AKP’nin kapatma istemine karşı hazırladığı savunmanın ayrıntıları ortaya çıktı. Ancak metni gözden geçirdiğinizde bunun bir savunma olmadığını hemen anlıyorsunuz. Çünkü suçlamalara karşı hiçbir şey yok. Bunun yerine Yargıtay Başkanı’na, Yargıtay’a, Anayasal sisteme ağır eleştiri ve hatta hakaretler olduğunu görüyoruz.
AKP bunu şu amaçla yapıyor: Kavram ve kurallardan habersiz ve bilgisiz olan kamuoyu önünde yüksek yargıyı küçük düşürmek, zihinlerde kirlilik yaratarak alınacak kararın meşru olmayacağını ileri sürmek.
Ve daha da ileri gidilerek “Eğer iktidarda kalırsam ya da yeniden gelirsem, benim önümü tıkayan bu kurumları tamamen ortadan kaldıracağım ya da kendi işime geldiği gibi yeniden örgütleyeceğim” denilmek isteniyor.
Bu tehlikeli bir oyundur. Devletler kuruluş felsefelerini ve temel kurallarını, sayısal çoğunluğu alan bir siyasi görüşün keyfine ya da anlayışına göre canları istediğinde değiştiremezler. Bu çok özendiğimiz Avrupa Birliği ülkeleri için de geçerlidir. Denemesi bedava. Gidin Almanya’ya ve kuruluş felsefesi ile devletin temel kurallarını altüst etmeye bir niyetlenin bakalım. Viyana Sözleşmesi çare olur mu olmaz mı görün.
Bu bir suç duyurusudur
Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy sabahın beşinde kaldığı otelden apar topar gözaltına alındı. Uygulama GBT denilen Genel Bilgi Toplama sistemine göre yapıldı.
Buna göre polis otellerde konaklayanların listesini alarak tarama yapıyor.
Polis havalimanı, otogar ve tren garlarında da yolcuların kimliklerini alarak GBT taraması yapabiliyor.
Emniyet Müdürlüğü Gürsoy’a özel uygulama yapılmadığını herkese aynı şekilde davranrıldığını açıkladı. Açıklamaya göre otel kayıtları gece 2.00’den sonra alındı, “sanığın” kesin bulunabilmesi amacıyla “tahminen” uykuda olduğu bir saat seçildi.
Buraya kadar her şeyi normal kabul edelim. Ama sonrası çok önemli;
1- Gürsoy’un “aranan” listesine sokan “suç” 4 yıl önceye ait.
2- Bu süre içinde Gürsoy başta gözaltına alındığı otel olmak üzere sayısız kere otellerde kalmış.
3- GBT sistemi gereğince Gürsoy’un adı 4 yılda otelde kaldığı tüm geceler Emniyet’e intikal ettirilmiş.
4- Bu 4 yılda emniyet Gürsoy adını defalarca görmesine rağmen gözaltı kararı almamış.
5- Gürsoy 1 Mayıs’taki polis dehşeti hakkında suç duyurusunda bulunduktan bir gün sonra “otelde kaydına rastlandığı için” gözaltına alınıyor.
6- Bu gözaltı olayının kasıtlı olmadığını söyleyebilecek tek Allah’ın kulu olabilir mi?
Olamaz tabii. Zaten ben de bilineni yazıyorum. Ama yazmadan da olmuyor.
Konuya devam edeceğiz.
Yok mu bunlara Türkiye’yi anlatacak biri?
Avrupa Birliği komiseri Olli Rehn, “Türkiye’de aşırı laiklerle, Müslüman demokratlar var” diyor. AKP medyası bunu manşetlere taşıyor.
Aşırı laikliğin ne olduğunu anlamak mümkün değil. Ancak “Müslüman demokrat” tanımından AB komiserinin ve benzerlerinin Türkiye’yi hiç tanımadığı anlaşılıyor.
Avrupa Birliği ülkelerinin bazıları Türkiye’ye hiçbir bilgileri olmadığı için yanlış gözlükle bakmaya çalışıyor. Sanki Türkiye’de bir tarafta Müslümanlar diğer tarafta da Müslüman olmayanlar var.
Bir kesim “fikir ve inanç özgürlüğü” kapsamında dinini yaşamak istiyor, ama aşırı laikler buna dolayısıyla Müslümanlığa karşı çıkıyor. AB ülkeleri, zamanında kendi yaşadıkları sorunların aynen Türkiye’de de yaşandığını sanarak, garip, kafa karıştırıcı ve yanlış tanımlamalarla Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyor.
Oysa Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman. Her dinde olduğu gibi İslam’da bazı ayrışmalar olmuş, mezhep ve tarikatlar doğmuştur. Türkiye coğrafyasında İslam dininin tüm renkleri vardır ve yaşamaktadır.
Bunun da ötesinde özellikle Hıristiyanlıkta görünen şiddetli din savaşları ve katliamlar İslam ülkelerinde çok fazla yaşanmamıştır. Türkiye ise İslam’ın bütün renklerini içinde barındıran ve barış içinde yaşatan Müslüman ülkelerden biridir.
Elbette kimi mezhep farklılıkları, etnik kökenler zaman zaman sorun olmuştur ve olmaya da devam etmektedir ama bu toplumsal barışı tehdit eder hale gelmemiştir.
Şimdi bu doğruları bilmeyip Türkiye’yi “aşırı laikler- Müslüman demokratlar” diye ayırmaya çalışmak, eğer bilgisizlik ve geri zekâlılık değilse ancak kasıttır. Ki ben kasıtlı olduğuna daha çok inanıyorum.
AB komiseri, kapanma korkusuyla panikleyen AKP’nin, bu söyleme sarılacağını ve bunun ülkede tehlikeli bir tırmanmanın başlangıcı olacağını biliyor. Neredeyse 250 yıldır Türk halkını bölmeye ve sözde modernleşme adı altında yönetmeye kalkan Batı’nın temsilcisi AB komiserine birinin gerçekleri anlatması gerekmiyor mu?
Başta TÜSİAD olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşunun AB ile çok yakından ilişkileri var. O halde bu gerçeği belki de bir kurs vererek anlatmak gerek.
Fikirler cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez.
Atatürk
Bu gece 32. Gün’deyim
Sevgili okurlar; çıkacağım televizyon programlarını önceden haberim olduğunda size haber veriyorum. Günübirlik davet edildiğimde tabii ki yazamıyorum. Bu akşam Kanal D’de yayınlanacak 32. Gün’e beni de davet ettiler. Konu “parti kapatmalar.” Programa Hürriyet Gazetesi yazarı Tufan Türenç Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilacak ve Yeni Şafak Gazetesi yazarı Fikri Akyüz’ün de katılacağını belirttiler.
Sanıyorum, genel olarak parti kapatmalardan başlayıp AKP hakkında açılan kapatma davası üzerine hareretli bir tartışma yaşanacak. Programda Nazıl Ilıcak’ın da olması tartışmayı çok renklendirecektir. Nazlı Hanım Tayyip Erdoğan’ın katıldığı yemeğin konuklarından. Gerçi konuşmalar için “off the record” yani yazılmamak kaydı konmuş. Buna karşın Nazlı Hanım’dan o gece ile ilgili ipuçları alabiliriz. En azından ben konuyu bir şekilde oraya getirip Tayyip Erdoğan’ın plan ve stratejisi hakkında biraz daha fikir edinmeye çalışacağım. Herhalde ilginç bir program olacak. Saat 0.00 sıralarında başlayacağını söylediler, tabii bazen biraz sarkıyor. Meraklılarına duyurmak istedim.
Rum kilisesinde tören
Hiç Ortodoks kilisesinde bir cenaze törenine katılmamıştım. Birkaç kez Sinagog’ta cenaze töreni izlemiştim, demek ki daha önce hiçbir Hıristiyan tanıdığım vefat etmemiş.
Dün öğle üzeri Arnavutköy Taksiarhis Rum Kilisesi’nde, Erol Aksoy’un annesinin cenaze törenine katıldım. İstanbul’un tanınmış isimleri de cenaze nedeniyle kiliseye akın etmişti.
Aksoy’un annesinin Hıristiyan olduğunu birkaç ay öncesine kadar bilmiyordum. Yaz aylarında bir sohbet sırasında “Medya kavgalarında senin için Rum çocuğu denmişti, neydi o?” diye sormuştum. Aksoy da “Evet, çünkü annem Rum” demişti.
Aksoy’un annesine çok düşkün olduğunu biliyordum, ne zaman birlikte olsak en az bir kere annesini aradığına hep tanık oldum. Aksoy dünkü cenazede de çok üzgündü. Bütün uğraşına rağmen gözyaşlarının sel gibi akmasına engel olmadı.
Bu cenazeyle birlikte bir Ortodoks kilisesinde cenaze töreninin nasıl yapıldığına da gördüm.
Bir kere, Arnavutköy’de böyle bir kilise olduğundan haberim yoktu. Hayli büyük kilise aynı zamanda son derece gösterişli. Her taraf altın varaklarla kaplı. Birbirinden nadide onlarca ikona var.
Müslüman cenazeleri ne kadar sade oluyorsa Hıristiyan cenazeleri de o kadar törensel. 35 dakika süren bir ayin yapıldı, 5 din görevlisi (her birinin ayrı adı var mı bilmiyorum) latince dualar okudu.
Ayin sırasında çok yakındaki camiden yükselen ezan sesi kilisenin içini doldurdu.

