Sanki AKP’nin kadrolu Amerikalı gazetecisi

Haberin Devamı

New York Times gazetesinde cumhuriyet ilkelerine, laikliğe, sosyal hukuk devletine sahip çıkan milyonlarca insanı “aptal” yerine koyan, AKP’yi Türkiye’nin umudu gibi gösteren bir yazı yayınlandı. Dün Vatan’da okumuş olmalısınız.

Bu yazıyı yazan kişi Sabrina Tavernise.

Bu kadın gazeteci aslında Türk halkı için yabancı değil. İsmi belki unutulmuştur ama, aynı kişi Cumhuriyet mitingleri için de “Artık iki Türkiye var” sözünü kullanmıştı. En azından bu kabul edilemez tanımlama herkesin hafızasında kalmıştır.

Aynı kadın gazeteci AKP Genel Merkezi’nin desteği ile ev gezmelerine katılmış ve AKP’nin toplumda ne kadar sevildiğini de yazmıştı gazetesinde.

Sabrina Tavernise daha önce de AKP Genel Merkezi’nin organizasyonu ile Konya’ya gitmiş, burayı sanki Türkiye’nin dini başkenti gibi algılanacak ifadelerle tanıtmış ve AKP’nin yaptığı hizmetleri öve öve biterememişti.

Tavernise bu yazısında da laikliği savunanları anlamadığını belirterek bu kuşkunun yersiz olduğunu ileri sürmüştü.

Sabrina Tavernise Irak’a da giderek Kuzey Irak’la ilgili Türkiye’yi suçlamaya yönelik haberlere de imza atmıştı. Bu kez yanında Şebnem Arsu adlı bir başka gazeteci de bulunuyordu. Arsu New York Times’ın Türkiye Temsilci Yardımcısı.

Kısacası AKP’yi Türkiye’nin umudu olarak gösteren, Atatürk’ü bile yaşasa bu partiyi destekleyecek biri olarak tanımlamaya kalkan bu gazetecinin en büyük haber kaynağı AKP.

Belli ki AKP’liler kendilerine uygun Amerikalı gazeteciyi çok hoş tutmuşlar. O da Türkiye gerçeklerinin farkına bile varmadan istenilen türde yazıları kaleme alıyor.

Tavernise’nin gerçeklerle ilgisi olmayan yorumlarının yanı sıra bilgi yanlışlığı da var.

Sadece bir örnek vermek istiyorum:

Bu kadın gazeteci AKP’nin Türkiye’yi AB’ye götürmek için 800 yasa çıkardığını belirterek “AKP idam cezasını da kaldırdı” diyor. Oysa idam cezasını Erdoğan hükümeti değil, içinde MHP’nin de bulunduğu hükümet kaldırmıştı.

AKP’yi merkeze çekme misyonu !

Haberi hafta sonunda Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök’ün yazısından öğrendik. Özkök Hilton Oteli’nde Başbakan Tayyip Erdoğan’la buluşmaya gitmiş. Ama Tayyip Bey’in yanında “çok ünlü” bir konuk varmış. Bu ünlü isim de THY’nin eski Genel Müdürlerinden Cem Kozlu imiş.

Özkök, Cem Kozlu ile yaptığı konuşmayı anlatıyor. Meğer Tayyip Bey Kozlu’ya adaylık teklif etmiş. Neden olmasın ki?

Ama Cem Kozlu bu teklifi reddetmiş. Özgür iradesidir, olabilir.

Buraya kadar güzel. Bu noktadan itibaren iş biraz garipleşiyor.

Çünkü ünlü Cem Kozlu siyasete girmeyi düşünse bunun için kesinlikle AKP’yi seçeceğini belirtiyor ve diyor ki: “Çünkü şuna inanıyorum. AK Parti’de bir merkeze gelme çabası varsa, buna yardımcı olmak gerekir. Türkiye’de makul düşünceyi temsil eden kişilerin bu çabaya destek vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu sadece AK Parti için geçerli değil. CHP için de, MHP için de, DP için de aynı şeyi düşünüyorum. Türkiye kitle partilerini marjinal etkilerden arındırıp merkeze çekmediği takdirde hepimizin işi zor olacak. O nedenle eğer siyasete girseydim bu teklifi kabul ederdim.”

Şimdi sormak istiyorum: “Peki Cem Bey, siz AKP’yi ve hatta saydığınız diğer partileri merkeze çekme misyonunu üstlenme hakkını nederen alıyorsunuz? Neden sizin söylediğiniz merkez ya da makul düşünce oluyor da, CHP’nin veya DP’nin hatta AKP’nin söyledikleri marjinal sayılıyor?”

Hayatı sadece para olarak görenlerin son günlerde edindikleri bir moda bu AKP’yi merkeze çekmek.

Cumhuriyet mitingleri ile yaygınlaşan havadan endişe edenler, bu kitleleri ve onlara öncülük edenleri “darbeci” diye suçlamaya çalışarak “onların istediği demokrasi değil, elitlerin yönetimi” iddiasında bulunuyorlar.

Oysa asıl elitlerin demokrasisini savunanlar AKP’yi merkeze çekmek isteyenler aslında.

Çünkü bu iktidarın kendi maddi çıkarları için çok uygun olduğunu biliyorlar, ama bu partiye destek veren çoğunluğu yoksul, cahil halkın etkisinin bir gün bu havayı dağıtacağından endişe ediyorlar. Söyleyemedikleri şu: “Bu partinin arkasında cahil halk var. Bu cahil halk hep bunların partisini seçecek. İktidarı bu cahiller şekillendireceğine, içine biz girip kendi iktidarımızı kuralım. Bir tehlikeye maruz kalmayalım.”

Bu nedenle demokrasiye, cumhuriyet ilke ve devrimlerine, Türk halkının büyük çoğunluğunun aydınlık yüzüne ihanet sayılabilecek girişimlerden çekinmiyorlar.

Oysa AKP’yi merkeze çekmek için gururlarını bile ayaklar altına alacaklarına o beğenmedikleri halka gerçekleri anlatmaya çalışsalar ya.

Karayolcular sessiz kaldı

Sivil havacılık ve denizcilik sektörünün yasa gereği makamını boşaltan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a olan şükran borçlarını belirtmek için gazetelere tam sayfa ilanlar verdiğini yazmıştım. Yazının sonuna da “herhalde sıra karayolu sektöründe” demiştim.

Karayolu taşımacılığı yapan okurlardan uyarı geldi. Diyorlar ki “Havacılar ve denizciler ilan verebilir ama karayolcuların bunu yapmaya içleri elvermez.”

Tabii ister istemez “Neden?” diye soruyorum.

Karayolu sektöründe olanlar “Sayın Bakan’ın bize çok faydası olmadı çünkü” diyorlar ve ekliyorlar “Sayın bakan döneminden havacılık ve denizcilik sektörü çok yararlandı. Bize ise üvey evlat muamelesi yapıldı. Sadece şu örnek bile yeter; bize litresi 2.20’den satılan yakıt acaba denizcilere kaçtan satılıyor. Bakan’ı çok öven denizciler ve havacılar bu konuya girmeye cesaret ederler mi?”

DİĞER YENİ YAZILAR