Sansürün yarattığı fısıltı haberi

Haberin Devamı

Fısıltı gazetesi bir deyim. Resmen açıklanmayan, hatta açıklanmasına izin verilmeyen bazı haberlerin halk arasında ağızdan ağıza dolaşması anlamına geliyor.
İktidar RTÜK’ü devreye sokarak “istenmeyen bazı haberlerin yayınlanmasının durdurulmasını” talep etti. Neyse ki Türkiye’de her şeye rağmen hukukun geçerli olduğunu bir kere daha gördük ve yargı bu ilkel kararı iptal etti.
Ancak kısa süreli de olsa bu “yasak günleri” içinde fısıltı gazetesi yayınını durdurmadı. Zaten fısıltı gazetesini yasakla durduracak bir önlem henüz bulunmadı. Fısıltı gazetesinin tirajı ancak her şeyin açıkça konuşulduğu ve bilgi verildiği anlarda çok düşer.
Fısıltı gazetesinin haberine göre 12 yiğidimizin şehit olmasına bir “köstebek” neden olmuş. Dönemi geldiği için askere alınan ve belli ki güvenlik incelemesi iyi yapılmayan bir PKK sempatizanı hatta militanı demek daha doğru olur. Güvenlik denetimine çıkan askerlerin koordinatlarını PKK tarafına haber vermiş.
PKK teröristleri de aldıkları bu bilgiyi değerlendirerek saldırıya geçecekleri bölgede konuşlanmışlar. Yine söylentiye göre üstlerini de iyice ıslatmışlar. Çünkü böyle yapınca termal kameralar ısıyı algılamadıkları için burunlarının dibine kadar gelen teröristler belirlenememiş.
İşin ikinci vahim tarafı da kaçırıldıkları söylenen 8 askerle ilgili. Bu askerlerin de aslında kaçırılmadığı, kendiliklerinden ve tabii önceden haberli olarak PKK tarafına geçtikleri belirtiliyor.
Eğer bu doğruysa, olay askerlerimizi şehit etmenin de ötesinde çok dehşet verici bir gelişmedir. Çünkü burada yapılmak istenen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zayıf gösterilme çabası. PKK bu sayede “Bakın biz o kadar güçlüyüz ki, istediğimiz zaman Türk askerini bile esir alabiliriz” mesajını veriyor.
Nitekim bu propagandanın etkisiz olduğunu da söyleyemeyiz. Çünkü pek çok Batılı medya organı PKK’dan söz ederken “terörist” sıfatı yerine “savaşçı” tanımını kullanıyor.
Yukarıda anlattıklarım doğru mu bilmiyorum. Ama bildiğim şu ki fısıltı gazetesinde bu haber yüksek bir tiraj yapıyor. Hatta haberi geliştirenler “yayın yasağı talebinin sırf bu haber yüzünden bizzat Genelkurmay tarafından istendiğini ve hükümetin de buna uymaktan başka çaresi kalmadığı” iddiasını da yayıyor.
Burada artık iktidara da silahlı kuvvetlere de iki önemli iş düşüyor. Birincisi rehin tutulan askerlerle ilgili mutlaka ve mutlaka tatmin edici açıklamalar yapılmalıdır. Bu çocukların aileleri DTP kapılarından kurtarılmalı, devletin şefkatli ellerine teslim edilmelidir.
Çocuklar mutlaka bulunmalı
İkincisi ise dağın taşın bombalanmasının yanısıra bu çocuklar mutlaka ve mutlaka ve en kısa zamanda bulunmalıdır.
PKK bu çocukları hemen sınırın yanı başında rehin aldı. Ne kadar uzağa taşınmış olabilirler ki. Üstelik internette çarşaf çarşaf fotoğrafları da yayınlanıyor. İstihbaratçılar fotoğraflardaki arazi ve toprak yapısına bakarak yer tespitini başarabilirler.
Ayrıca gerek Başbakan gerekse hükümetin diğer yetkilileri hiçbir adım atmadan sadece “Gereken yapılacaktır, Türkiye’nin gücünü artık fark ettiler” türünden açıklamalar yapıyor. Bunu yapacaklarına önce bu rehin tutulduğunu söyledikleri askerlerimizin kurtarılmasını sağlamalıdırlar.
Lübnan’da neden Türk askeri olduğunu unutmayalım. İsrail iki askeri kaçırıldığı için neredeyse Lübnan’ı haritadan siliyordu. Lübnan çaresiz kalınca “aman” diledi ve çok uluslu asker ülkeye yerleşti ki İsrail saldırıları dursun diye.
O halde biz de alalım çocuklarımızı. Göstermelik bir şekilde uçak kaldırıp tek bir teröristin bile olmadığı dağları bombalamak ziyandan öte bir şey değildir. Millet olarak artık sözde bombalama haberleri ve hamaset lafları değil somut sonuç istiyoruz.
Bu olay Türkiye’nin de şerefidir.

