İstanbul Atatürk Havalimanı Duty Freeshop bölgesindeki reklam panolarına konulan içki reklamı yasağını yazmamdan sonra Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan aradı. Ankara Sanayi Odası Başkanlığı döneminden kalma dostluk hukukumuz çerçevesinde “Bize dokundurmuşsun” diye söze girdi. Ardından da “Yazı yanlış, çünkü Reklam Kurulu’nun bizimle alakası yok” diye devam etti.
Giriş böyle oldu. Tabii sonra uzun uzun konuştuk. Ayrıca dün de bir açıklama gönderdi..
Zafer Bey’in ısrarla üzerinde durduğu konuları sıralayayım öncelikle:
1- Reklam Kurulu, Sanayi Bakanlığı’nın bir organı değil.
2- Kurulda 29 üye var. Bunlardan sadece ikisi Sanayi Bakanlığı mensubu.
3- Kurulda kararlar oy çokluğu ile alınıyor.
4- Sanayi Bakanlığı’nın konuyla direk ilgisi sadece basın bültenlerinin bakanlık sitesinde yayınlanmasıyla sınırlı.
Şimdi gelelim konunun özüne. Zafer Bey’in söylediğine göre Reklam Kurulu ancak “şikâyet üzerine” toplanıp karar alıyor.
Söz konusu içki reklamı yasağı için bir başka içki firması başvurmuş.
Bu yazıyı yazdığım ana kadar şikâyet dilekçesi bana ulaşmamıştı. Ancak anladığım kadarıyla şikâyet “haksız rekabeti” içeriyor. Oysa alınan karara baktığımızda haksız rekabet yok, kurul “hazine arazisi” bahanesini kullanarak yasak kararı alıyor. Bu nokta dikkat çekici.
Sanayi Bakanı kurulda 29 üye olduğunu belirterek topu bir anlamda taca atıyor. Bu doğru. Gerçekten kurul üyeleri arasında Adalet, Sağlık, Tarım bakanlıklarının temsilcileri, TRT, YÖK, Ziraat Odaları, Mühendis Odaları, TOBB, Baroların temsilcileri, hatta gazeteciler de var.
Zafer Bey reklam yasağını ilk anda belki de mazur göstermek için “Kurul içinde Nuri Çolakoğlu da var mesela” dedi. Oysa Nuri Çolakoğlu’nun söz konusu reklam yasağı konusunda ciddi muhalefette bulunduğunu “Böyle saçma karar olmaz” dediğini öğrendim.
Bu konuları Bakan Bey’e aktardıktan sonra “Peki sizin için bu reklam yasağı ne anlam ifade ediyor, katılıyor musunuz bu karara?” diye sordum.
Bakan Zafer Çağlayan soruma; “Bu reklam Kurulu’nu dağıtacağım zaten. Dünyanın neresinde 29 kişiden oluşan bir kurul olur. Yeni düzenlemeye gideceğim” karşılığını verdi.
Yağmurdereli
Hiç yakışmadı Osman Yağmurdereli’ye. Kendisi de müzik eğitimi almış bir sanatçının başka bir sanatçıyı değerlendirirken “Hangi bestesi Türk halkı tarafından beğenilip rağbet gördü, hangi CD’si sattı, ne yaptı da şöhret oldu?” demesi aynı zamanda ayıp oldu.
Bunu rating kaygıları içinde çırpınan başka biri söylese gülüp geçerdik, ama Osman Yağmurdereli söyleyince insan üzülüyor. Yağmurdereli üst üste yaptığı hatalarla “göbeğini kaşıyan adamların” sempatisini kazanıyor ama sanat dünyasındaki yeri batağa saplanıyor.
Ve dikkatimi çeken bir nokta daha. Yağmurdereli dün Ruhat Mengi’nin programında yılbaşı kutlamaları ile ilgili “Bu ortamda eğlenilir mi?” dedi. Hani her şey çok güzeldi, AKP Türkiye’yi çok iyi bir yere getirmişti? Ama bu söz beni sevindirdi. Demek ki Yağmurdereli “siyasi nedenle” garip çıkışlar yapıyor ama ruhu henüz o kadar yıpranmamış.
