Bunları hep yazdık. Hele bu köşede kim bilir kaçıncı keredir yazılıyor. Demokrasilerde her şey sayısal çoğunluk değildir. Devletin temel felsefesi ile ilgili kararlarda, öyle bir an gelir ki, yüzde 90 oy alsanız bile istediğinizi yapamazsınız. Kuvvetler ayrılığı, milli iradenin uygulanması için görevlendirilmiş bir kurumlar bütünlüğünü ifade eder..
Ama AKP önde gelenleri ve özellikle AKP destekçileri bunların hiçbirini dinlemedi. Onlar için varsa yoksa aldıkları oy vardı çünkü. “Madem ki yüzde 47 oy aldık, o halde millet arkamızda, ne istiyorsak onu yapabiliriz” mantığı ile önlerine çıkan her şeyi yıkmak istediler. Olmayacağı belliydi, olmadı da.
Gelinen noktadan ders alınmadığı hatta tam tersine gerginliğin artması için elden gelenin yapıldığı da görünüyor. Örneğin AKP medyası, “411 kişinin kararını 9 kişi bozdu” söylemiyle yine bir sayısal oranlamaya giderek, zihin karıştırmaya çalışıyor.
İşte bir türlü anlamak istemedikleri bu. Hukuk ve demokraside yargı denetimi en önemli unsurdur. Oysa AKP zihniyeti demokrasi ve hukuku sadece kendi çıkarı söz konusu olduğunda hatırladı bugüne kadar. Hatta daha da ileri giderek kendi çıkarının demokrasi ve hukuk olduğunu, buna karşı çıkan veya eleştirenlerin de demokrasi ve hukuk dışı yollarda olduğunu söylemeye kalktı.
Şimdi AKP için çok sıkıntılı bir dönem başladı. Anayasa Mahkemesi’nin türban kararıyla AKP’nin kapatılmasını isteyen Başsavcı’nın iddianamesindeki en önemli kanıtlardan birini kesinleştirmiş oldu. Bu açıdan bakınca AKP’nin kapatılmasının düne göre daha kolay hale geldiği söylenebilir.
Tabii kapatma davasına damgasını vuracak en önemli unsurlardan biri, Anayasa Mahkemesi’nin “siyasi yasak” kavramını yorumlayıp yorumlamayacağıdır. AKP ve yandaşları Anayasa’da partilerinin kapatılmasına neden olan kişilerin 5 yıl boyunca parti kuramayacaklarının ve bir partide görev alamayacaklarının yazılı olduğunu belirterek, siyasi yasak kavramını sulandırmaya çalışıyor.
Anayasa Mahkemesi son türban kararı ile bu mahkemenin karar verme yeteneğinin sınırlarını da genişletmiş oldu. O halde demek ki olası bir kapatma ve yasak getirme halinde Anayasa Mahkemesi’nin bu tanımları da yorumlayarak hükme bağlayacağını söylemek yanlış olmaz. Doğrusu da budur zaten.
Müzeler 16.30’da kapanmamalı
İstanbul Erkek Lisesi’nden arkadaşım, turizmci Tarık Haskan dün aradı, “İstanbul turizmde bu yıl patlama yaptı” dedi. Kültür, eğlence, gemi ve kongre turizmi nedeniyle İstanbul’a gelenlerin sayısında müthiş artış olduğunu anlatan Haskan, “Ancak basit gibi görünen, buna karşın İstanbul turizmini sıkıntıya sokan iki konu çok önemli” diyerek anlattı;
“Ayasofya, Topkapı, Kariye gibi çok ilgi gören müzeler eskiden yaz aylarında 19.00’da kış aylarında ise 16.30’da kapanırdı. Yeni Turizm Bakanı bu yaz bir genelge yayınlamadığı için bu müzeler saat 16.30’da kapanmaya devam ediyor. Düşünebiliyor musun? İstanbul’da hava 21.00’de kararıyor, ama müzeler 16.30’da kapanıyor. Bu en çok gemi turizmi ile gelenleri etkiliyor. Acil çözüm bekliyoruz.”
Tarık Haskan’a göre ikinci önemli konu, tarihi yarımadada trafik ve park düzeninin hâlâ elverişli olmaması. Eminönü, Cağaloğlu, Sultanahmet arasındaki ringin yoğun trafik nedeniyle günün her saati tıkalı olduğunu anlatan Tarık Haskan, “Burası için hazırladığımız projeler var ama bir türlü uygulanamıyor, bu yüzden çok turist kaçırıyoruz” dedi.
