Seçimler bitse de yangın korkusundan kurtulsak

Haberin Devamı

Seçimlere bir hafta kala sokaklarda bayraklardan geçilmiyor. İlk bakışta şenlik havası verse de bu bayrak yarışı büyük bir tehlikenin de kaynağı olabilir.

Çünkü birbiriyle yarış halinde olan partiler, sokakları boydan boya bayraklarla donatırken tüm elektrik direklerini kullanıyor.

Dar sokaklarda ise bir ucu elektrik direklerine tutturulan bayrak demetlerinin diğer uçları da evlerin pencerelerine, pervazlarına iliştiriliyor.

Bayrakların neredeyse tamamı çok kolay yanabilecek maddelerden yapılmış. Sokağın bir ucundan tutuşabilecek bayraklar yıldırım hızıyla sanki bir dinamitin fitili gibi yanarak tüm sokağı sarabilir.

Çıkacak küçük yangınlar elektrik direklerinde kontak atmasına neden olabilir ve bu durumda yangınlar bir anda sokaktaki tüm evleri sarabilir. İtfaiye yetişene kadar koca bir sokak “seçim bayrağı gazisi” haline gelebilir.

Sadece yangın da değil. Pek çok yerde kimi rüzgârdan, kimi rakip partilerin “kesme eylemlerinden” dolayı bayrakları tutan ipler kopup sarkıyor. Bu, araçlar için tehlike yaratırken özellikle sokaklarda oynayan çocuklar için de sakıncalı.

Şimdi çok geç tabii ama bu seçimler gelip geçecek. Bundan sonra şu bayraklarla süsleme işine de bir çeki düzen vermek gerek. Zaten boşuna masraf olan bayraklar kentin belli bölgeleri dışında kullanılmamalı.

Bunları yazarken aklıma 1960’lı 70’li yılların seçimleri geldi. O zamanlar böyle her parti önüne gelen yere afiş ya da bayrak asamazdı. Seçimlere bir ay kala kentin önceden belirlenmiş duvarlarında her partinin aynı büyüklükte afiş yapıştırmasına imkân sağlayan alanlar yaratılırdı.Böylelikle tüm partilerin afişleri yan yana dururdu. Vatandaş da bu afişlere bakarak partiler arasında kıyas yapma olanağı bulurdu.

Sonra parti sayısı arttı, demokratik özgürlük adına kentin tüm duvarları siyasi propagandaya açıldı. İşin de tadı kaçtı.

Bundan sonraki seçimlerde 60’lardaki yöntem tekrar uygulanabilir.



***




Erdoğan’a “Neden kemer takmadın?” sorusu

Başbakan Erdoğan İstanbul’daki tünellerin ilkinin açılış törenine katıldı ve tünelden otomobil ile geçen ilk kişi oldu. Ama Erdoğan araç kullanırken bir ayrıntı dikkatlerden kaçmadı. Yasal zorunluluk olmasına rağmen Erdoğan emniyet kemerini takmamıştı.

İşte bu konu DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan tarafından soru önergesi haline getirildi. Tan soru önergesinde biraz ironik bir üslup kullanarak şöyle diyor:

“14 Mart 2009 günü, İstanbul’da Piyalepaşa Tüneli’nin açılışında makam otonuzu bizzat kullanırken sizin ve yanınızdaki Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın emniyet kemeri takmadığınıza bütün kamuoyu, medya aracılığıyla tanık oldu. Devlet, siyaset ve belediye adamlarının halka iyi örnek olmak gibi manevi sorumlulukları bulunduğunu siz de takdir edersiniz. Sayıştay’ın TBMM’ye sunduğu raporda, ölümlü trafik kazalarına yol açanların yüzde 50’sinin ilkokul mezunu olduğu nazara alınırsa bu sorumluluk daha da artmaktadır. Emniyet kemeri takmadan araç kullanmanın yanlışlığını ve tehlikesini bu soru önergesi vesilesiyle, lütfedip kamuoyuna açıklar mısınız?”

Tan, soru önergesinde ayrıca Karayolları Güvenliği Yüksek Kurulu’nun da bir kere için bile olsa toplantıya çağrılmamasının nedeni de soruyor.



***




Sokak ortasında durdurup adam aramak

Son günlerde özellikle Beşiktaş ve Beyoğlu ilçelerindeki bazı polis uygulamaları konusunda şikâyetler alıyorum.

Kısaca GBT diye bilinen Genel Bilgi Toplama adı altında vatandaşlar gün ortasında durdurulup aranıyor ve kimlikleri kontrol ediliyor.

Konuyu daha önce de yazmıştım. Bazı havaalanlarında uçağa binerken yapılıyordu bu uygulama. Yöntemi eleştirmiştim, şu sıralar kalkmış, belli ki artık insanları rahatsız etmeden yapılıyor uygulama.

Şimdi yapılan ise havaalanlarına göre çok daha kaba bir yöntem. Sokakta yürüyorsunuz, bir polis önünüzü kesiyor ve hüviyetinizi istiyor. Üst baş araması yapılırken bir görevli de taşınabilir bilgisayardan hüviyetinizi kontrol ederek “aranan” biri olup olmadığınıza bakıyor.

Bu yöntem insanları çok aşağılayıcı bir şey. Örneklerini yıllar önce faşist diktatörlüklerde görürdük ancak.

Tabii bu yazı da tıpkı daha önce yazdıklarım gibi kimileri tarafından eleştirilecek. Yine diyecekler ki “Her şey güvenliğimiz için, bir suçun yoksa niye gocunasın ki.”

Doğru, bu ülkenin bakanı bile telefon dinlemelerine karşı “Saklanacak bir şeyi olmayan korkmasın” diyorsa, sıradan vatandaşlar da bu tür duygular içinde olur.

Ama konu ne kadar güvenlik olursa olsun, bir hukuk devletinde, önlemler insanları aşağılayarak, küçük düşürerek yapılmamalı.

Ne yazık ki polis asli görevini en kolay yola başvurarak yapıyor. Sonra da diyor ki “Bu uygulama sayesinde kaç aranan ismi yakalardık biliyor musunuz?” İşte sihirli savunma bu. Halkım da saf saf bunu destekliyor.



***




Enteresan ilanın sırrı anlaşıldı

Hızlı trenin sefere girişi nedeniyle, ihaleyi alan firmanın “Başbakan ve bakanlarla, devlet memurlarına teşekkür” ilanı vermesini “enteresan” diye niteleyen yazımı hatırlarsınız.

Bu gariplik dikkatimi çekmiş ve bu başlığı atmıştım. Cevabını ise Necati Doğru ve Yiğit Bulut’un ısrarlı yazılarından almış oldum. Hızlı denilen tren meğer Avrupa’nın en yavaş ve en geri teknolojisine sahipmiş. İhale açılış fiyatının çok üstünde bir fiyatla bitmiş.

Böyle bir durumda yapımcı firmalar nasıl olup da “Biz şöyle güzel bir iş yaptık?” diye ilan versinler ki. Tam tersine hızlı tren dünyasının en yavaş ve en geri teknolojisini, en hızlı ve en yeni teknolojiymiş gibi kabul edip ihaleyi yüksek fiyattan kendilerine veren iktidara teşekkür etmek zorundalardı. İlanın öyküsü gerçekten çok “enteresanmış” meğer.



***




Evli gibi

Yıldırım Tuna’dan: İş adamı genç sevgilisiyle kaçamak yapmak için gittiği göl kenarındaki sessiz otelin otoparkına girmiş. Arabasından indikten sonra “Sevgilim” demiş, “Evli olmadığımızı anlasınlar istemiyorum, bavulları sen taşır mısın?”

DİĞER YENİ YAZILAR