Rica etsem (benim de) saçımı okşar mısınız?

Haberin Devamı

Birkaç ay önce Mustafa Mutlu’yu telaş içinde görünce “Hayrola?” diye sormuştum. “Kitabım basılmak üzere, son rötuşlar yapılıyor” cevabını verdiğinde şaşırdım tabii çünkü bir kitap hazırlığında olduğunu bilmiyordum. Galiba anladı bakışımdan ve hemen ekledi, “Bana bak, yazılardan falan derleme kitap değil, daha da ötesi günlük yazılarımdaki konular da değil, bambaşka bir şey, oku göreceksin” dedi.

Sonunda kitap geldi: “Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?” İsme bak, ne ilginç.

Kitap birkaç gün önümde durdu, Mustafa da hemen yan odada, bir şey de diyemiyorum. İstiyorum ki biraz sakin zaman bulayım. Sonunda buldum ve okumaya başladım.

Başladım da bitirene kadar bırakamadım. Her biri kendimiz de olabileceğimiz gibi çevremizde olan bir dizi insan öyküsü. Hepsi gerçek, hepsi sıcak. Ve Mustafa Mutlu büyük bir ustalıkla aslında çok basit olan yaşam kesitlerini hem duygu hem de fikir açısından öyle bir harmanlamış ve kitabın sonunda hepsini aynı yere öyle bir toplamış ki, inanılmaz. Mustafa Mutlu şimdi imza günlerinden başını kaldıramıyor. Kitap üçüncü baskıyı da yapmış kim bilir siz bu yazıyı okurken dördüncü baskı için makineler çalışıyor olabilir.

Sordum “Nasıl gidiyor imza günleri?” diye. Abartmıyorum Mustafa’nın gözleri doluverdi. Çünkü öyle hoş anlar yaşıyormuş ki, heyecan içinde anlatırken bile sesi titriyordu.

O kadar mütevazı ki, kendi köşesinde yaşadığı o güzel anları yazmıyor. Bana anlattıklarından birini yazmak istediğimi söyledim “Ne olur yazma” dedi, “Onlar benimle okurlarım arasındaki görünmeyen bağ.” Hele bir anısı var ki, herhalde her yazar böyle bir sevgiyi mutlaka yaşamak ister.

“Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız” kitabını hâlâ okumadıysanız kaybınız büyüktür derim. Hemen hatırlatayım, Mustafa Mutlu bugün saat 15.00’te Caddebostan Kültür Merkezi’nde hem okurlarıyla sohbet edecek hem de kitabını imzalayacak.

***


Bir bilgisayar efsanesi: 15 yaz...

Her dönem halk arasında bir efsane yayılır. “Fısıltı gazetesi” denilen bu büyük güç, haberi o kadar hızlı yayar ki, bazen ilk başlatan bile şaşırıp kalır.

Şimdilerde internet efsaneleri dönemini yaşıyoruz. Biri yazıyor: “Büyük marketlerde elinde şırınga ile ambalajı plastik olan su, meşrubat süt gibi ürünlere AİDS mikrobu yayan bir adam varmış.”

Bu mesaj bilgisayardan bilgisayara dolaşır. Herkes inanır ki birbirine gönderir, sözde uyarı için.

Ya da bir efsane yayılır. Adamı kaçırmışlar. Kendine geldiğinde buz dolu bir küvette yatıyormuş. Yanında bir kâğıda yazılı mesaj bulmuş. Diyormuş ki mesajda “Biz organ mafyasıyız. İki böbreğini aldık. Sakın telaşlanma, hemen 155’i ara, küvetten de çıkma.”

Günümüzde bir “dinlenme paranoyası” var biliyorsunuz. İktidar neredeyse tüm halkı deliye çevirdi. Herkesin merakı “Acaba beni dinliyorlar mı?”

Bazen bana da söylüyorlar, “Seni dinliyorlardır” diyorlar. Bilmem belki dinliyorlardır. Ama ne fark eder ki, telefonda konuştuklarımı zaten ya yazıyorum ya da ekranlarda söylüyorum. Belki tek fark bazı anlarda kendimi rahat hissettiğim için herkes kadar argoya kaçıyordur sözlerim. Hepsi bu.

