Cumhurbaşkanlığı tabii ardından gelecek genel seçimler yaklaştıkça AKP’yi artık iktidarda görmek istemeyen siyasi çevrelerde müthiş bir hareketlilik yaşanıyor.
Baraj sorunu nedeniyle yine Meclis dışı kalacaklarını ya da iktidarı ele geçirmek için yeterli oyu alamayacaklarına inananlar sürekli “birlik mesajları” veriyorlar.
Hemen her gün gazete ve televizyon haberlerinde “Sağda birlik için görüşme” veya “Solda birlik için görüşme” haberlerine rastlıyoruz.
Oysa bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikenin bertaraf edilmesi için sağda veya solda birlikler oluşturmak için uğraşmak yerine Cumhuriyet’te, Cumhuriyet’in ilkelerinde birlik olma hedef alınmalı.
Şurası kesin ki, kimilerimiz beğenmese de demokrasi yolunda çok önemli bir mesafe katedildi bugüne kadar.
Artık aklı başında hiç kimsenin aklında demokrasi dışı bir çözüm bulmak, bunu istemek gelmiyor.
Buna karşın yaşadığımız günün demokrasisi de zihinlerde soru işareti yaratıyor. Ben pek çok kişinin AKP uygulamalarına karşı “Bu demokrasi mi?” diye sorduğunu duyuyorum.
Tayyip Erdoğan ve partisinin Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle takındığı “İktidar bende değil mi, o halde istediğimi yaparım” tavrı da zihinlerdeki bu demokrasi sorgulamasının alt yapısını sağlıyor.
1990’lı yıllardan itibaren yaygınlaşan liberal görüşler, aslında düşünceyi ifade özgürlüğü ile ilgisi olmayan inanç özgürlüğünü topluma demokrasi olarak sunmak istedi. Çünkü inançları ön plana alarak ve devleti aslında dini kurallara göre yönetmek isteyen siyasi bir akım, bu liberal görüşlerin yıllarca önce söylediği sloganlarla ortaya çıkmıştı. Demokrasinin ağırlığı altında ezilen bu liberal çevreler AKP’nin bu söylemine karşı çıkacak gücü bulamadılar.
Önceleri saf demokrasi adına yapılan destekler giderek AKP’nin payandalığına dönüştü. AKP de güçlenen medyası ile toplumda kamplaşma ve gerginlik yaratarak zihinleri iyice bulandırdı.
Görmemiz gereken bir gerçek var.
AKP diğerleri, yani CHP, DP, AP, MHP, DYP, DSP, GP gibi bir parti değil. Bu saydığım partiler siyasi nedenlerle bugüne kadar pek çok yanlışlar yapmış olabilirler. Bu partiler tüm yanlışlarına rağmen Cumhuriyet’e ve temel ilkelerine karşı bir söylem içinde olmadılar.
Ancak AKP tüm bu partilerden farklı bir ideoloji ve misyonla yola koyuldu ve hızla asıl hedefine doğru yürüyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi bu hedefin çok önemli varış noktalarından biridir. AKP ideolojisi ve misyonu Cumhuriyet’in sembolü olan Çankaya’yı da uhdesine kattığında Türkiye bambaşka bir ülke olacaktır.
“Demokrasiye inanmıyor musun?” veya “Anayasa ve yasalar böyle diyor” türündeki bahane ya da görüşlerin hiçbiri geçerli değildir.
Demokrasiye inanan bir siyasi akım, ülkede gerginlik ve hatta bölünme yaratacağını bile bile, sadece yasaların arkasına sığınarak ve demokrasi oyunu oynayarak Türkiye’yi bir kaosa sürüklemez.
Demokrasiye gerçekten inanan bir siyasi hareket, elinden büyük bir gücün kaçacağını bilse bile, millet iradesinin yansımadığı bir aritmetikten yararlanmaya kalkmaz. Demokrasi, inançlar ve ahlak açısından da bu böyledir.
Her şeye rağmen Tayyip Erdoğan ve ekibinin sağduyulu olacağına ve aklı selimle karar vereceğine inancımı henüz koruduğumu belirtmekle birlikte, siyasette ne yapacağını bilemeyenlerin “sağda solda birlik” için çırpınacaklarına, Cumhuriyet ve temel ilkeleri üzerinde birlik sağlamaları gerektiğine inanıyorum.