*****


Meğer MHP istiyormuş

Perşembe günkü yazımda “Kimdir bu birileri?” diye sormuştum. Başbakan Tayyip Erdoğan “birileri istiyor diye olağanüstü hal ilan edemeyiz” açıklaması yapmıştı çünkü. Ben de bu birilerini sormuştum.
Meğer 12 yiğidimizin şehit edildiği gün MHP’den böyle bir talep gelmiş. Ne yalan söyleyeyim haberi atlamışım. Galiba gazetelerde de önemli bir haber gibi çıkmadığı için dikkatimden kaçmış. Bu nedenle “olağanüstü hal isteyen yok” iddiam yanlış çıktı bu nedenle özür dilerim.
Ama bana da hak verin. MHP’nin böyle bir talepte bulunacağı aklıma gelmemişti açıkçası. Çünkü bu talep iktidarı sıkıştıran, zora sokan bir talep. Seçimden bu yana AKP politikalarını destekleyen, Gül’ün Başkomutan seçilmesi için yardım eden, akıl dışı bir referandumun sağlıklı yapılması için çırpınan sandık başına koşan MHP’nin Tayyip Bey’i zora sokacak bir söz söyleyeceği aklımın ucundan geçmemişti. Nitekim Tayyip Bey buna öfke gösterince MHP’den bir daha ses çıkmadı. Yaptığım hata bu yüzden herhalde.

*****

Bir dakika karanlıklar başladı bile

Teröre karşı sınır ötesi operasyon için tezkere hazırlanması konusu gündeme geldiğinde “Susurluk sendromu” başlıklı bir yazı yazmıştım hatırlarsanız.
Bu yazıda iktidarın tıpkı Susurluk kazasından sonraki gelişmelerde yaşadığımız protesto eylemlerinin başlamasından çekindiğini belirtmiştim.
Çünkü 10 yıl önceki bu protesto eylemleri “devlet içindeki çeteleşmeleri lanetleme” amacıyla başlamış ama çok kısa bir süre sonra bu protesto eylemleri o günkü iktidara ve özellikle irtica tehlikesine karşı hale gelmişti.
12 yiğidimizin şehit edilmesinden sonra da tüm Türkiye’de öfke kabardı ve sele dönüştü. İktidar bu öfkenin aleyhine bir gösteriye dönüşmesinden endişe ediyor.
Sanıyorum bu endişesinde de haksız değil. Çünkü Susurluk dönemi eylemlerine benzer eylemler başladı bile.
Önce sadece kentlerin meydanlarında toplanıp “teröre lanet” miting ve yürüyüşleri yapılıyordu. Ama bunlara her gece ışıkların yakılıp söndürülmesi de eklendi. Bunun yanısıra belli saatlerde arabaların flaşörlerini yakarak kornolarına basmaları da eylem biçimleri arasında.
Bu eylemleri yapanların neredeyse tamamı terörle birlikte iktidarı da protesto ediyorlar.
Bu arada AKP’nin örgütüne talimat verdiği ve nerede olursa olsun teröre lanet mitinglerine katılmaları, ellerinde bayraklarla dolaşmalarının istendiği de belirtiliyor. AKP bu protestoların dışında kalmış bir görüntü vermek istemiyor.
Yine de bir gözlemimi yazmadan edemeyeceğim. Gerçi bazıları çok kızıyor ve öfkeyle bölücülük yapıldığını söylüyor, ama bu tür mitinglerde başka yerlerde görmeye alıştığımız türbanlıları pek göremediğimiz bir gerçek. Bazı gazetelerde koca fotoğraflar yayınlasalar bile, tüm televizyonlardaki kalabalık görüntüleri içinde “bildiğimiz başörtülü” kadınlar var ama üniforma gibi kullanılan türban pek dikkat çekmiyor.
Türbanlılar bu gösterilere şehit anaları gibi başörtülerle katılıyorsa onu bilemem tabii.

*****

Cumhuriyet Bayramı tebriği

Pazartesi günü Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız. Hepimiz biliyoruz ki bu yıl kutlanacak Cumhuriyet Bayramı’nın çok özel bir anlamı var.
İstanbul Erkek Lisesi’ndeki arkadaşlarımdan biri bu yıl başta Başbakan olmak üzere tüm bakanların da bayramını kutlamak istediğini belirterek “Kutlama için bir metin hazırladım. Özel kartlar da aldım. Bunları göndereceğim” dedi.
Bakın eski arkadaşım Başbakan ve bakanlara göndereceği Cumhuriyet Bayramı tebrik kartının üzerine ne yazmış:
“Sayın Başbakanım; Yüce Mustafa Kemal Atatürk ve merhum silah arkadaşlarının kurduğu demokratik, laik, sosyal, hukuk devletini ve Cumhuriyetimizi, içten ve dıştan gelen her türlü tehlikeye karşı damarlarımızdaki son kan damlasına kadar koruyacağımızı bildirir sizin ve nezdinizde tüm bakanların ve partinizin milletvekillerinin Cumhuriyet Bayramını kutlarım.”
Bayramları kutlamak bizim geleneğimizdir. Bu mesajın altına imzamı atıp ben de herkesin bayramını kutluyorum. Arzu edenler hiçbir telif ödemeden bu metni diledikleri kişilere Cumhuriyet Bayramı tebriği olarak gönderebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR