Halit Refiğ’in ölümünü dün Vatan dahil bazı gazeteler “Yorgun Savaşçı hayata veda etti” başlıklarıyla duyurdu okurlarına. Sabah eşi Gülper Refiğ ilk baktığı gazete Vatan’ın başlığını görünce “İşte en güzel başlık bu” dedi göz yaşlarını tutamayarak.
Evet, “Yorgun Savaşçı” tanımı Halit Refiğ’i anlatmakta çok güzel bir deyim. Darbecilerin yaktığı filmle yönetmenin ismini bağdaştırmak çok yerindeydi.
Oysa bana göre bunun ötesinde bir gerçek daha var. Tanıdığım Halit Refiğ büyük bir savaşçıydı, ama yorgun değildi. Tam tersine, son nefesini verdiği ana kadar savaştı, direndi.
Artık giderek kötüleştiği günlerde bile konuşabildiği kadar konuşmaya çalıştı.
Halit Refiğ çok ilginç bir kişilikti. Önce susar ve dinler. Çoğu kez hiç müdahale bile etmez. Sadece “Mmmmmm” der arada bir örneğin ya da “Allah Allaaaah” nidası çıkarır, şaşırmış gibi yapar.
Sonra sıranın kendisine geldiğine inandığında başlar konuşmaya. İşte o andan itibaren söze girmeyi, bir cevap vermeyi düşünmezsiniz bile.
Güzel olan da şudur: Halit Refiğ hepimizin konuştuğu, fikirlerini söylediği konuya girer. Ama sözlerinde gizli-açık o kadar bilgi vardır ki şaşarsınız. Aynı konuyu konuşursunuz aslında, ama bir süre sonra anlarsınız ki bildiğiniz konuda pek çok yeni bilgi öğrenmişsinizdir.
Halit Refiğ’i fikirlerini anlatırken hiç “yorulmuş” görmedim. Sanki yüksek bir adrenalin pompalanırdı vücuduna ve anlattıkça coşar, pek çok kişinin söylemeye çekindiği sözleri söylerdi.
Sadece sohbetlerinde mi? Hayır, kamuya açık alanlarda, TV ekranlarında, makale ve kitaplarında, ulaşabildiği her yerde ve her zaman.
“Hiç yorulmamış” olduğunu anlatmak için tek bir örnek bile yeter belki. Halit Refiğ, Ergenekon davasını ilgiyle izliyordu. Dava sürecinde hukuk kurallarına uyulmadığı anları da görüyor ve buna tepki gösteriyordu.
Buna karşı haklarında dava açılan, soruşturmaya uğrayan bazı kişilerle de ilgili kuşkusu vardı. Onları asla savunmadı.
Ancak hukukun uygulanmadığını gördüğü için “Beni de yargılayın” kampanyası açarak ilk imzayı atan da Halit Refiğ’di.
Dünyada en çok izlenen Türk filmi
Biliyor musunuz; acaba dünyada en çok kişinin izlediği Türk filmi hangisi? Hiç düşünmeyin, ben biliyorum.
Bir gün Halit Refiğ’le sohbet ediyoruz. Çin’deki konferansını anlattı. Yılı hatırlamıyorum, ama Çin şimdiki gibi komünist yönetim altında vahşi kapitalizmin uygulandığı bir ülke değil. Mao’nun tüm politikalarının geçerli olduğu yıllar. Halit Refiğ de Çinlilere ulusal Türk sinemasını anlatıyor.
“Giderken yanıma bir filmimin kopyasını da almıştım” dedi. Çok da özenmemiş, adını hatırlayamadı o sırada ama “piyasa filmlerinden biriydi” diye düzeltti.
Sonrası şu: Bir gün Çin’deki yönetmenlerden biri aramış ve “Filmin TV’de gösterildi. Çok beğenildi” demiş. O yıllarda Çin’de tek televizyon var, tıpkı bizde 80’lere kadar olduğu gibi. Çin’in nüfusu 1 milyar. Demek ki 500 milyon kişi izlemiş filmi. 500 milyon kişinin izlediği bir Türk filmi bilen var mı?