“Can abi ben çarpıyorum biliyor musun?”
Trafikle ilgili küçük noktalara değindiğim yazılarıma sizlerden çok olumlu tepkiler alıyorum. Bu da beni mutlu ediyor.
Ancak “ek şerit” konusuyla ilgili yazımdan sonra öyle bir telefon aldım ki, açıkçası ne diyeceğimi de şaşırdım.
Konuşmasından genç ve “bitirim” olduğu anlaşılan kişi ile bakın aramızda nasıl bir konuşma geçti.
- Can abi merhaba.
- Merhaba, buyursunlar.
- Abi ben Erhan, Ortaköy’den.
- Buyur Erhan, ne istedin?
- Abi ben seni çok seviyorum.
- Sağol, teşekkürler.
- Her gün okuyorum.
- Tekrar teşekkürler.
- Abi sen beni tanımazsın ama sen bizim aileden biri gibisin.
- Sağ ol, ailene de selamlar.
- Televizyonda göremiyoruz abi ne oldu?
- Dur bakalım, uzun hikaye, söyle bakalım niye aradın?
- Abi şu şerit yapanları yazdın ya..
- Eeee
- İşte ben de hasta oluyorum ona abi.
- Nasıl hasta oluyorsun?
- Aynen yazdığın gibi, kıl oluyorum.
- Öyle, öyle.
- Ama ben intikamımı alıyorum.
- Nasıl alıyorsun?
- Çarpıyorum abi.
- Nasıl çarpıyorsun?
- Bayağı çarpıyorum, şerit yapıp kaynak yapmaya çalışana çakıyorum bir tane.
- Yani kaza yapıyorsun?
- Aynen öyle abi.
- Başın derde girmiyor mu?
- Niye girsin abicim, ben trafik kurallarına uygun çarpıyorum.
- Nasıl oluyor o?
- Bak abicim, yol çizgileri ne işe yarar?
- Trafiğin düzgün akmasına yarar.
- Bilemedin abicim.
- Peki ne işe yarar?
- Kaza olduğunda polis geliyor ya.
- Eeee
- Polis önce çizgilere bakar, kim çizginin içindeyse o haklıdır.
- Yapma yaa?
- Aynen abicim, işte ben ek şerit yapanlara kıl olduğumda arabamın durumuna bakıyorum. Tam çizginin ortasındaysam ve adam benim önümü kesiyorsa çakıveriyorum.
- Haklı çıkıyorsun.
- Elbette abicim, öyle kavga dövüş falan yok, pardon diyorum, polis geliyor beni haklı buluyor. Karşı tarafın sigortası zararı ödüyor.
- Ama araban hasar görüyor.
- Amma yaptın abicim, aptal mıyım ben. Ne zaman kaporta işi çıksa çarptırmayı o zaman yapıyorum.
- Vay canasına......
Bugün 1 Mart
Her zaman aklımıza takılır. Bir şeyi öyle değil de böyle yapsaydık acaba ne olurdu? İstediğiniz kadar senaryo yazın, yaşanmış yaşanmıştır artık.
Eğer 1 Mart tezkeresi kabul edilseydi, bugün ne olurdu? Buna olumlu veya olumsuz senaryolar yazanlar çok. Da faydası da yok.
Ancak ülkemiz kaderinde garip bir çelişki var. İktidar çok istediği halde ve kabul oyları ezici çoğunlukta olmasına rağmen tamamen Meclis iç tüzüğü yüzünden tezkereyi geçiremedi.
Ama bu halkı çok sevindirdi. Çünkü halk Amerika’nın Türkiye’de bu kadar egemen olmasını istemiyordu. Nitekim gelişen olaylar Türkiye halkının Amerika’ya karşı olan duygularını daha da sertleştirdi. Uluslararası araştırmalarda Amerikan aleyhtarlığının en yüksek olduğu ülke Türkiye çıkıyor.
Ama ne gariptir ki Türkiye’deki iktidar sanki Amerika’nın sesine çok fazla kulak veriyor, adate onun izinden gidiyor. Anketlerde ise AKP birinci çıkıyor. En Amerikan aleyhtarı ülke, Amerika’ya yakın bir hükümet. Çelişkiye bakın. Halkın kafası mı karışık yoksa?

