Barzani bir süre önce PKK’ya çağrı yaparak Türkiye’de Tayyip Erdoğan hükümetini sıkıntıya sokacak türde eylemler yapılmamasını istemişti. Çünkü Barzani’ye göre Erdoğan hükümeti kendilerine sıcak bakıyor ve bu hükümetin gitmesi halinde Kuzey Irak kendileri için çok tehlikeli bir döneme girebilir.
Barzani’nin bildiği şu: Irak’taki Kürtler tamamen Amerikan hakimiyeti altında. Amerika Türkiye hükümetine baskı yapıyor ve Kuzey Irak’taki oluşumlara uzaktan bakmasını istiyor. Oysa Türkiye PKK terörüne karşı kendi güvenliğini sağlamak için bölgede gücünü göstermek zorunda. Asker bu konuda talimat istiyor. Erdoğan hükümeti ise askerle restleşerek bundan kaçınıyor.
Ankara Ulus’ta meydana gelen hain intihar saldırısı ile durum çok kritik bir hale geldi. Bir tarafta terör artık başkentin göbeğinde insanları acımasızca öldürüyor, öte tarafta iktidar bu teröre karşı laf söylemekten öte hiçbir girişimde bulunamıyor.
Görüntü vahimdir.
Gelişmeleri üst üste koyalım;
PKK sanki iki devletin savaşı varmış gibi kendi başına “ateşkes ilan ettiğini” açıkladı, buna karşın Başbakan Erdoğan her nedense “Sen kim oluyorsun” demek yerine “Biz de zaten durup dururken niye vuralım” demeyi tercih etti.
PKK bu sözde ateşkes kararına rağmen Güneydoğu’da bombalı ve mayınlı eylemlerini sürdürdü. Bu dönemde ne yazık ki 46 güvenlik görevlisi şehit oldu.
12 Nisan günü Genelkurmay Başkanı terörün şiddetini artırdığını, yöntemlerini değiştirdiğini belirterek silahlı kuvvetler olarak Kuzey Irak’ta bir operasyon yapılması gerektiğini bildirdi.
Genelkurmay Başkanı bu tür bir operasyonun gerekli ve faydalı olduğunu belirterek sonuç alınacağını sözlerine ekledi ve hükümetten yasal yetki beklediklerini de söyledi.
Başbakan Erdoğan ise “Öfke ile kalkan zararla oturur” dedi. Başbakan’ın bu açıklamasından hemen sonra Amerikan yönetimi “Türk Ordusu sakın Irak’a girmeye kalkmasın” uyarısında bulundu.
Üç gün önce terörle mücadele özel temsilcisi emekli orgeneral Edip Başer, (dün Emin Başer yazmışım özür dilerim) Türkiye’nin teröre karşı etkili bir hareket yapması gerektiğini açıkladı.
Hükümet Başer’in açıklamasını Genelkurmay’a destek olarak niteledi ve devlet geleneğinde pek görünmeyen bir nezaketsizle emekli generali görevinden aldı.
Bir gün sonra Ankara’nın göbeğinde hain bir bomba patladı. 6 masum insan can verdi 100’ü aşkın kişi yaralandı. Yaralılarından bazıları kollarını bacaklarını kaybetti.
Gelelim durumun görüntüsüne.
İktidar Amerika’nın baskısıyla, kimbilir belki de Amerika’ya verdiği kamuoyuna açıklanmayan bazı sözleri nedeniyle terörle mücadelede etkisiz kalıyor. Bu nedenle insanlarımız ölüyor.
Erdoğan’ın nasıl bir endişe içinde olduğu gözlerinden okunuyor. Zor bir durumda, adeta bıçak sırtı. Ulusal güvenlikle ilgili zan altında kalmak, yolsuzluk veya laiklik suçlamalarından çok daha büyük bir tehlike çünkü.
Köprülerdeki dev pankartlar
İstanbul’daki neredeyse tüm üst geçit ve kavşak köprüleri üzerinde AKP’nin ya da belediyenin propaganda afişleri var. Geçenlerde bunların niteliğini ve maliyetini sormuştum. Ancak bir kadın okurumun çok ciddi uyarısı var. Diyor ki “Siz bu afişlere siyasi açıdan bakıyorsunuz. Oysa bizim can güvenliğimiz tehlikeye giriyor.”
Nedeni ise şu: Köprü ve geçitlerin korkulukları parmaklık şeklinde, yani aşağıdan bakılınca görünüyor. Bu parmaklıklar afişlerle kapatılınca geçidin içi tünel gibi oluyor ve dışarıdan bakınca görünmüyor. Kadınlar özellikle tek başlarına bu geçitleri kullanırken tedirgin oluyor. Başlarına bir şey gelse kimse görmeyecek. Gerçekten olayın bir de bu yüzü var. AKP propaganda yaparken vatandaşın güvenliğini düşünmemiş oluyor.
İstifa taahhüdü
Mesaj gönderen Yaşar Atlı adlı okurum milletvekili adayı olduğunu belirttikten sonra diyor ki “Aday olan herkes bir taahhütname imzalasın. Eğer seçilirse ve daha sonra partisinden istifa ederse, milletvekilliğinden de istifa edeceğine söz versin.” Milletvekili adayı iyi niyetle siyasete soyunuyor belli ki. Bu taahhütnameyi imzalayacak olan çıkar mı bilemem. Tabii bu taahhütnameye, seçimden önce güç birliği yapan ve başka partinin listesinden seçime girenler dahil olmaz herhalde.
Bir Başbakan bu kadar ağlar mı?
Tayyip Bey dün TÜSİAD üyelerinin önünde sınava çıktı. Toplantının ilk bölümü basına açık yapıldığı için konuşmaları dinledik. Kapalı bölümünde neler oldu bilmiyorum, ama fark etmez de.
Tayyip Bey bir gece önceki terör olayının da etkisiyle donuk gözlerle bakıyordu TÜSİAD üyelerine. Zaman zaman zoraki gülmesi veya ateşler saçarak konuşması ise galiba sadece önceden planlanmış davranış biçimleriydi.
Ancak anlamadığım şu oldu: Tayyip Bey sonuçta iş adamlarına karşı konuşuyor. Bu kadar mazlumu oynaması, hatta adeta ağlayarak “Bana yapılan adaletsizlik değil mi, bizi engelliyorlar, bunu başkasına yapmamışlardı” demesi şaşırtıcıydı.
354 kişiyle cumhurbaşkanı seçememiş olmanın suçunu başkalarına atmak ve TÜSİAD üyelerinden medet ummak harhalde bir başbakana yakışmaz.
Tayyip Bey’in adeta ağlama seansının arasına “Bundan sonra cumhurbaşkanı seçilmez, Türkiye 3 ayda bir seçime gider haberiniz olsun” yollu tehdidi ise TÜSİAD üyeleri tarafından nasıl algılandı bilemiyorum.
Tayyip Bey’in asıl hedefi anladığım kadarıyla o sırada canlı yayın yapan hemen tüm haber kanallarından kendisini izleyen vatandaşlardı. Devlet gücüyle mitingler yaparak kalabalıklar toplayan Tayyip Bey, TÜSİAD aracılığı ile de seçim savaşını sürdürdü bir anlamda.
Son cümle: Tayyip Bey dünkü konuşmasında bitişini de ilan ediyordu sanki.
PKK Barzani’nin lafını dinlemiyor Tayyip Erdoğan ecel terleri döküyor
Haberin Devamı

