Referandumda neden birleşik oy pusulası yok?

Haberin Devamı

MERAK ETTİKLERİM

Tam bir ay sonra referanduma gidiyoruz ama, oylama yöntemi, pusulaların oluşturulması konusunda çok ciddi kaygı ve kuşkular var.

2007 seçimlerinde “hile yapıldığına” inananların çokluğunu biliyorsunuz. Benzer bir korku şimdi referandum için de yaşanıyor.

Pazartesi günü “Hayır çıkma olasılığı çok daha yüksek” diye tahminde bulunmuştum. Gerçi AKP ve yandaşları buna çok kızdılar ve 13 Eylül sabahı “görüşeceğimizi!” son derece “anlamlı” cümlelerle ifade eden mesajlar gönderdiler.

Buna karşın, referandumda “hayır” oyu kullanmayı düşünenler “Biz de sizin gibi hissediyoruz ama, referandumda hile yapılmayacağı ne malum” diye meraklarını dile getiriyorlar.

Seçimde hileyi önlemenin yolu biliyorsunuz sandıklara sahip çıkmaktan geçiyor. Önümüzdeki pazartesi günü sandıklara sahip çıkabilmenin ve hileyi kökünden önlemenin yöntemlerini tek tek sıralamaya çalışacağım. Bu önerileri siyasi partilerin yerine getirmesi halinde kimsenin aklında kuşku kalmayacaktır.

Referandumla ilgili en çarpıcı ve şaşırtıcı yöntem, oylamada iki ayrı pusula kullanılacak olması.

Yüksek Seçim Kurulu referandumda iki pusula kullanılacağına karar verdi. Evet pusulası beyaz, hayır pusulası ise kahverengi olacak.

Seçmenler diledikleri pusulanın üzerine “Evet” mührünü yasacak ve zarfa koyacaklar.

Burası kafa karıştırıcı. Zarfa tek pusula mı konacak? İki pusula konursa oy iptal mi edilecek?

Pusulaların üzerine neden “Evet” mührü vuruluyor. Bazı sandıklarda bu “Evet”ler de “Hayır” üzerine vurulmuş olsa da “Evet” sayılamaz mı?

En sonunda, zarflar ince olursa, koyu bir renk olan “Kahverengi” dışarıdan belli olabilir, bu da muhtemelen bazı vatandaşları korkutacaktır.

Baksanıza, sadece “Evet” veya “Hayır” diye oy kullanacağız, ama karşımıza bir çok kuşkulu soru çıkıyor.

Oysa Yüksek Seçim Kurulu hepsini bitirecek bir karar alabilir.

Tıpkı genel ve yerel seçimlerdeki gibi “Birleşik oy pusulası” hazırlanabilir. İki seçenekli pusulanın üzerine seçmenler neyi tercih ediyorlarsa üzerine “Tercih” mührünü vurabilir. Böylelikle bütün kuşkuların ve olası yanlışlıkların önüne geçilmiş olabilir.

Her nedense özellikle muhalefet partileri bunun gürültüsünü hiç çıkarmadılar. Oysa bu konuları çoktan düşünmüş ve uygulatmış olmalılardı.

*****


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Nereden bu bolluk?

Önce Hak-İş kentlerdeki billboard’ları doldurmuştu “Evet” sloganıyla. Şimdi de bir Memurlar Sendikası çıktı. Neredeyse İstanbul’un tamamını kaplamışlar. Başka kentleri şimdilik bilmiyorum.

Peki bunlar nasıl sendikadır ki çok pahalı olan bu reklam alanını bu kadar zahmetsiz biçimde kullanıyorlar? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?

Özellikle İstanbul’da billboard’larda yer bulmanın ne kadar zor olduğu bilinir. Büyük şirketler aylar öncesinden buraları kiralar ve paraların yatırır. Yani tam bu dönemde buralarda yer bulmak çok zordur. Ama belli ki Belediye kendi kontenjanını bunlara kullandırıyor.

Burada görev muhalefet partilerine de düşüyor. Örneğin CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki üyeleri imar işlerini kovalamaktan başlarını biraz kaldırıp bunlarla da ilgilenmeli.

Bu billboard’ların nasıl kiralandığını, kaç lira ödendiğini, bu kadar çok miktarda kontenjanın nasıl açıldığını sorgulamalı.

Maliye Bakanlığı bu sendikaların hesaplarına bakmalı. Sendikalar bu kadar rahat reklam harcaması yapabiliyor mi araştırılmalı.

*****


Terbiyesiz yazar

Adamın biri oturmuş bir kitap yazmış. Adını verip reklamını yapmak istemem.

Kitabın üzerinde “hepsi bir bahaneyle tasfiye edilmiş” bazı askerlerin üniformalı fotoğrafları var.

Kitabın adı bile askeri “aşağılayan, onurunu zedeleyen” kelimelerden oluşuyor.

Kitabın içinde ise hepsi yakından tanınan ve tasfiye edilmiş bulunan komutanlar hakkında doğru olup olmadığını şu anda bilemeyeceğimiz iddialarla dolu.

Üstelik bu iddialar pek çok hakaret sıfatının desteği ile alaylı biçimde kaleme alınmış.

Buraya kadarı beni çok ilgilendirmez. Burası demokratik ve özgür bir ülke. Her ne kadar basın özgürlüğü konusunda dünyanın 106’ncı ülkesi olsak da, iktidarın beğenmediği kişi ve kuruluşlara, Cumhuriyet değerlerine, Atatürk’e ve ilkelerine hakaretlerde bulunma özgürlüğünde herhalde dünya birincisiyiz.

Ancak kitabı yazan kişi, ki adını daha önce hiç duymamıştım. Kitabından bana da göndermiş. Üstelik imzalamış da. “Sayın Can Ataklı postalseverine” diyor ve altında kötü bir Türkçe ile yazılmış bir alay hakaret...

Ne yazık ki bu türle çok karşılaşıyoruz son yıllarda. Türkiye sevgisizi bir zihniyet bunların eline kalem kâğıt verip, herkese çamur bulaştıran, ipe sapa gelmez sözde iddiaları yazdırıyor, ortalığa salıyor.

Kitap yazmanın da içine ettiler ya. Ne diyeyim?

Bu arada terbiyesizlikte sınır tanımayan bir başka yazar daha var. O bir gazetede yazıyor, adını vermek ve saçma sapan bir polemiğe girmek istemiyorum.

Ama sağa sola bulaşan ve kendi zihniyetinin temsilcileri tarafından komik bulunan bu yazar kendi kafasından darbeci gazeteciler sıralaması yapmaya kalkışmış.

Bir şey söylemeye gerek bile yok, kendi bataklıklarında güldürsünler kendileri gibi düşünenleri. O kadar.

*****


İktidar, Anayasa değişikliği filmini kendisi yazdı, başrolde de kendisi var. Bu durumda muhalefete söyleyecek tek bir replik kalıyor, “Nayır, nolamaz!” (Gani Yıldız)

*****


YENİ ÖĞRENDİM

Bir dokun bin 'ah' işit

Bu köşede dün “dünyanın en pahalı taksilerinin” Bodrum’da olduğunu yazmıştım. Daha sabahın erken saatlerinde Bodrum’dan bir taksici aradı.

“Can Bey” dedi, “Evet haklısınız, dünyayı bilemem ama Türkiye’de Bodrum’dan daha pahalı taksi ücreti olan yer yok.”

Ben de “Tamam işte ben ne yazdım zaten” diye sordum. Taksici devam etti: “Bundan biz de çok şikâyetçiyiz. Hep sorun yaşıyoruz. Taksiye binenler kendi şehirlerindeki fiyatları biliyor ve tepki gösteriyor” dedikten sonra şunu ekledi:

“Durum böyle olunca, müşteri ile pazarlık yöntemi daha cazip oluyor. Taksimetre açmak yerine aşağı yukarı belirlenmiş daha ucuz fiyatları söylüyoruz müşterilere”

Taksici okurum, “Ama asıl sorun bu değil” diye yeni bir sayfa açtı konumuza. Anlattıklarını aynen sizle paylaşıyorum:

“Bodrum Belediyesi taksimetre ücretlerini çok yüksek tuttu. Ama bir şey daha yaptı. Biz taksiciler, durak dışında müşteri alamıyoruz. Örneğin Bodrum’dan Türkbükü’ne müşteri getirdik. Geri dönerken yolda duran biri işaret etse, durup almamız mümkün değil. Çünkü 600 lira ceza yazılıyor.”

Tabii şaşırarak “Neden?” diye sordum. Taksici anlattı: “Gittiğimiz yerin taksicilerini mağdur etmemek içinmiş. Yani biz ancak tek yol çalışabiliyoruz. Zaten gittiğimiz yerden geri dönüş için çok nadir müşteri çıkıyor, ama çıksa da biz alamıyoruz. O müşteri neredeyse oranın taksi durağına gidecek ve oradan binecek.”

İşte belediyenin taksimetre ücretlerini yüksek tutmasının nedeni buymuş.

DİĞER YENİ YAZILAR