Seçim sonrasının en keyifli olayı Güher - Süher Pekinel’i dinlemekti

Haberin Devamı

Seçimlerde AKP’nin daha az oy almasını istiyordum. Demokrasi adına bunu daha istikrarlı görüyordum. Özellikle kendi mesleğimizi yaparken çok güçlü bir hükümet karşısında “otosansür” uygulamak zorunda kalmadan daha dengeli bir çalışma ortamının yaratılacağını düşünüyordum.
Şimdi bazı gazeteci arkadaşlarımız sanki maça çıkmışız da kaybetmişiz gibi bıyık altından gülüyorlar. Onlara diyorum ki “Yanılıyorsunuz, bu kadar güçlü hükümet eninde sonunda kendisine yandaşlık yapanlara da tahammül edemez hale gelir bir gün, eğer bir partiyi tutmadan iktidara karşı muhalefet ettiysem bu hepimiz içindi aynı zamanda, umarım bir gün (sen yine doğruyu söylemişsin meğer) diye karşımda ezilip büzülmezsiniz.”

Neyse, seçim geçti. Eğer ille “morardın” diye şımarıklık yapmak isteyenler varsa, pazar gecesi Samanyolu Haber’e “mor tişörtle” çıktım ve “Al sana mor, oldu mu?” diye de sordum. Güldük.

Seçimden önce meslek büyüğümüz Saruhan Ayber, “artık benim de patronum var” diye tanıştırdığı Derya Acar’la birlikte gazetede ziyarete geldi. “Bursa Festivali’nin 50. yılını kutluyoruz. 17 Haziran’da açılış gecesi var, sen de onur konuğumuz olacaksın Doğan Hızlan’la birlikte, mutlaka geleceksin” dedi.

Saruhan Ayber bir şey isteyecek ve ben de yapmayacağım, mümkün mü? Ayrıca 50. Yıl’ın açılışı da Güher Süher Pekinel konseri ile yapılıyor, etti mi iki?

Dile kolay, tam 50 yıl süren bir sanat ve kültür festivali. Türkiye’nin ve dünyanın önemli sanatçıları ağırlanıyor, Bursalılar müzik, dans ve gösteri sanatlarına doyuyor.
Açılış muhteşemdi. Gerçekten 50. Yıl’a yaraşır biçimdeydi. Bursa Devlet Senfoni Orkestrası şef Howard Griffiths’in yönetiminde Rossini’nin La Cenerentola Uvertürü ile başladı.
Ardından Mozart’ın mi bemol majör iki piyano için konçertosu ile sahneye Güher- Süher Pekinel kardeşler geldi.
Öyle olağanüstü çaldılar ki, aklımda ne seçim kaldı, ne diğer sorunlar, uçtum gittim.

Orkestra daha sonra Shostakovich’in Bale Süiti ve Tchaikovsky’nin İtalyan Capricciosu’nu seslendirdi.
Konserden söz edince şef Howard Griffiths’ten söz etmemek mümkün değil. Birçok konser izledim ama bu kadar renkli şefe hiç rastlamamıştım.

Eşi Türk olan İngiliz şef, harika Türkçesi ve esprileriyle büyük alkış aldı. Orkestrayı olduğu kadar binlerce izleyiciyi de yöneten şef Howard Griffiths başlı başına bir olay.

Bursa’da sadece 24 saat kalabildim, ama çok hoş anlar yaşadım. Bunlar bana kalsın, ama Bursa ile ilgili bazı gözlemlerimi de önümüzdeki günlerde yazmak
istiyorum.

*****

Ekranda gazete yırtılmaz

İki gündür bir TV kanalında gazete yırtılması olayı tartışılıyor. Bengü Türk’te sabah gazeteleri okuyan genç bir sunucu sıra Taraf Gazetesi’ne geldiğinde, okuduğu başlığı beğenmediği için önce ağlar gibi yapmış sonra da gazeteyi yırtıp kenara atmıştı.

Bir gazetenin yırtılmasına asla tahammül edemem. Çünkü 35 yıldır gazetecilik yapıyorum ve bir gazete benim canım kanım. Onca emek verdiğimiz bir gazetenin, kime ait olursa olsun yırtılması yüreğimi sızlatır, öfkemi kabartır.
Hele gazete kâğıdından paket sarmaya bile kıyamayan biri olarak ekranda gazete yırtılmasını şiddetle kınıyorum. Sokakta başıma taş atılması neyse emek verdiğim gazetenin yırtılması da aynı şey.

Ancak, şimdi pek çok kişinin hatırlamadığı bir olayı da paylaşmak istiyorum.