Haskan son olarak Ramazan aylarında Sultanahmet Meydanı’na kurulan çadırların da turist gezdirme açısından çok sıkıntı yarattığını anlattı. Sayın Bakan’a duyurulur.
İnatlaşma mı yoksa itiraf mı?
Milli Eğitim Bakanlığı gazetelere yarım safya ilan vermiş. Halk Bankası’nın finansal desteği ile Türkiye’nin en büyük okuma yazma kampanyasının başlatıldığı belirtiliyor ilanda.
İşin içinde hediye de var. Çevresinde okuma yazma bilmeyenler olanlara kampanyaya katılma çağrısı yapılıyor.
Buraya kadar her şey güzel. Ama yarısı yazı olan ilanın diğer yarısında 25 yaşın üzerinde olduğu anlaşılan bir kadının türbanlı fotoğrafı var. Eğitimle ilgili bir ilanda türbanlı kadın fotoğrafı ne anlama gelir, çözmek hayli zor. Ama insanın aklına iki olasılık geliyor.
Birincisi, Milli Eğitim Bakanı her koşulda dinci zihniyetini ortaya koymaktan çekinmiyor ve bir inatlaşma ile meydan okuyor.
İkincisi ise, dini inanç baskısı adı altında zorla kapatılan kadınların okuma yazma bilmediği kabul ediliyor. Bir tür itiraf yani.
Herhalde Milli Eğitim Bakanlığı bu ilanın mantığını açıklamalıdır.
Doğru söz tatlı olmaz. Sinan Paşa
Başbakan’ı kandırmışlar
Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili kararının açıklanmasından sonra Başbakan Erdoğan’ın tüm programlarını iptal etmesi karar konusunda yanlış bilgiler ve yorumlar aldığı hissini uyardırdı bende.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı alacağını ben tahmin ediyordum. Ama AKP çevrelerinde böyle bir inanç yoktu. Onlar, “Mahkeme işe şekilden bakacağı için CHP’nin başvurusunu reddeder. Ama bir ihtimal bunu yaparken yorum getirerek (Bu madde ile türbanı serbest bırakmayın) der” diyorlardı. AKP’liler bunu moral olsun diye elbette konuşabilir. Ama hukukçularının durumu Erdoğan’a açıklaması gerekiyordu. Demek ki ya çekindiklerinden ya da bu işi bilmediklerinden Tayyip Erdoğan’ın hazırlıksız yakalanmasına neden oldular.
Tayyip Bey hukuku hiç dikkate almıyor. Yanındakiler de öyle olunca işleri çok zor demektir.
Bebelere emzik
Adam, Kayserili arkadaşının lateks-kauçuk ürünler yapan fabrikasını geziyormuş. Bir ara bir otomatik makinenin başına gelmiş ve makineden ilginç seslerin geldiğini duymuş: “Pıssst.. PAT! Pıssst.. PAT! Pıssst.. PAT!” Merak edip sormuş bu makinenin ne yaptığını ve neden bu seslerin geldiğini. Arkadaşı cevaplamış: “Bu makine biberon emziği yapıyor. ‘Pıssst’ sesi kalıba gelen lâteksin şişirilip emzik formu aldığını, ‘PAT’ sesi de ucuna açılan deliğin sesini belirtir.” Geziye devam edip başka bir makinenin başına gelmişler. Bu makineden de benzeri sesler geliyormuş ama sıralamaları farklıymış: “Pısssst.. Pısssst.. Pısssst.. Pısssst.. PAT..!” Adam yine meraklanıp sormuş: “Peki, bu ne makinesi?” Arkadaşı cevaplamış: “Bu prezervatif makinesi.” Adam şaşkınlıkla “Ama neden 4 Pısst’tan sonra 1 PAT sesi geliyor?” diye sorunca arkadaşı açıklamış: “Her 4 prezervatiften sonra 1 tanesinin ucunu deliyoruz ondan.” Adam biraz da kızarak “Ama neden! Bu yaptığınız hiç hoş değil” demiş. Kayserili cevap vermiş: “Öyle mi? Emzikleri kime satacağız peki?”

