Sevgili okurlar, geçen hafta yazdığım partiler arasında işbirliği yapılmasına ilişkin yazım gördüğüm kadarıyla hayli ilgi çekti. Sonuçta aklın yolu bir. İktidar tüm devlet olanaklarını kullanarak ve başka duygu sömürüsü olmak üzere her türlü popülizmi uyguluyor ve buna karşı büyük bir kitlenin eli kolu bağlı, bu nedenle güç birliği yapmaktan daha akılcı bir çıkış yolu yok.
Buluşma noktaları
Geçen haftaki yazımdan çıkan sonuç, AKP iktidarından hoşnut olmayanların, kendilerine en yakın gördükleri partilerde bütünleşmesiydi. Bu da doğal olarak CHP ya da MHP olarak görünüyor. Nitekim ben de yazımda “kendini sağda görenler MHP’ye, solda görenler de CHP’ye yönelebilir” demiştim. Ancak elbette Türkiye’nin seçenekleri sadece bunlar değil.
İki muhalefet olur mu?
Hafta sonu DSP Genel Başkanı Masum Türker’le konuştum. Türker “Seçimlerde güç birliği yapılması gerek tabii ki ama sadece CHP ve MHP’yi adres olarak göstermek, AKP’nin tek başına iktidarını perçinlemekten başka bir işe yaramaz” dedi. Türker’e göre eğer bir üçüncü parti daha barajı aşmazsa AKP tek başına iktidar olur, bu nedenle mutlaka bir üçüncü ortaya çıkmalı.
DSP faktörü
Masum Türker bu konuda DSP’nin buluşma noktası olabileceğini düşünüyor. “Bugün CHP’ye de MHP’ye oy vermek istemeyen, ama AKP iktidarından rahatsız olan geniş bir kitle var. Bu kitle yüzde 20’lere yaklaşıyor. İşte asıl görülmesi gereken gerçek budur” diyen Masum Türker DSP olarak bu kitlenin güç birliği yapması için ellerinden geleni yapacağını anlattı.
Hedef CHP oyları değil
Masum Türker üstüne basarak diyor ki “Bizim gözümüz CHP oylarında değil, CHP oylarını bölmeyi de düşünmüyoruz ama siyasette pek çok çok yol var ve biz şimdilik küçük gibi görünen siyasi partileri bir araya getirebileceğimize inanıyoruz.” Bu mümkün olabilir mi? Zihnimde bir netlik oluşmasa da makul şartlarda oluşacak bir güçbirliğinin varlık gösterebileceğini düşünüyorum.
Yüzde 10 ayıbı
Demokrasimizin en büyük ayıplarından biri seçimlerde uygulanan yüzde 10 barajı. Mantıken “istikrar sağladığı” gerçeği var tabii, ama bu aynı zamanda demokrasinin temeli olan çeşitliliği engelliyor. Çok büyük oy almayacak olsa da mutlaka temsil edilmesi gereken siyasetler var Türkiye’de. Ama onlara gönül verneler yüzde 10 yüzünden ya oy kullanmıyor ya başka yere gidiyor.
Güç birliği cesareti
Oysa, temel değerlerde buluşulduktan sonra sağlanacak bu güç birliği oy oranları çok yüksek olmayan ama varlıkları bilinen siyasetlerin çoğunu Meclis’e taşıyabilir. DSP’nin oyu şu anda yüzde 2-3 gibi görünebilir. Aynı şekilde Saadet Partisi, ANAP, DYP, İşçi Partisi aynı çatı altında güç birliğine giderse bir sinerji yaratılacağı da kesindir.
Hiç de az değil
Aslına bakarsanız toplumda taban bulan siyasetler sadece bu kadar değil. Abdüllatif Şener’in Türkiye Partisi, Saadettin Tantan’ın Yurt Partisi, Osman Pamukoğlu’nun Hak ve Eşitlikler Partisi hatta Mümtaz Soysal’ın partisi belki tek başlarına oy yüzdelerine bile giremeyebilirler, buna karşın bir bütünleşme ile barajı aşacak ve herbiri Meclis’te temsil edilebilecek duruma gelebilirler.
Balbay, Özkan faktörü
Tabii unutulmaması gereken iki isim de halen hangi nedenle olduğunu bilmediğimiz şekilde hapiste tutulan gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan. CHP’nin bu iki isme pek sıcak bakmadığı kesin. Balbay ve Özkan’ın bağımsız aday olmaları söz konusu. Ancak bu iki ismin güçbirliğine katılmaları halinde hatırı sayılır oy alabileceklerini düşünüyorum.
Bağımsızlık iyi değil
Meclis’e bağımsız olarak girmesi kesin olan BDP için bir şey söylemek mümkün değil. Bu parti kendini ancak bu yolla gösterebilir. Buna karşı Balbay ve Özkan bağımsız olarak seçilebileek olsalar bile oyları sadece bir bölgeden alacakları için Türkiye’nin diğer taraflarından gelecek oylar ziyan olacaktır. Oysa güçbirliği içinde olurlarsa Türkiye’nin her yerinden oy gelebilir.
Türker: Biz hazırız
İşte bu faktörler ortaya konunca 4 ay sonraki genel seçimlerde, oy oranları düşük partilerin güçbirliğine gitmeleri aynı zamanda “akıl yolu” olarak da tanımlanabilir. Masum Türker “Eğer DP Cindoruk başkanlığında devam edebilseydi, buluşma yeri olarak bu partiyi gösterebilirdik, oysa şimdi durum değişti, en mantıklı buluşma noktası DSP’dir” dedi.
Neden DSP
Masum Türker buluşma noktasının DSP olmasının çok akılcı ve mantıklı nedenleri olduğunu anlatıyor. Örneğin DSP’nin 81 ilde teşkilatı var. Bu da güçbirliğinde bulunacak parti ve grupların teşkilatlarının olmadığı yerlerde de seçime katılabilecekleri demek. DSP’nin kayıtlı 420 bin üyesi var ki, diğer katılımcılarla birlikte sandık hakimiyeti kurulabilir.
Güçbirliği olmazsa..
Masum Türker’e göre güçbirliği sağlanamaz ve meydan sadece iki muhalefet partisine kalırsa AKP seçimi açık ara kazanır. Çünkü güç birliğine katılmayan partilere gönül verenlerin çoğu son anda oylarını iktidardan yana kullanır. Bu da Türkiye’nin AKP’den bir daha kurtulamayacağı anlamına gelir. Türker “Bu güçbirliği CHP ve MHP’ye yarayacaktır. Onlara da daha gönül rahatlığı ile gidecektir oylar” diyor.
Nasıl olmalı?
Bazı fikirler kulağa hoş gelebilir de uygulaması zor olabilir. Bunu da sordum Türker’e. “Evet zorluklar var, ama geçen hafta yazdığın yazıda kimse komplekse girmemeli diyordun, işte temel felsefe bu olmalı. Hepimiz bir araya geliriz, çatı DSP olur, herkes nerede güçlüyse belirleriz, adayları ona göre belirleriz. Sana üç sana beş adaylık gibi pazarlıklara da girmeyiz” dedi.
Komplekse gerek yok
Türker’e göre, güçbirliği ideolojik temelde olmayacağı için seçimden sonra herkes kendi yoluna gidecektir. Amaç barajı aşmak, AKP’yi iktidardan indirmek, yeni Anayasa’yı sadece AKP zihniyetine teslim etmemek olduğuna göre kimsenin de komplekse girmesine gerek yok. Bu güç birliği aynı zamanda son yıllarda iyice tıkanan siyasetin ve demokrasinin de önünü açacaktır.
Propaganda olanağı
Masum Türker DSP’nin Meclis’te 6 milletvekili olduğunu, 40’ın üzerinde belediye başkanlıkları bulunduğunu belirterek “Ama en önemlisi seçimde kullanabileceğimiz paramız var. Ben çok tasarruflu davranarak seçim için para sakladım, bu güçbirliği için de büyük avantaj olacaktır” diyor. Bu unsur Türker’e göre DSP’nin güçbirliğinin merkezi olması için yeterli neden.
Medyaya sitem
DSP Başkanı medyanın de seçimlere korku ve baskı altında gittiğini ileri sürerek “Bunları ne zamandır anlatıyorum, kimse yazmıyor. Oysa beni bir kere ekrana çıkarsalar, net biçimde güçbirliğini anlatabilsem, Türkiye’de siyasetin gidişi değişir” dedi. Türker Uğur Dündar’a, Ali Kırca’ya, Fatih Altaylı’ya, Yiğit Bulut’a, Abbas Güçlü’ye, Mehmet Ali Birand’a “Ben bir kere tek başıma ekrana çıkarın” çağrısı da yaptı.
Türkiye kaynıyor
Sevgili okurlar, geçen haftayı çok hareketli geçirdik. Öyle görünüyor ki bu hafta ve önümüzdeki haftalar da çok hareketli ve heyecanlı geçecek. Siyaset giderek ısınacak, çevre ülkelerdeki gelişmelerin etkileri mutlaka Türkiye’de de olumlu olumsuz yansımalar yapacaktır. Bu koşullarda gidilen seçimlerde herkesin hesabını iyi yapması gerekir. Türkiye’nin geleceği adına artık kimsenin hata yapma lüksü yoktur.
Ön seçim konusu
Bu pazartesi son olarak geçen hafta içinde yazacağımı belirttiğim CHP’de ön seçim konusuna tekrar değinmek istiyorum. Üst üste o kadar çok ve sıcak olay yaşadık ki ön seçim konusuna hiç giremedim. Ama gelen mesajlardan anladığım kadarıyla ön seçim konusu CHP içinde çok önemli ve hararetli tartışmalar çıkacak. Bu hafta içinde konuyu mutlaka yazacağım
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Seçimde güç birliği için yepyeni bir öneri
Haberin Devamı

