Sevgili okurlar; yeni bir haftaya başlıyoruz da, sadece adı yeni, yeni hiçbir şey yok. Aslında gelişmeler ciddi ve önemli ama konu açısından yine bildiklerimizi tekrarladık bu hafta da. İktidar darbe paranoyasıyla aldığı gıdaya, tekrar sarıldığı türban ve katsayı konuları ile ekleme yapmaya çalışıyor.
Darbe paranoyası
Neredeyse son iki yılımızı “darbe” söylentileri ile geçirdik. AKP yandaşı liberal maskeli faşistler her gün yeni bir darbe planı açıklamaktan, bu yolla Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “halk düşmanı” ilan etmekten asla bıkmıyorlar. Akıllarına gelen her şeyi “darbeye” mal ederek paranoyanın büyümesini sağlamaya çalışıyorlar.
Kaçıncı darbe planı?
Açıkçası ben saymayı unuttum, bugüne kadar kaç darbe planı ortaya çıkarıldı. Ama hepsinde ortak bir yan var. O kadar darbe planı hazırlanmış(!) ama nedense hiçbiri uygulamaya sokulmamış. Ve her nedense kimse bunu merak etmiyor. Darbe planlarını ortaya saçanlar “Neden bunlar olmadı?” diye sormuyor.
Engelleyen var demek
Bu kadar darbe planı yapılıyor ve hiçbiri eyleme geçemiyorsa demek ki bunu engelleyen de bir irade var. Bu, bir kişi ya da kurum mudur, konjonktürel durum mudur, yoksa aklımıza gelmeyen bir şey midir? İşte o araştırmacı, demokrat, hukuktan yana sözde liberaller bu soruları hiç sormuyor.
Bunu çözemeyiz
Anlaşıldığı kadarıyla hep “darbe planları” ile yetineceğiz. Bu darbelerin nasıl önlendiğini öğrenemeyeceğiz. Zaten buna gerek de yok. Çünkü amaç darbe olsun olmasın insanların kafasında bir korku yaratmak, bundan sağlanacak mağduriyetle oy toplamak. Nasıl olsa işin teorisyeni liberal maskeli faşistler de tıpkı İran’daki gibi emre amade.
Yargı ne yapabilir?
Son zamanların en etkili ama içi en boş söylemlerinden biri de şu: “Her şey yargıya intikal etti, artık rahat bırakalım, karar verilsin.” Bu aldatmacaların en büyüğü. Hep planı yapılmış ama hiçbiri başlatılmamış bile olan darbeler konusuna yargı nasıl bir çözüm bulacak açıkçası çok merak ediyorum.
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ çok mu konuşuyor? Galiba. Üstelik her konuşmasından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik ağır saldırılar daha da artıyor. Türk halkına düşman ilan edilen Türk ordusu muz cumhuriyeti ordularıyla kıyaslanıyor. Ama Genelkurmay Başkanı hiçbir şey söylemeden sadece konuşuyor.
Nedir bu bilgiler?
Cumartesi günü de sormaya çalıştım. Genelkurmay Başkanı “ellerinde bilgiler olduğunu” söylüyor ve “bunları sakladıklarını” itiraf ediyor. Birileri Türk ordusunu halkına düşman ilan edecek, bu kurum için “fesat yuvası” diyecek, ama o kurumun başı “Her şeyi biliyoruz” demekle yetinecek. Bu, en azından Türk halkına saygısızlıktır.
Derhal açıklanmalıdır
Genelkurmay Başkanı, eğer Türk ordusunun Türk halkına düşman olmadığını, fesat yuvasına dönüşmediğini kanıtlamak ve hem ordunun hem halkın moralini yükseltmek istiyorsa bu bilgileri sanki bir şantaj malzemesi gibi kendine saklamayıp açıklamak zorundadır. Aksi takdirde adı tarihe başka türlü geçecektir.
Başbakan’ın tavrı
Genelkurmay Başkanı “elinde bilgiler olduğunu” belirtiyor ama Başbakan ekranlara çıkıp “Bunu ciddiye bile almadığını” söylüyor. Elbette bir Başbakan ile Genelkurmay Başkanı medya üzerinden haberleşmez ama, Başbakan’ın konuyu “ciddiye almadığını” söylemesi çok ilginçtir. Belli ki bir iki gün içinde askerle ilgili çok çarpıcı yeni iddialar ortaya çıkacak.
