SABAH - ATV için fiyat 1.8 milyar dolara çıkabilir

Haberin Devamı

Kasım ayı yaklaştıkça medyada hareketlenmeler artıyor. Tabii ilk önce herkes SABAH-ATV grubunun satışını bekliyor. Medyadaki söylentilere göre bu satışla birlikte medya çok ciddi biçimde hareketlenecek. Önemli yer değiştirmelerin ve flaş transferlerin olacağı konuşuluyor.

Aslına bakarsanız bu büyük satış öncesinde hareketlilik başladı. Kanaltürk’ün el değiştirdiği, yalanlanmasına rağmen hararetle konuşuluyor, Turgay Ciner’in geri aldığı Kanal 1’deki üst yönetim değişikliği, Cumhuriyet Gazetesi’nin kuracağı televizyon, medyadaki hareketliliğin öncü adımları gibi. Bu arada bazı yeni gazetelerin de yayın hayatına atılacağı, gazetelerin daha net ve açık biçimde taraflarını belirleyeceği de görülüyor.

SABAH-ATV satışı ise “fiyat” açısından en çok ilgi çeken gelişme. Şu ana kadar 5 yabancı girişimci şartnameyi aldı. Ama asıl merak edilenler bu yabancılarla kimin ya da kimlerin ortak olacağı. Çünkü yasa gereği yabancılar yüzde 25’in üzerinde hisse sahibi olamıyor.

Ancak yerli ortaklar konusunda da bazı engeller var. Yabancı bir şirket dilediği kişiyi ortak gösteremiyor satış kurallarına göre. Yerli ortağın da en az 225 milyon dolarlık varlık göstermesi gerekiyor. Yani yabancı bir ortak yanına birkaç gazeteci veya küçük sermayedar alıp da “Yüzde 25’i benim, diğerleri de bu ortakların” diyemeyecek. Bunun yanı sıra ihaleye girmek için 120 milyon dolarlık da bir teminat var ki, işin içine hile karıştırıldığı anlaşılırsa bu teminatın yanma riskini herkes göze almak zorunda. Gelelim kasım ayında yapılacak ihalede hangi fiyatın oluşmasının beklendiğine.

Satışı yapacak olan TMSF muhammen bedel olarak 1 milyar 100 milyon dolar belirledi. Ancak gözlediğim kadarıyla fiyat bu rakamın hayli üzerine çıkacak. Örneğin tesadüfen öğrendiğim bir bilgi var. İhale için şartname alan yabancı şirketlerden biri fiyatı 1 milyar 800 milyon dolara kadar çıkarma kararı almış. Bundan sonrası ne olur bilmiyorum ama en azından bir şirket eğer ihale kıyasıya sürerse bu rakama kadar çıkacak.

Bilemediğim diğer şey ise başka bazı şirketler bunun da üzerine çıkıp çıkmayacakları.

Yine aynı tesadüfle öğrendiğim bilgiye göre ihaleye katılacaklar Murdoch’u en şanslı olarak görüyor. Büyük patronun Tayyip Bey’le sadece Amerika’daki iftarda görüşmediği, bu görüşmenin dışında iki ayrı görüşme daha yapıldığı belirtiliyor.

Bu arada çok ilginç bir başka bilgiye daha ulaştım. İhale için şartname alan yabancı şirketler soluğu hemen Ankara’da alıyormuş. Başbakan’la ya da onun gösterdiği kişilerle hararetli toplantılar yapılıyormuş. İktidar mensupları ihaleye girmek isteyen yabancılara yerli ortaklar öneriyormuş.

Bu önerilen ortakların ortak özelliği ise hepsinin AKP’ye çok yakın isimler olmasıymış. Atasay, Kiler Market, Rixos otelleri en çok önerilen şirketler arasındaymış.


Yazıdan önemli başlıklar

1 SABAH - ATV ihalesine girecek yabancılar kıyasıya mücadele edecek

2 Bir yabancı şirket şimdiden 1 milyar 800 milyon dolara kadar çıkmaya karar verdi.

3 Ortak kanı bu büyük ihaleyi Murdoch’un alacağı yönünde

4 İhaleye girecek yabancılar Ankara’ya gidip “Türk ortak önerisi” alıyor.


***



Adalet!

MHP’li eski bakan Koray Aydın yargılandığı Yüce Divan’da, hakkındaki tüm suçlamalardan beraat etti. Oysa Yüce Divan’da Koray Aydın için 216 yıl hapis isteniyordu. İster istemez insanın aklına “Bu nasıl iştir” sorusu takılıyor. Peki bu suçlamalar nasıl ciddiye alındı, Aydın ve ailesine son iki yılını cehennem azabında geçirten uygulamalar, haciz ve tedbirler ne olacak? Bir insanı iki yıl boyunca insan içine çıkamayacak hale getiren, sözlerin, haberlerin, yorumların hesabını kim verecek?

Burada anlamadığım nokta şu: Olay bir cinayet davası olsa idamı istenen birinin beraat etmesi mümkün. Çünkü örneğin gerçek katil yakalanabilir, ortaya çıkan deliller şüphelinin suçlu olmadığını gösterir vs...

Ama Koray Aydın olayı bir yolsuzluk davası. Tüm suçlamalardan beraat ettiğine göre demek ki hakkındaki her şey yalanmış.

Demek ki Türkiye’de en kolay şey, bir insanı suçlamakmış. Siz suçlayın, gereği hasıl olsa yerine getirilir. İyi de kaybolan yılları yerine koymak da mümkün değil ki.


***


Laiklik radikallik değildir

Cumhurbaşkanı Gül Strasburg’da konuşuyor. Diyor ki “Ilımlılar da en az radikaller kadar cesur olmalı.”

Bu sözün aslını yanılmıyorsam İsmet İnönü söylemişti zamanında. Şöyle demişti İnönü “Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalı.”

Cumhurbaşkanı Gül’ün “radikal” diyerek kimi kastettiğini anlamakta güçlük çekmiyorum. Gül’e göre laikliği savunanlar, Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyenler, Cumhuriyet’e sahip çıkanlar radikal.

Kendileri “ılımlı” İslam oldukları için karşı görüş olarak algıladıkları laikliğin de ılımlı olmasını istiyorlar.

Ilımlı laikler, bu görüşe göre ne yapacaklar; türbana karşı çıkmayacaklar, imam hatip okullarının daha yaygınlaştırılmasına, Kuran kurslarının her köşebaşında açılmasına tepki vermeyecekler.

O zaman Türkiye kurtulmuş olacak. Çünkü istenen “uzlaşma” veya “ötekini de dinleme” bu oluyor. Laikliği, Atatürk devrimlerini bir kenara bırakınca “ılımlı” olacaksın ve “uzlaşma” sağlanacak.

Ne yazık ki özellikle AKP’nin seçim zaferinden sonra böyle düşünenlerin sayısında artış var. Yoğun propaganda baskısı ile “Canım ne olmuş kızlar da üniversiteye türbanlarıyla giriversinler, dünyanın sonu değil ya” söylemi gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Tabii bunun arkasındaki asıl niyeti ve tehlikeyi görmek istemeyip, günü kurtararak üç beş kuruş daha fazla kazanmak şimdilik cazip geliyor.

Uzlaşma adına verilen bu tavizlerden sonra günün birinde hayatı çekilmez hale gelenlerin feryatlarını o zaman kimse duymayacak ama.

DİĞER YENİ YAZILAR