Yırtılan gazete Taraf. Sahibi ve Başyazarı Ahmet Altan.
Gazetesi ekranda yırtıldığı için çok üzüldüğünü tahmin ettiğim Ahmet Atlan bundan 19 yıl önce bir televizyon kanalında gece haberlerini sunuyordu. Hayli aykırı bir programdı. Ahmet Altan o dönemin siyasi iktidarına karşı çok sert ve hatta acımasız muhalefet yapıyordu.

Altan’ın programının en ilginç bölümü, günlük gazetelerden kestiği bazı kupürleri ya da günün haberlerinden bazılarını okumasıydı.

Ahmet Altan beğenmediği gazete kupürü ya da haberleri yüzünü buruşturarak ve ağır eleştiriler yaparak yırtar ve kenara atardı.

Bu davranışı çok tepki çektiği için bir süre sonra programı yayından kaldırılmıştı.

Aynısı demeyeceğim ama, ekranda beğenmediği haberi yırtıp atma eylemini ilk yapan Ahmet Altan’dı. Ne yazık ki şimdi başkaları onun hazırladığı gazeteyi yırtıp atıyor.

*****

Ankara Büyükşehir Belediyesi 250 körüklü otobüs alıyormuş. Yolların halini ve birkaç ay sonraki sonbahar yağmurlarını düşünüp “kürekli otobüs” alsalar daha iyi olur! (Gani Yıldız)

*****

Angelina Jolie geldi, başardık

Neyi başardık biliyor musunuz? Güvenlik önlemi almayı. Televizyonların birbirini ezerek görüntü almaya çalışmasının önüne geçmeyi. Ülkemizi ziyaret eden bir konuğu korumayı.

Angelina Jolie Antakya’ya geldi. Gelmeden önce bütün kurallarını söyledi.

Kimse görüntü almayacak, kameralarla birlikte gezmeyecek, gitmek istediği yerlere büyük kalabalıklarla gidilmeyecek, Türkiye’de bir gece kalması için ısrar edilmeyecek.
Eh, gelen Angeline Jolie gibi bir dünya starı olunca akan sular durdu.

Hiçbir aktivitede güvenlik almayı beceremeyenler bu kez başardı. Angelina Jolie gayet rahat biçimde uçaktan indi, rahat nefes alarak mülteciler arasına girdi, sohbet etti ve çekip gitti.

Gazeteciler de rahat çalıştı. Herkes nerede ne yapacağını biliyordu, kurallara uydu ve her gazetede harika fotoğraflar yayınlandı.

Peki aynısını kendi insanımız için neden beceremiyoruz?
Herhangi bir nedenle gözaltına alınan, emniyete getirilen, mahkemeye çıkarılan insanlarımız için neden bir güvenlik şeridi oluşturulamıyor?

Angelina Jolie, güzelliğinin ve alımının dışında en iyi çalışma koşullarının nasıl olacağını da öğretti bizlere. Teşekkürler...

*****

Atatürk’ün gizlenen mektubu çıktı peki ya vasiyeti

Yazar Atilla Oral’ın “Atatürk’ün sansürlenen mektubu” adlı kitabı çok ilginç bir tarihi gerçeği açığa çıkardı. Atatürk, okullarda okutulacak tarih kitaplarında “Türklerin İslam’daki yeri” başlıklı bölümün El Ezher Üniveristesi’den Zahir Kadiri’ye yazdırılmasına tepki göstererek, bu tarihçinin Türk çocuklarına Arap kültürünü empoze etmeye çalıştığını söylüyor. Bu konuda Türk Tarih Kurumu’na ağır bir mektup yazan Atatürk o bölümü çıkarttırıyor.
İşte bu mektubun tam metninin hiç açıklanmadığı ve Atatürk’ün bu konudaki öfkesinin gizlenmeye çalışıldığı ileri sürülüyor Oral’ın kitabında. Zaten kitapta mektubun tamamı var. Bu haberi okuyunca, benim de birkaç kez dile getirdiğim “Atatürk’ün gizlenen vasiyeti” konusu geldi aklıma. Örneğin bu konuyu yıllardır kovalayan Meriç Tumluer, göreve gelen her başbakana ve genelkurmay başkanına “Atatürk’ün gizli vasiyetini neden açıklamıyorsunuz” diye soruyor.

Bir türlü cevap alamıyor. Bu sorulara muhatap olanlardan biri çıkıp “Yok böyle bir vasiyet” dese belki yine ikna olunacak ama bu açıklama da yapılmıyor.

Atatürk’ün gizlenen bir vasiyeti var mı yok mu? Bir yetkili artık dürüstlükle çıkıp bunu söylemeli.

Atatürk’ün sansürlenen mektubu olduğunu da bilmiyorduk. O halde gizlenen vasiyeti neden olmasın.

DİĞER YENİ YAZILAR