Geçenlerde yine bir internet mesajı geldi. Diyor ki “15 yaz sonra başına sıfırı da koyarak kendi numaranı ekle. Ara tuşuna bas. Eğer ‘Yanlış numara çevirdiniz’ sesi geliyorsa telefonunuz dinlenmiyordur. Yok eğer karşınıza Başbakanlık İletişim Merkezi anonsu çıkıyorsa, bilin ki telefonunuz dinleniyor.”

Valla ne yalan söyleyeyim ilk kez böyle bir deneyi yapmaya karar verdim. 15 yazıp numaramı ekledim ve aradım. Bir telesekreter mesajı ile karşılaştım: “Başbakanlık İletişim Merkezi’ne Hoşgeldiniz.”

Gazeteci veya siyasetçi olmayan bir arkadaşımdan kendi telefonuyla aynı işlemi yapmasını istedim. Onun telefonundan “Yanlış numara çevirdiniz” anonsu geldi. Sanıyorum tamamen teknik bir durum. Ama paranoyak olduk ya, artık daha ne efsaneler öğreneceğiz.

Yine de hem cep telefonu şirketlerinin hem de Başbakanlık İletişim Merkezi’nin bu konuda bir araştırma yapmasını ve sonucunu açıklamasını beklerim.

***


Rakı nasıl konur?

Hafta içinde Tarihi Cumhuriyet Meyhanesi’nde bir “rakı muhabbetine” katıldım. Yeni Rakı’nın da sahibi olan Mey Grup’un tepe yöneticisi Galip Yorgancıoğlu bir grup gazeteciyi “rakı muhabbeti” yapmak için davet etmişti.

Hoş bir gece oldu. Yorgancıoğlu “rakı kültürünün” tıpkı Fransızların “şarap kültürü” kadar engin olduğunu belirterek “Şimdi bir dizi projeyle bu kültürü anlatmaya ve belgelemeye karar verdik” dedi.

Rakının bir “ansiklopedisi” ve bir “belgeseli” hazırlanacakmış. “Ansiklopedi için bu kadar malzeme var mı?” diye sordum, Yorgancıoğlu “Ne diyorsunuz, bir cilt yetecek mi bakalım” cevabını verdi. Bu arada rakı kültürü ile (belki benim cahilliğim) hiç bilmediğim bir şeyi de öğrendim. “Rakı nasıl konur?”

Kimi rakıyı koyup sonra suyu ardından da buzu ekler. Bazıları rakıya önce buz sonra su koyar. Buzun üstüne rakı döken de gördüm.

Ama doğrusu şuymuş: Bir kere rakı ve yanında kullanılacak su, bir saat önce buzdolabına konacakmış. Sonra bardağa önce su sonra rakı dökülecekmiş.

Sorun şu: Rakının ölçüsü nasıl ayarlanacak? Galiba iki bardak kullanmak gerek. Önce rakının ölçüsünü bulup sonra bunu yeterli miktardaki suyun üzerine dökeceksiniz demektir.

***


Bebek koltuğu güzel de...

Trafikte yeni bir kuralımız daha var.

1 Haziran’dan itibaren geçerli olan yeni kurala göre 150 santimetreden kısa ve 36 kilogramın altındaki çocuklar için araçlarda özel bebek koltuğu bulundurmak zorunlu. Eğer araçta bebek koltuğu yoksa ya da varsa ve çocuk o koltuğa bağlı değilse sürücülere ceza kesilecek.

Olumlu, yararlı ve gerekli bir önlem. Ancak yayınlanan kararda bir eksiklik var. Okurum uyardı:

Eğer küçük çocuğunuz yoksa aracınızda bebek koltuğu olması da gerekmiyor. Ancak, sizin olmasa da arabanıza bebekli birini alırsanız ne olacak?

Diyelim ki evinize bir misafir geldi, bebekleri de var. Gece geç olduğu için onları evlerine bırakmak istediniz. Yolda da trafik çevirdi. “Bu kişiler misafirim” derseniz kurtulacak mısınız?

Ya da yağmurlu bir günde durakta bekleyen bebekli bir aileyi aracınıza aldınız, sonra da trafik kontrolüne takıldınız. Gerekçeniz geçerli olacak mı?

***


Anayasa Mahkemesi, AKP’nin yakın markajında. İktidar, Anayasa Mahkemesi’nin değişikliği sadece şekil yönünden inceleyebileceğini söylemek için şekilden şekle giriyor. (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR