Referandum oyunu tehlikelidir

Haberin Devamı

Gündemin toz duman içinde kaldığı bir ortamda iktidar durdu durdu ve bir anda ortaya “anayasa değişikliği” konusunu attı. Bununla da yetinmedi “kararlılığını göstermek” için gerekirse referandum yolunu açabileceğini de bildirdi.

Şu anda bildiğimiz, AKP’nin en geç bu ayın sonuna kadar bir anayasa değişikliği paketini Meclis’e getireceği.

Bilmediğimiz ise şu: Bazı maddeler açığa çıkmaya başlamış olsa da bu paketin içinde neler olacağı...

Her ne kadar AKP paketin içeriğini henüz resmen açıklamasa da son zamanlarda yapılan yorumlar, dile getirilen şikâyetler ve bazı kahramanlık gösterileri, anayasa değişikliklerinin özellikle yargı alanında yapılacağını gösteriyor.

Buna karşın AKP’nin “sürprizleri” çok seven bir parti olduğunu bildiğimden gelecek paketi heyecan ve biraz da kuşkuyla beklediğimi söylemek istiyorum. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın anayasa paketi konusunda söyledikleri bu kuşkuyu artırıyor.

Çünkü Başbakan anayasa değişikliği için düğmeye bastıklarını belirttikten sonra “Arkadaşlarımız muhalefetle de görüşecek. Bir uzlaşma ortamı bulunursa bu iş biter. Ama uzlaşma olmazsa biz kendi bildiğimiz yolda gideriz. Anayasa değişikliği olur ya da olmaz, olmazsa biz en azından vazifemizi yaptığımızı söyleriz” dedi.

İşte kafa karıştırıcı beyan mealen böyle. Demek ki AKP öyle bir anayasa değişikliği paketi getirecek ki, muhalefetin katkı sağlamasını pek beklemiyor. Ayrıca kabul edilme ihtimalinin de olmadığını itiraf ediyor. O halde AKP kitlesini memnun edecek bir paket gelecek, belki geçmemesi sağlanacak ve sonra da bu kitleye dönüp “Görüyorsunuz, bize hiçbir şey yaptırılmıyor” mağduriyeti oynanacak. Olabilir mi? Neden olmasın ki. AKP’nin seçimlere “mağduriyet” politikalarıyla hazırlanacağını söylemek kehanet olmaz.

Tabii bir kuşkum da referandum konusunda. AKP “uzlaşma” sağlanamadığı için olmadık bir maddeyi referanduma götürmeye kalkabilir. Bu da Türkiye’de bir anda çok ciddi bir tartışma başlatabilir.

Bu arada sanıyorum AKP referandumları iktidara destek olarak da görmek isteyebilir. Hatta referandumu bilerek ve isteyerek bir güvenoylamasına da çevirebilir. Referandumdan yenik çıksa bile “Evet” oylarını aslında AKP’ye “Evet” olarak niteleyerek oy tabanını kemikleştirebilir.

Öyle ya da böyle, öfkelerle kalkışılan yasa ve anayasa değişiklikleri, referandum kabadayılıkları Türkiye’ye zarar verebilir. İktidarın bu sorumluluğu unutmaması gerek.

*****


VIP haksız rekabet

Marmaris’e giderken, eski bakan Bahattin Yücel’le birlikteydim. Yücel eski bakan olduğundan VIP salonundan geçiyor. Ayrı ayrı gitmemek için beni de VIP’ten geçirdi.

Yıllar önce VIP’le ilgili pek çok eleştiri yazısı yazan biri olarak VIP’ten geçmek elbette tuhaf geliyor. Gerçi bir iki kere daha zorunluluktan bu başıma geldi.

Ve ne zaman VIP’e girsem, her seferinde beni oradan geçirene de gününü zehir ederim. Bu kez de öyle oldu.

Çünkü VIP denilen yer küçük bir Orta Anadolu kentinin yolcu salonundan farksız. Salonun bir kenarında çay makineleri koymuşlar, self servis. Yanında biri iki meşrubat.

Ne alışveriş yapacak bir dükkân, ne vakit geçirtecek bir hareket var. Bu nedenle beni yanında götürene “Niye bizi buradan getirdin, bak normal taraftan geçsek ne güzel bir kahve içer, gazetemizi alır, birileriyle sohbet ederdik” diye yakınırım.

Gazete deyince aklıma geldi. VIP’te tek bir gazete var. O da Zaman. Her tarafa öbek öbek Zaman Gazetesi koymuşlar.

Başka gazete yok. Oysa insan bu kadar taraflı olmaz. Hiç olmazsa Zaman’ın yanına Vakit, Yeni Şafak, Star da koysalar. Kendi içlerindeki rekabet açısından bile önemli bu.

Bir de dergi diye belki 100 adet TOKİ dergisi koymuşlar masalara. Kim neden bu kadar ilgilensin ki?

Kısacası VIP (Very Important Person-Çok Önemli Kişiler) salonu dediğiniz var ya aslında VUP (Very Unimportant Person-Çok Önemsiz Kişiler) salonu olmuş.

*****


Bu nasıl hukuk?

Son zamanlarda askerle birlikte yargıya da özgürce hakaret edilebiliyor. Bu iki kuruma yönelik kızgınlığınız varsa, her şey bir hakaret vesilesi haline getirilebiliyor.

Birkaç gün önce aslında insanın vicdanını sızlatan bir haber vardı medyada. Ankara’da tekerlekli sandalyeye mahkûm 60 yaşındaki bir vatandaş, 45 liralık su parasını ödeyemediği için hapse atıldı. Sonuçta 4 günlük bir hapis cezası ama yatan bilir. Mahkeme vatandaşın ve karısının gözyaşlarına aldırmadan kararını vermiş.

Şimdi özellikle son günlerde yargıya karşı da ağır eleştiri ve hakaretler yapan TV kanallarımızın birinde haber “Bu nasıl hukuk?” başlığı ile yayınlandı. Diğerleri de pek farklı değildi.

Haberi izlediğiniz zaman vicdanınızı sızlatan tek kurum var, o da yargı. Ceberrut yargı, 60 yaşındaki adamın yoksul olmasına, tekerlekli sandalyede oturmasına, karısının gözyaşlarına aldırmıyor ve basıyor cezayı.

Siz de ekran başında “Yahu gerçekten bu nasıl hukuk böyle, olmaz olsun böyle yargı” diye öfkeleniyorsunuz.

Ancak haberde vurgulamadığı için kimsenin aklına bu yaşlı vatandaşın mahkeme kapısına kadar nasıl geldiği takılmıyor. Oysa 45 liralık su parasını tahsil edemeyen ASKİ, sonra gidip suyu kesen ASKİ, en önemlisi adamı mahkemeye veren ASKİ.

Peki bu durumda hâkim ne yapacak? Duygularına göre mi karar verecek?

Aynı şey taş atan çocuklar için de geçerli. Yakalayan polis, sorgulayan polis, suç duyurusunda bulunan polis. Ama ceza veren mahkeme. O halde “tuuu” mahkemeye. İşte böyle bir mantık bu.

DİĞER YENİ YAZILAR