Muhalefet ne yapar?
Genelkurmay Başkanı’nın açıklamalarına muhalefetin tepkisi ise insanı gülümseten cinsten. Baykal “Komutanın feryadına kulak verin” diyor. Oysa muhalefetin eline müthiş bir koz geçmiş, Genelkurmay Başkanı “elinde bilgiler” olduğunu söylüyor ve kimi olduğunu pek anlamadığımız bir hedefi açıkça tehdit ediyor, muhalefet bunu açığa çıkarmak bile istemiyor.
Sonra da kızıyorlar
Biliyorsunuz, muhalefete karşı haksızlık yapıldığını yazıyorum sık sık. Ama böyle yapınca benim bile savunma şansım kalmıyor. Türkiye’nin son yıllarında yaşanan gerçeklerin ortaya çıkması olasılığı beliriyor ve muhalefet susuyor. Olacak şey değil. Kim bilir belki de Genelkurmay Başkanı’nın “açıklarım” dediği konular muhalefeti sıkıntıya sokacaktır da bu tereddüt oradan kaynaklanıyordur.
İddianameler doğru mudur?
Son zamanlarda aklıma en çok takılan konulardan biri de, maskeli faşistlerin darbe iddianamelerini ele alarak diledikleri herkesi karalama kampanyalarının malzemesi yapmaları. Hukuken şunu bilmek zorundayız: İddianameler kesin doğruları göstermez. İddiaların doğru olup olmadığını ortaya çıkaracak olan mahkemelerdir.
Hedef saptırmaları
Oysa Türkiye’de iddianamelerde yazan her şey kesin doğru kabul ediliyor ve hiçbir tartışma yapılmadan bu iddialarla insanların hayatları karartılıyor. İşte Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden burs alan kız öğrenciler için ileri sürülen iddialar bunun en çarpıcı ve ibret verici örneği.
Hiç mi vicdan yok
Bir nottan yola çıkanlar “ÇYDD’nin burs verdiği üniversiteli kızlarla genç subaylar tanıştırılsın, bunlar kaynaşsın, kızlar da örgüte sempatizan olsun” demiş. Bu da iddianameye girmiş. Bunun Türkçe’deki karşılığı kimsenin tanımadığı bu kızları fahişe durumuna sokmaktır. Bu nasıl vicdandır ki, biri bunu söyler, biri de iddia diye ortaya atar.
Senden benden ayrımı
Ama oyun çok ortada değil mi? Çağdışı ve gerici zihniyetleri ile Türkiye’yi dönüştürmeye çalışanlarla bunlara payanda olan maskeli faşistler ahlaki ve vicdani olarak da hiçbir sınır tanımamakta, gencecik kızlarımızın iffetleriyle oynamayı bile göze almaktadır. Ve bütün bunlar “demokrasi ve hukuku yerleştirmek” adına yapılıyor ki insan utanç duyuyor.
Bursa’daki ahlak dersi(!)
Genç bir okurumun sevgilisine sarılmasına polislerin “uygunsuz davranış” diyerek engel olmalarını yazmıştım geçen hafta. Olayın geçtiği Bursa’nın Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya telefonla aradı ve “Evet, polis müdahale etmiş ama megafonla uyarı yok. Polisler gencimizin onurunu zedelemeden müdahale etmişler” dedi.
Sarılmıyor öpüşüyor
Çatalkaya “Aslında bu tür şeyler polisimizin görevi değil, ama o gençler de sadece sarılmıyormuş, öpüşüyorlarmış. Bizim toplumumuzda bu pek kabul edilmiyor. Polisler onun için uyarmışlar sadece” dedi. Müdür Bey ayrıca “Arkadaşlarımı da uyararak, bu tür konularda daha dikkatli olmalarını, daha tolerans göstermelerini istedim” diye de konuştu.
Buna hakkı var mı?
Emniyet Müdürü’ne “Peki polis kendi ahlak anlayışını toplumu yönlendirmede kullanabilir mi?” diye sordum. Çatalkaya ise “Ahlak bekçiliği yapmıyoruz ama o çocuklar öpüşmeyi fazla uzatmışlar” diye savundu kendisini. Artık nezaket gösterip aradığı ve olayı doğruladığı için tartışmayı gereksiz buldum.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Peki darbeleri kim önledi o zaman?
Haberin Devamı