‘Ben çok şanslı bir kadınım’
Pazar sabahı saat henüz 06.00 bile olmamıştı. Gülper Refiğ, yoğun bakım doktorlarının özel ilgisi sayesinde bir buçuk saat kadar yanında kaldığı, elini asla bırakmadığı eşi Halit Refiğ’in yanından artık “zorunlu” olarak çıkarılmıştı.
Aklı hâlâ içerideydi. Biraz hava alması için birlikte hastanenin önüne çıktık. Tam o sırada ezan okunmaya başladı. Dört bir yandan gelen ezan seslerini bir süre dinledikten sonra yürümeye başladım.
Perpa binasının ürkütücü karanlığının önünden geçerken “Biliyor musun Can, Halit’i kaybedeceğimi biliyorum artık, o da biliyor. Hastaneye yattığından beri ilk kez biraz önce gülümsedi bana. Sanki üzülmememi söyledi. Düşünüyorum da ben dünyanın en şanslı kadınıyım” dedi.
Elini sıktım bilinçsizce, sanki teselli etmek ister gibi. Sonra sürdürdü “Böyle müthiş bir insanla 30 yıldan fazla birlikteydim. Onun derin bilgisinden, hassas insanlığından, bir abide gibi hiç bükülmeden dimdik ayakta kalan dürüstlüğünden, erdeminden nefes aldığım her saniye yararlandım. Kim bu kadar şanslı olabilir ki.”
Hiçbir şey söylemedim. Çünkü Gülper’i bundan sonra ayakta tutacak, ona güç verecek, sevgili Halit’ini hep yanında hissettirecek duygu buydu.
İnanır mısınız, Gülper-Halit Refiğ çifti evlendikleri 1976 yılından bu yana bir gün bile ayrı kalmadılar. Hep birlikteydiler. Dünyayı birlikte gezdiler. Turist gibi değil, Arizona’dan Çin’e, Rusya’dan Afrika’ya dünyanın sayılı düşünürlerini, aydınlarını ve sanatçılarını ziyaret etmek, onlarla bilgi ve görüş alışverişi yapmak için.
Refiğ’in filmleri pek çok ülkede gösterildi, neredeyse dünyanın tüm ülkelerinde konferanslar verdi, her milletten, her dinden üstün nitelikli dostları oldu.
Bir piyano sanatçısı ve konservatuvarda müzik profesörü olarak ders veren Gülper Refiğ böyle bir kültür ve fikir zenginliği içinde yaşadı. Bu nedenle “Çok şanslı kadınım” diyor. Oysa Halit Refiğ de böyle bir kadınla 30 yılı aşkın süre birlikte olduğu için şanslıydı bence. Yoksa bir gün bile ayrılmadan bir ömür geçer miydi?
Beklenti büyük
Güneydoğu’ya giden İçişleri Bakanı Beşir Atalay “Sokakta herkesle konuşuyorum, beklenti çok büyük” dedi.
Bakan’ın anlattığı şu: Güneydoğu’da yaşayan ve kendilerini Kürt kimliği ile anlatanlar açılımdan çok mutlu ve umutlu. Herkes büyük heyecanla açılımı bekliyor.
İşte belki de açılım konusunun en kritik noktası bu. Kürt olsun olmasın pek çok kişide büyük bir heyecan ve beklenti var.
Bilinemeyen ise bu beklentinin niteliği. Beşir Atalay’a “Size güveniyoruz, bu sorunu çözeceksiniz” diyenler acaba ne bekliyor? Umutları, talepleri, hayalleri ne?
Büyük beklentiler büyük çözümler yaratmadığında, yaşadığınız sorun da kartopu gibi büyüyerek sizi altına alır. İktidar içini doldurmadığı açılımla çok büyük bir beklenti yarattı. Açılım ortaya çıktığında beklentiler büyük hayal kırıklığına uğrayabilir.
Bu da yerine getirilemeyecek çapta başka büyük beklentileri sürükler arkasında. Türkiye ne yazık ki bu yola sokuldu.