Yeni yıla hoş geldin ama geçen yıla da teşekkür etmeliyiz
Bugün 2007’nin son günü. Yarın sabah yepyeni bir yılın ilk gününü yaşayacağız. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Bakalım 2008 hepimize neler gösterecek.
Dünyanın her ülkesinde adettir. Yeni yıl coşkuyla karşılanır. Karikatürler çizilir. Yeni doğmuş bir bebek sevinç içinde kollarını açmış koşarken, sanki 100 yıl yaşamış da kocamış gibi çizilen eski yıl sırtında bohçası hüzünlü bir şekilde gider.
Nedense herkes sevinçle yeni yılı karşılar da geçen yıla dönüp bakmaz bile. Oysa geçen yıl en azından bizi bugüne getirmedi mi?
Geçen hafta salı akşamı Tezcan Yaramancı’nın verdiği bir dost davetine katıldım. Rahmi Koç Müzesi’ndeki davette Yaramancı çiftinin dostları bir araya gelmişti. Gecenin bir yerinde Tezcan Yaramancı mikrofonu eline aldı ve kısa bir konuşma yaptı. Söyledikleri bana çok ilginç geldi. Yeni yılla ilgili bir felsefesi vardı.
Dedi ki “Birkaç gün sonra yeni yılı karşılayacağız. Ama eski yılı asla ihmal etmemeliyiz. Bizi bugün burada, dostlarla birlikte kılan eski yıl. Bunu unutmayın.”
Tezcan Bey’i “klasik” bir yeni yıl konuşması yapacağını düşünerek dinliyordum. Ama bu sözleri beni etkiledi.
Gerçekten öyle değil mi? Yeni yılla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Bize ne getirecek, bizden neler götürecek, mutlu mu edecek mutsuz mu? Bunların hepsi meçhul.
Oysa geçirdiğimiz yıl en azından hayattaydık. Elbette sıkıntılı, üzüntülü, acılı günlerimiz de oldu. Ama bugüne de bu yılla birlikte geldik.
O halde eski yılı tıpkı yeni yılı karşıladığımız heyecan ve coşkuyla uğurlayalım.
Ben bu yıl yılbaşında bir şey yapmayı düşünmüyorum. Kimbilir belki içimden gelmiyordur. Ama en azından gece saat 00.00’ı gösterdiğinde 2007’ye bizlere bu geceyi de gösterdiği için teşekkür edeceğim.
“İstanbul Havalimanı” ifadesi Çağlayan’ı çok öfkelendirmiş
Reklam yasağı ile ilgili yazımda Reklam Kurulu açıklamasında “Atatürk Havalimanı” adı yerine “İstanbul Havalimanı” yazılmasını da eleştirmiştim. Bu konu Sanayi Bakanı Çağlayan’ın da dikkatini çekmiş. Hatta çok öfkelendirmiş.
Zafer Bey konuşmamız sırasında “Reklam Kurulu Başkanı’nı aradım. (Kardeşim bu İstanbul Havalimanı nerede. Benim bilmediğim bir havalimanı mı yapıldı?) diye sordum” dedi.
Çağlayan “hata”nın şikâyetçi içki firmasının yazısından kaynaklandığını söyleyerek “Şirket böyle yazınca, kurul da aynı ifadeyi kullanmış. Ama bunu mazur gösteremem tabii” dedi.
Ancak şimdi Sayın Bakan’ın almadığı bir bilgiyi nakledeyim. “İstanbul Havalimanı” ifadesi öyle basit bir yazım hatası değil. Çünkü toplantı sırasında Nuri Çolakoğlu “Nereden çıktı İstanbul Havalimanı, oranın adı Atatürk Havalimanı’dır, bunu düzeltin” demiş.
Ama nedense basın bülteninde yine “İstanbul Havalimanı” ifadesi yer almış.
Konuyla ilgili duyarlı davranan Çağlayan’ın bu bilgi doğrultusunda yeniden hesap sormasını dilerim.

