Popülist politika bombası elde patladı

Haberin Devamı

Ermeni soykırımı tasarısı ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde ilk kez görüşülmüyor. Tasarı, bu komitede ilk kez kabul edilmiş değil. Daha geçen sene bile karar komisyondan geçmişti.

Ama bu kez ne değişti de Türkiye medyası neredeyse “tek vücut” olarak komite toplantısını bu kadar yakından izledi?

Haber kanalları gece boyunca sanki Eurovision Şarkı Yarışması finalindeki oylamayı izler gibi saatlerce canlı yayın yaptı Washington’dan. Sonuç şimdilik hüsran.

Gün boyunca tasarının geçmemesi ihtimali üzerinde duruldu. Geçse bile Temsilciler Meclisi’ne gelmeme olasılığına yönelik tezler üretildi. Hatta tasarının gelmesi halinde Türkiye’nin ABD’ye sırtını döneceği, ABD’nin bölgedeki gücünün azalacağı söylendi.

ABD’nin Türkiye’nin bu kararlı tutumu karşısında direnemeyeceği ileri sürüldü. Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton’dan gelen mesajlarla yürekler soğutulmak istendi ama sonuç beklenin aksine oldu. Bir oyla da olsa.

Peki bu ilginin sebebi neydi? Öyle sanıyorum ki Washington’a pek çok milletvekiliyle çıkarma yapan AKP iktidarı bütün planını iç kamuoyuna yönelik hazırlamıştı.

ABD, Ermeni soykırımı tasarısını geçirmek isteyecek ama AKP’nin çok etkili isimleri kongrede yiğitçe mücadele ederek üyeleri ikna edecek, bu olmazsa Türkiye’nin kararlığı ve gücü ortaya konacak, komite kararı reddederek, asıl oylamanın önü şimdiden kesilecekti.

AKP de bu kez “Washington Fatihi” sıfatıyla Ermeni tasarısının bile ne olduğunu bilmeyen kamuoyunda şov yapacaktı.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Tasarı kaynağında kesilemedi. Popülizm bombası elde patladı.

Şimdi bundan sonrası kritiktir. Kararın Temsilciler Meclisi’nden geçeceğini sanmıyorum. Beyaz Saray her yıl olduğu gibi yine ağırlığını koyabilir.

Ama bunun Türkiye’ye bedeli ne olacaktır?

ABD’nin bölgemizle ilgili talepleri var. Ermenistan hattının açılmasını istiyor. Kuzey Irak’ta kurulacak Kürt Devleti’ne Türkiye’nin hamilik etmesini öneriyor. Kıbrıs’ın artık bitirilmesini talep ediyor.

Eğer plan tutsa ve komite tasarıyı baştan reddetse, zafer kazanılmış propagandası yapılarak, sözünü ettiğim konularda vereceğim tavizler halktan gizlenebilecekti.

Oysa şimdi her şey ortada. ABD Ermenilerle imzalanan protokollerin Meclis’ten geçirilmesini istiyor. İktidar şimdiye kadar bunu savsaklıyordu, şimdi iyi niyetle de olsa atacağı her adım dikkat çekecek. Kürt açılımı adı altında Kürt devletine yapılacak hamilik mutlaka itirazla karşılaşacak. Kıbrıs konusundaki her şey mercek altında olacak.

Her dış politika olayını sözde zafere çevirmek isteyen zihniyetin bir gün duvara çarpması kadar normal bir şey olamaz.


***



Özürcüler ABD’ye kutlama mesajı gönderecek mi?

Gazetelerin ve televizyonların dünkü yayınlarına dikkat ettim, hepsi de ateş püskürüyordu. Çünkü ABD son dakika oyunu oynayarak “Ermeni soykırım kararını Dış İlişkiler Komitesi’nden geçirdi.”

Gariptir ne yazarlar, ne televizyonlarda konuşanlar ABD’nin aldığı bu kararı olumlu buldular, alkışladılar.

Oysa gazetelerde yazılar yazan televizyonlarda konuşan ve kendilerine “demokrat” diyen nice isim Türkiye’nin Ermenileri soykırıma maruz bıraktığını belirterek “Özür diliyoruz” bildirisi yayınlamışlardı geçtiğimiz dönemde.

Dün de bekledim ki bu özürcüler ABD’ye bir teşekkür mektubu göndersinler. Göndermediler.

Tabii şu ana kadar göndermemiş olmaları göndermeyecekleri anlamına gelmez.

Sonuçta ABD, bizim özürcülerin istediği yönde bir karar aldı. Türk Hükümeti ise bu kararı karşı öfkeli, hatta ABD’ye yönelik yaptırımlar bile konuşuluyor.

Herhalde kendilerini bir taraftan iktidara da payandalık yapmak zorunda da hisseden özürcüler bu durum karşısında ne yapacaklarına karar veremediler. Ama içten içe çok sevindiklerini de tahmin etmemek olanaksız. Değil mi?


***



Şükürler olsun

Başbakan hiçbir eleştiriden hoşlanmadığı için geçen hafta patronlara yönelik “Bunlara maaşlarını sen vermiyor musun, at bunları” dedi. Sonra gelen tepkiler üzerine sözlerini düzeltti. Meğer sözleri yazarlara karşı değilmiş, patronları yazarlara şikâyet ediyormuş.

Patronlar Başbakan’a gidiyormuş, yazarları şikâyet ediyormuş, o da “Dükkân senin değil mi, zarar veren tezgâhtarı yerinde tutar mısın?” demiş.

Neresinden bakarsanız bakın tatsız bir durum,. Düzeltilmesi de çok zor. “Gazetecileri at” önerisine mi takılayım, yoksa patronları bize şikâyet etmesine ya da medyayı dükkâna yazarları tezgâhtara benzetmesine mi? Hiç yazmamak daha iyi.

Ancak bu arada hiç beklenmedik bir gelişme oldu ve yıllardır AKP’ye payandalık yapan yandaş gazeteci-yazarlar Başbakan’ı protesto mektubu yazdılar ve bunu imzaya açtılar.

Şükürler olsun ki kimse beni aramadı ve “Bildiriyi imzalar mısın?” demedi. Ben de imza atmayacağım bir belge için karşımdakini ikna etmeye çalışma derdinden kurtuldum.

Bildiriye imza atan ve her şeye rağmen doğruları yazmaya çalışan, sorgulayan bu nedenle de çirkin saldırılara hedef olan gazetecileri ayırmak isterim, ama bu bildiriye imza atmak zaten hiç içimden gelmezdi.

Uzun anlatmaya gerek yok. Tek gerekçem var: İktidarın bugüne kadar hukuk ve demokrasi alanında gösterdiği olağanüstü olumsuzlukların hepsine yandaş olanların, başlarına hiçbir dert açmayacak bir konuda tavır koymaya kalkmaları bana inandırıcı gelmiyor. Üstelik bu tavır ileride AKP iktidardan gittiğinde “Biz o kadar demokrattık ki Başbakan’a bile karşı çıkmıştık” böbürlenmesiyle ortaya çıkabilir.

DİĞER YENİ YAZILAR