KAFAMI BOZAN ŞEYLER
Ne zaman Savarona‘nın adı geçse hemen “Atatürk’ün” adı da mutlaka anılır. Bu doğal. Ancak özellikle bir iş adamı tarafından alınıp turizm amaçlı kullanılmaya başlamasından sonra hâlâ Atatürk adını kullanmak bir sömürüden başka bir şey değildir.
Hele son yapılan fuhuş operasyonundan sonra kimilerinin Atatürk’ü dillerine çok dolamalarını manidar bulmamak mümkün değil.
Garip bir iştahla Atatürk’ün adıyla fuhuş kelimesini yan yana getirmekten özel keyif alanlar olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki gerçekten samimi biçimde yüreği Atatürk sevgisiyle dolu olanlar da bundan etkilenerek hem üzülüyor hem rahatsız oluyor.
Oysa bilmeliyiz ki, Atatürk bu yatta sadece 54 gün geçirdi.
Bunun büyük bölümünde de ne yazık ki hep hastaydı ve yatıyordu. Hatta tekneye sandalyeye oturmuş vaziyette taşınarak çıkarılmıştı çoğu kez. Yani Savarona’nın her tarafında Atatürk’ün olduğu söylemi gerçeği yansıtmıyor.
Evet Atatürk, Savarona’yı çok seviyordu, çünkü denizi seviyordu. Savarona, Atatürk için ömrünün son günlerinde oynadığı bir oyuncak gibiydi.
Eğer Savarona gerçek bir müze yapılıp da Atatürk’ün yaşadığı günlerdeki gibi korunabilseydi bir anlamı olurdu. Ama Savarona önce okul gemisi yapıldı. Atatürk’ten kalan bazı eşyalar Deniz Müzesi’nde sergilendi. Yatta kalan bazı eşyaların da yağmalandığı söylendi.
Ardında da tamamen yenilendi. Belki Atatürk’ün odası ve o odadaki eşyaları aynen korundu. Hepsi bu.
Buna karşın, Savarona yenilendikten sonra bildiğimiz bilmediğimiz pek çok yabancı tarafından kullanıldı. Gemi denize açıldıktan sonra Atatürk’ün odasına girilip girilmediğinin bile bir garantisi yok.
Sonuç olarak, diyorum ki, Savarona üzerinden Atatürk sömürüsü yapmak veya Atatürk’e dil uzatmak bitmeli. Artık Savarona bir kenara bırakılmalı ve “Atatürk’ün yatı” olarak anılmamalı. Çünkü bu Atatürk’ün anısına da yapılan saygısızlıktır.
YENİ ÖĞRENDİM
Savarona’nın tarihi
Son günlerde herkes Savarona hakkında konuşuyor ama bakıyorum da sorduğumda yatın tarihini pek bilene rastlamıyorum. Bu nedenle bazı ciddi kaynaklardan yola çıkarak sizlere Savarona’nın kısa bir tarihini sunmak istiyorum.
YAPIMI: İsmini Hint Okyanusu’ndaki bir deniz kuşundan alan Savarona, Golden Gate ve Brooklyn köprülerini yapan mühendis John Roebling’in torunu, Richard M. Cadwallader tarafından 4 milyon dolara yaptırıldı. Yat Almanya’nın Hamburg şehrinde, Blohm und Woss tersanesinde yapılarak 28 Mart 1931’de denize indirildi.
AMERİKA YASAĞI: Yat, döneminin en büyük özel yatıdır. Antika meraklısı sahibi geminin dekorasyonunu dünyanın dört bir yanından getirilmiş özel ve tarihi eşyalarla süsledi. Savarona Atlantik’te, Akdeniz’de ve Kuzey Afrika sularında dolaştı. Ancak yat Amerikan hükümetince ülke dışında imal edilmiş teknelerden istenen tescil ile teknenin bedeli kadar tutan gümrük vergilerinin yüksekliği nedeniyle Amerika karasularına girememiştir. Savarona aynı nedenle hâlâ Amerika’ya gidemiyor. Bir kere Miami’ye gitmiş ancak adeta göz yumularak hemen karasuları dışına çıkışı istenmiştir.
ATATÜRK’E ALINMASI: Atatürk, denize olan büyük sevgisi nedeniyle Acar Motoru ve Ertuğrul Yatı’nı kullanırdı. Ertuğrul’un hurdaya gönderilmesinden sonra Atatürk’e yeni bir yat alınmasına karar verildi. Araştırmalar sonucu İngiltere’nin Southampton Limanı’nda satışa çıkarılan eşsiz Savarona yatı Atatürk için uygun görüldü. Bayan Cadwallader, hayranı olduğu Atatürk’ün kullanabilmesi için gemiyi imalat değerinin çok altında ucuz bir fiyatla Türk hükümetine sattı ve yata 24 Mart 1938 tarihinde Türk Bayrağı çekildi.
ATATÜRK SAVARONA’DA: Atatürk ölümcül hasta olduğu sırada 1 Haziran 1938 Çarşamba günü saat 15.30’da yanında Hasan Rıza Soyak, Salih Bozok, Kılıç Ali ve Yaver Celal olduğu halde, Acar motoru ile Savarona Yatı’na ilk kez çıktı. Ancak Atatürk giderek artan rahatsızlığı nedeniyle pek sevdiği bu yatta çoğu zamanını yatakta geçirdi. Bir gün şöyle dedi: “Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim?” Ne yazık ki Atatürk Savarona’da sadece 54 gün geçirebildi.
OKUL GEMİSİ: Atatürk’ten sonra yat Cumhurbaşkanlığı makamına tahsis edildi. Ancak İnönü yatı hiç kullanmadı. 1951 yılında Savarona, Donanmaya devredildi ve okul gemisi yapıldı. Gemi 70 gün süren ilk inceleme ve tatbikat gezisini, 65 öğrenciyle 1 Ekim-8 Aralık 1951 arasında, Hindistan’ın Bombay şehrine yaptı.
DEDİKODULAR: Daha sonraki yıllarda Savarona hep Heybeliada önünde durdu. Gemideki Atatürk’e ait olan eşyaların ve geminin bazı değerli parçalarının çalındığı söylentileri yayıldı. Ve 3 Ekim 1979 sabahı Savarona’da yangın çıktı. Geminin neredeyse tamamı yandı. Yangını çıkarmakla bir sol grup suçlandı. Uzun süren dava sonunda bu solcu gençlerin tamamı beraat etti.
HURDAYA ÇIKIYOR: Gölcük’te onarıldıktan sonra bir süre müze olarak kullanılan Savarona için 1989 yılında hurdaya çıkarma kararı alındı; ancak Kahraman Sadıkoğlu son dakika kararıyla yatı 49 yıllığına kiraladı ve Savarona’yı önceki görkeminden daha iyi bir hale kavuşturmak için yaklaşık 25 milyon dolar harcadı. Sadıkoğlu Savarona’yı turistik amaçla kullandı.
BUNU YAZMAK GEREK
Türkçe âşığı Nedret Selçuker’e anma günü
Nasıl da geçiyor yıllar. Nedret Selçuker’i kaybetmemizden bu yana iki yıl geçmiş bile. Oysa sesi, şiirleri, kötü Türkçe kullandığımda yaptığı eleştirileri hâlâ kulağımda.
Kartal Belediyesi “Bize hizmet edenleri unutmuyoruz” başlığı altında yeri doldurulamayacak sanatçı-gazeteci büyüğümüz için bir anma günü düzenledi. Yarın saat 15.00’te Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törende Orhan Erinç, Hâlit Kıvanç, Ediz Hun, İkbâl Gürpınar, Ahmet Selçuk İlkan, Ahmet Özdemir, Gürşen Kafkas, Metin Şefika Keskin, Reşat Karabağ Nedret Selçuker’i bir daha anlatarak “onun ışığını” devam ettirecekler. Çağlar Özdolap Öztem ise sazı ve sesi ile Fatoş Çal da türküleriyle Nedret Seçluker’i anacak. Nedret Selçuker’in eşi Selma Selçuker’le konuştum. “Onu unutmam, acısını yüreğimden atmam mümkün değil, ama dostlarının ve Türkçe sevdalılarının onun güzel konuşma, etkili şiir okumak, hitâbet ve Türkçemizi kullanırken nelere dikkat etmek gerekirdi gibi bilgilerini paylaşmaya devam etmeleri en büyük tesellim oluyor” dedi.
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
Özgüven burada ama...
Cumhurbaşkanı ile Başbakan yeni bir özel üniversitenin açılışına katıldılar. Törende yeni öğrencilerden biri konuşma yaptı. “Bilseydim Cumhurbaşkanı’yla Başbakan’ın burada olacağını, kravatımı takar, ceketimi giyerdim” dedi.
Sonra ekledi: “Bir konuşma hazırlamak için YouTube’a bakardım, ama orası kapalı.”
Cumhurbaşkanı ile Başbakan bu konuşmayı pek sevdiler. İkisi de “Aman bu ne özgüven böyle, 4 yıl sonra bu çocuk kimbilir ne biçim olur” dediler.
Oysa yine Cumhurbaşkanı’nın katıldığı Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki törende iki öğrenci “parasız eğitim isteriz” pankartını açınca dövülerek, saçlarından tutulup yerlerde sürüklenerek ve tabii ki “ağızları kapatılarak” çıkartılıp gözaltına alındı. Aynı nedenle tutuklanan iki öğrenci ise aylardır hapiste.
YouTube istemek “özgüven” ise onca koruma ordusuna rağmen fikirlerini açıklamak isteyen öğrencilerinki ne oluyor?
Devlet büyüklerimizi protesto edip “parasız eğitim” isteyen öğrencilere uygulanan şiddet ortada. Anlaşılan öğrenciler “parasız eğitim” istedikçe “pataklı eğitim” alacak! (Gani Yıldız)

