğe bile onlarca koruma ve zırhlı araçlarla girmesi de rahatsız edici bir manzara olacaktı. Bu nedenle toplu tören iptal edilmiş olabilir.
Alınan kararla tüm cenazeler şehitlerin memleketlerine gönderildi. İşte şüphem burada oluştu. Toplu tören yapılmayıp cenazeler ailelere gönderildiyse, toplam sayıyı öğrenmemiz çok zor.
Gerçekten 24 cenaze mi teslim edildi yoksa daha fazlası mı? Bir gazetecinin tek tek nerede şehit cenazesi kalktığını bulması çok zor.
Artık Genelkurmay mı olur, Savunma Bakanlığı mı, şehit sayısı konusunda akıllara düşen şüpheleri gidermelidir. Şehit sayısının saklandığı iddiası doğru ise ve bu günün birinde ortaya çıkarsa, sorumluları altından kalkamazlar.
Mustafa Mutlu’yu bugün yalnız bırakmayın
Yeni romanı “Sonra hayat yeniden başlar”ı kendi için yazdığını söylüyor Mustafa (Mutlu) ama ben de kendim için okudum. Kendimi buldum romanda.
Roman, bir evde, küçük gibi görünen evde geçiyor gibi ama tüm Türkiye’yi yansıtacak kadar büyük bir ailede yaşananlar, müthiş diyaloglar, hem bugünümüzün hem yakın geçmişimizin aynası niteliğinde.
Hepimizin kullandığı argo sözler, kadın erkek fark etmeden ortak mekânlarda yaptığımız belden aşağı olarak niteleyebileceğimiz konuşmalar, kısacık ama geçmişten günümüze siyaseti analiz eden sohbetler, hiç bilinmeyen bazı tarihi gerçekler kitabın okunmasını eşsiz bir zevk haline getiriyor.
“Sonra hayat yeniden başlar” bir solukta okunabilecek, ders alınabilecek, çok eğlenceli, yer yer çok hüzünlü, bilgi dolu bir roman olmuş. Mustafa Mutlu’yu ilk kitabından sonra bize kazandırdığı yeni romanı nedeniyle kutlamak isterim.
Siz de kutlamak isterseniz bugün Mustafa’yı yalnız bırakmayın. Çünkü bugün kitabını Suadiye D&R’da imzalıyor. Saat 15.00’ten itibaren orada.
Hikmet Bilâ
Hayat ne garip. Aynı gün çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın mutlu gününe sevinirken, bir başka çok sevdiğiniz arkadaşınızın hayata veda edişinin hüznünü yaşıyorsunuz.
Hikmet Bilâ’yı kaybettik.
Aynı yaşlardaydık. Ayrı gazetelerde çalıştık çok uzun yıllar. Birbirimizi hep tanıdık ama bir araya gelemedik.
Vatan’da bir araya geldik. Hikmet’le çok kısa sürede çok iyi anlaştık, kaynaştık, dost olduk. Sonra bir anda gazeteye gelmez oldu. İzinde zannettim. Uzayınca sordum, meğer hastalanmış. Hemen aradım, “çok iyiyim, tedavi iyi sonuç verdi, yırtacağım inşallah” dedi.
Gelip görme dileğime “Hiç gelme, nasıl olsa ben geleceğim” dedi. Belki tedavi sonuçları nedeniyle öyle görünmek istememişti. Israr etmedim.
Dün sabah aramızdan ayrıldığını öğrenince “Niye zorlamadım ki gidip görmek için” diyerek çok öfkelendim kendime.
Çok iyi bir gazeteci, çok iyi bir yazardı. Adamdı. Öteki dünyada da yerinin ışıklar içinde olacağını biliyorum.
Güle güle sevgili arkadaşım, dostum...
“Hedefler” varmış ama vurulmamış
Hain saldırılardan sonra iktidar “harekete” geçti. TSK da 22 taburdan oluşan güçle kara harekâtını başlattı. Medya sınır ötesi harekâtı olarak verdi. Meğer yanlış anlamışız. Genelkurmay operasyonların büyük bölümünün Türkiye sınırları içinde olduğunu, zaman zaman uçaklarla sınırın aşıldığını bildirdi.
İçerde ya da dışarıda; Genelkurmay açıklamasına göre “belirlenen hedefler” vurulmaya başlanmış. Anlaşılan Genelkurmay PKK teröristlerinin saklandığı, konuşlandığı, gizlendiği hedefleri biliyormuş ki, şimdi hepsi tek tek vuruluyor.
O halde daha önce neden hiçbir şey yapılmadı? Bu hedeflerin vurulması için ille de bir seferde bu kadar gencimizin şehit olması mı bekleniyordu?
Açık söyleyeyim; ne bu kara harekâtına ne de vurulan hedeflere ve imha edilen PKK’lı teröristlere inanıyorum. Kandırıldığımız hissine kapılıyorum. Yine bize doğruların söylenmediğini düşünüyorum.
Çünkü daha önce bunları yaşadık. Kanlı bir terör baskınından sonra iktidarlar halkın öfkesini yatıştırmak için her seferinde bir kara harekâtı ya da sınır ötesi bombalama yaptı. Genelkurmay her seferinde “gururla” vurulan, yok edilen hedefleri açıkladı.
Sonuç aynı: Operasyonların bitmesinden hemen sonra yeni bir saldırı, yeni şehitler. Bu kez de böyle olmasından korkuyorum.
İstihbarat eksikliği
Terör eylemleri karşısında ne yapacağını bilemez halde kalan iktidar yandaşları Silahlı Kuvvetleri yıpratmaya devam ediyor. Artık kimsede bir endişe ve utanma da kalmadı, ekranlara çıkanlar “Bu orduyla savaşılamayacağını” açıkça söyleyip son saldırıları yine “darbe heveslilerine” bağlamaya çalışıyor. Gözünü karartıp “Bu saldırılar PKK’nın içindeki Ergenekon’un marifeti” diyenler de yok değil.
Bir de istihbarat eksikliğinden söz ediliyor: “Hiç mi istihbarat yapılmaz, bunlar nasıl önceden bilinemez?”
Gerçekten de nasıl bu kadar istihbarat eksikliği olur ki?
Ülkedeki herkes dinleniyor. Bunlar yazılı olarak dökülüyor. Genelkurmay Başkanı bile dinleniyor. Komutanların, siyasetçilerin, akademisyenlerin, üniversite hocalarının evlerine kameralar yerleştiriliyor, gittikleri yemekler bile fotoğraflanıyor.
Bir teğmenin evindeki buzdolabının sol arka bacağının içini oyup suikast planını yerleştirdiği bile saptanıp bulunuyor.
Deniz Kuvvetleri’nde darbe belgelerinin yerdeki hangi karonun altına saklandığı da öğrenilip ortaya çıkarılıyor.
Ama bir erin bile baktığında gördüğü PKK hazırlıkları, günlerce katır sırtında silah taşınması fark edilemiyor.
Teröristler telsiz ve telefonlarla açık biçimde haberleşiyor, saldırı anını bile bildiriyorlar, istihbarat yine uyuyor. İstihbarat dediğimiz şey sadece ülkesi için çabalayan vatanseverlere karşı mı yapılıyor acaba?
İktidar, terörle “mücadele“ ettiğini söylüyor. Muhalefet, iktidarı terörle “müzakere” etmekle suçluyor. Vatandaş ise oturmuş, bu “müsamere”yi izliyor! (Gani Yıldız)

