Sadaka ekonomisinde yeni aşama

Haberin Devamı

Sevgili okurlar, geçen hafta büyüme rakamları açıklandı ve 2009’da yüzde 4,7 küçüldüğümüz ortaya çıktı. AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana ilk kez böyle bir küçülme yaşadık. Bu da ekonomik olarak kötüye gittiğimizin açık bir göstergesi. Ekonomik veriler incelendiğinde 2010 yılının da benzer biçimde geçeceği ve son üç ayda artış olsa bile küçülmenin devam edeceği tahmin ediliyor.

Başarı gibi gösterildi

Her ne kadar ekonomide küçüldüğümüz ortadaysa da iktidar bunu hiç üzerine alınmadı. Hatta tam tersine bu küçülme neredeyse bir şenlik havasında kutlandı. İlgili bakanlar demeç üzerine demeç verdiler. Neden? “Çünkü tahmin edilen küçülme daha fazlaymış. Yüzde 4,7 beklenenden çok iyiymiş. Ayrıca büyüme başlamış.” Yani bir anlamda “Kriz teğet geçecek” açıklamasına destek verdiler.

Ya vatandaş ekonomisi?

Bazı rakamlara bakınca insan gerçekten şaşırıyor. İhracat artıyor (gerçi yüzde 90’ı dışarıdan gelen hammaddeye bağlı ihracat), enflasyon yüzde 10’un altında, döviz yerinde sayıyor, borsa şahlanıyor. O halde ekonomi iyi demektir değil mi? Ama gelin bir de halka sorun. Acaba vatandaş ekonomisi de bu kadar parlak mı? Hiç değil.

Yoksullaşma sürüyor

Bu iktidar iş başına geldiğinden beri rakamsal olarak ekonomi gelişiyor gözükse de, işin gerçeği halkın daha da yoksullaştığı. En azından işsizlik oranları bu yoksullaşmanın bariz kanıtı. İktidar bu yoksullaşmayı aslında bir politika olarak uyguladı ve yoksullaşan vatandaşları yardıma bağlayarak onları bir oy deposu haline de getirdi.

Sadaka ekonomisi

İktidarın bu tutumuna en çarpıcı teşhisi şimdi Sarıgül’ün TDH’sinde önde gelen isimlerden olan Bülent Tanla koymuştu. Tanla “Sadaka ekonomisi ile yoksullaştırılan halk yardıma muhtaç hale getiriliyor. Çaresiz kalan vatandaş hiç olmazsa bu iktidarın kendisine el uzattığını sanarak medyunu şükran biçimde oyunu ona veriyor” demişti. Sadaka ekonomisi tanımı hayli tartışılmıştı.

Şimdi çağ atladı

Geçen hafta Bülent Tanla uğradı. “Benim sadaka ekonomisi tanımımı ilk sen yazmıştın” dedikten sonra devam etti: “Şimdi bir işi olmayan, bir yerde çalışan ve işsizleştirilerek yoksullaştırılan halkın işi bitti, sadaka ekonomisi çağ atlamaya başladı.” Tanla’ya göre şimdi mütevazı biçimde kendi işini yapan çiftçiye, esnafa sıra geldi. Ve bu aşamada AKP müthiş bir seçim altyapı çalışması yapıyor.

9900 aileli kasaba

Şimdi size sadaka ekonomisindeki yeni aşamayı anlatayım: Anadolu’da bir kasaba. İsmi gerekli değil çünkü pek çok yer böyle. Kasabada 9900 aile yaşıyor. Demek ki 25-30 bin nüfuslu bir yer. Burada 10 binin üzerinde icra doyası var. Yani teknik olarak bütün aileler borçlu hatta birden fazla borç davaları var. Kasaba çiftçilikle geçiniyor ve borçlar da bankalara.

Satsan satılmıyor ki

İcra dosyaları nedeniyle ailelerin tarlaları ya da kullandıkları zirai araçlar (traktör, pulluk, biçerdöver) satışa çıkarılıyor doğal olarak. Örneğin dönümü 10 birim olan bir tarla 3 birime bile satılamıyor. Zirai araçlar ise yok pahasına satılıyor ya da elde kalıyor. Yani malı satmaya kalksanız da olmuyor ve borç kapanmıyor.

Bir başka örnek

Konuyu açmak için bir örnek daha vermek istiyorum: İstanbul’un bir ilçesindeki vergi dairesi. Dairenin başındaki müdürün bir ayda attığı imzaların (tahminidir) yüzde 80’inin üstü konkordato veya iflas, yüzde 10’u kapatma, yüzde 5’i ise yeni iş yeri açma belgeleri. Borcunu ödeyemeyen yoksulluğun kucağına bırakılırken çok küçük bir kesim kendine yeni iş açma olanağı buluyor.

Köylerde gezen bankacılar

Şimdi sıkı durun, sadaka ekonomisindeki yeni aşamaya geliyorum. Borç batağına saplanıp işlerini kaybetmekte olan vatandaşların yaşadığı köylerde, kasabalarda bir devlet bankasının memurları “çay kahve içme, sohbet bahanesiyle” geziyorlarmış. Üzüntülü bir ifadeyle çiftçinin esnafın içine düştüğü durumu dinleyip derde ortak olmaya çalışıyormuş.

Oyunun özü şu

Bu memurlar sohbet sırasında “Bu durum genel müdürlük tarafından da biliniyor ve izleniyor. Hükümet de bu borçların üç dört yıla yayılması için çalışmalar yapıyor” diyorlarmış. Yanisi şu: “Şimdi sıkıntıdasınız ama merak etmeyin, borçlar uzun vadeye yayılacak, rahatlayacaksınız. Tabii bu hükümet giderse ne olur bilemeyiz.”

Görünmeyen rüşvet

İşsiz bırakılıp yoksullaştırılarak sadakaya muhtaç hale getirilen vatandaşlardan sonra, iş üretmek için borçlanan ama bu borçları ödemekte zorlananlara da yeni bir “sadaka” yöntemidir bu. “Borcun var, ama bu borç üç dört yıla yayılabilir, yeter ki oyunu iktidara ver. Başkası gelirse parayı senden söke söke alır” fısıltısı yayılıyor zor durumdaki Anadolu köylerinde ve kasabalarında.

Rakamlarda oyun

Şimdi tekrar en başa dönmek istiyorum. Bülent Tanla küçülmenin “tahminlerden az olduğunu” söyleyip sevinen ekonomi bürokrasisinin seçime doğru rakam oyunlarıyla ekonomiyi toz pembe göstermeye hazırlandıklarını söylüyor. Tanla, TDH olarak konuya bakış açılarını şöyle anlattı: “Bugünkü küçülme rakamlarından sonra bundan sonraki iki çeyrekte iki haneli büyüme, tek haneli enflasyon rakamları ortaya koyabilirler. Borsadaki birkaç kâğıt sayesinde patlama bile yaratabilirler.”

Ama işsizlik artacak

“Ancak buna karşın işsizlik artacak. İktidar göstermelik rakamlarla moral pompalarken seçime gidecek. Bu sonbaharda bir erken seçim de olabilir. İstikrar adına tek parti iktidarı propagandası yapılacak, sermaye de bundan etkilenecek doğal olarak. Ama biz TDH olarak bu oyunu bozmaya kararlıyız.”

Anayasa tartışmaları

Bu hafta anayasa tartışmaları ile ilgili konulara pek girmek istemedim. Çünkü belli ki önümüzdeki birkaç ay zaten sadece bu konuyu tartışacağız. Ama sadece şunu söylemek istiyorum: İktidar ve yandaşları sürekli kurnazı oynayarak hem her şeyi tahrif ediyor hem de bilgi kirliliği yaratıyor. Ülkenin aklı başında olan tüm kesimleri bu oyunu bozmak zorundadır.

Darbe anayasasına destek

Yandaş takımının en önemli silahı “demokrasi ve hukuk” kavramlarını hiç inanmadıkları halde kullanmaları. Ve insana en dokunan da “Madem bu anayasa değişikliklerine karşı çıkıyorsun, o halde 12 Eylül’ün asker anayasasından yanasın.” Bu tıpkı Kürt açılımını tartışırken söylenen “Anaların ağlamasını mı istiyorsun” ifadesi gibi absürt. Ama ne yazık ki bunun böyle olmadığını anlatmak için efor harcanıyor.

Hep aynı kurnazlık

Dilim daha ağırına varmadığı için sadece kurnazlık diyorum. İktidar ve maskeli yandaşları bu kurnazlığı sürekli kullanıyor ve eğitimsiz, kültürsüz, sadakaya bağlanmış kitleleri bu yolla etkiliyor. Bu anayasa değişikliklerine karşı çıkmak 1982 Anayasası’na sahip çıkmak değildir. Ki o Anayasa’nın 70 maddesi değişti ayrıca, 12 Eylül’den söz eden giriş bölümü bile aynı değil.

Neden karşı çıkıyorum?

Hep anlatıyorum ama, çok kısaca burada da kayda geçireyim. Bu anayasa değişikliklerinin amacı demokrasi ve hukuku geliştirmek değil. Bu değişiklikler sayesinde iktidar öncelikle Anayasa Mahkemesi’ne hâkim olacak. Kapatma davası açılırsa, kapatma konusunda endişesi kalmayacak. İşlerine geldiği için Anayasa’ya aykırı çıkardıkları yasalar da artık geri dönmeyecek. Plan ve beklenti budur. Gerisi hikâyedir.

Fenerbahçeli olmak

Son olarak söylemek istiyorum, cuma gününden beri Fransa’nın Cannes kentindeyim. Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde finale kalan Fenerbahçe kız voleybol takımının maçlarını izlemeye geldik. Kız Voleybol Şubesi Başkanı Mehmet Ali Aydınlar bu daldaki en büyük başarıyı paylaşmak üzere kalabalık bir grubu davet etti.

Heyecandan ölüyorduk

Yıllardır bir voleybol maçını canlı izlememiştim. Kızlarımız haklı bir başarı kazandılar. Ne kadar gurur duysak azdır. Türkiye’de futbol dışındaki sporların da artık giderek ilgi ve destek görmesi ise sporumuz açısından çok umut verici gelişme. Buna katkıda bulunan herkese teşekkür etmemiz gerek. Hafta içinde Cannes izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR