Pazarın neşeli fıkraları

Haberin Devamı

Bu hafta sadece fıkra günü. Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla sizi başbaşa bırakmak istiyorum. Keyifli pazarlar dilerim...

Unutmuş

65 yaşındaki bayan arkadaşım çeşitli ek hormonlar alarak hamile kaldı ve çocuk doğurdu. Tebrik etmek için gittim, “Bebeği görebilir miyim?..” dedim, “Olmaz..!” dedi.. “Neden?..” diye sordum, “Yahu sen yabancı değilsin, sabahtan beri nereye koyduğumu hatırlayamıyorum.. Biraz sonra ağlayınca gider beraber bulup severiz!..” dedi..

***

Bana mı?

Savcı, mahkemede şahide dönüp “Bu davanın sonucunu etkilemek için para aldın değil mi?” diye sormuş.. Şahit hiç oralı olmayıp sandalyesinde oturup boş boş önüne bakınca savcı yinelemiş sorusunu “Bu davayı para alarak sulandırmak istedin değil mi?” diye.. Şahitte yine en ufak bir hareket olmayınca bu sefer hâkim şahidi uyarıp “Soruya cevap versenize!” demiş sinirlenerek, “Ö.. Öyle mi?..” demiş şahit sandalyesinde toparlanarak, “Affedersiniz efendim ben de o soruyu savcı bey size soruyor zannetmiştim de!..”

***

Bacak-kanca

Sarışın petshop’ta satın almak için papağan bulamayınca “Kahretsin..” demiş tezgâhtara, “Hayatımda ilk defa sosyetenin kıyafet balosuna gidecektim, elimden geldiğince gerçekçi bir kıyafet seçtim, herkes çok şaşıracaktı.. Yaratacağım tipte en önemli aksesuar olan papağan yok.. Tüh..!” demiş ağlayarak.. “Üzülmeyin, üzülmeyin.. Eğer önümüzdeki perşembe gelirseniz yeni bir sevkiyat bekliyoruz, papağanınıza kavuşursunuz..” demiş tezgâhtar. “Gelemem, ne o gün ne de ertesi gün gelemem..” demiş sarışın, “O gün bacağımı kestirip tahta, ertesi gün de kolumu kestirip kanca taktıracağım!..”


***

Kılavuz köpek

Mağaza müdürü öğle yemeğinden dönmüş, bir bakmış ki tezgâhtarın eli sarılmış ve boynuna asılı.. Tam ne olduğunu soracakken “Size müthiş bir haberim var efendim..” diye atılmış tezgâhtar, “Tahmin edin? Yıllardır mağazamızda duran o korkunç, o iğrenç takım elbise vardı ya, onu biraz önce sattım efendim!..” Müdür “Hani pembe üzeri mor benekleri olan felaket şeyi” deyince tezgâhtar “Evet” cevabını vermiş. Müdür “Harika.. O şeyden asla kurtulamayacağız diyordum.. Hayatta gördüğüm en çirkin takım elbiseydi.. Bu arada eline ne oldu?” diye sorunca “Oh evet..” demiş tezgâhtar, “ O elbiseyi sattıktan sonra paketlerken satın alan adamın kılavuz köpeği elimi ısırdı efendim!”

***

Korkutmak lazım

Bir gemi batmış, baba oğul iki canavar büyük beyaz köpekbalığı batan gemiye doğru hızla giderlerken “Benim yaptıklarıma dikkat et oğlum..” demiş baba köpekbalığı. Denizin ortasında ümitsizce çırpınan onlarca insana doğru iyice yaklaşmışlar, “Önce etraflarında beş altı tur atarak sırt yüzgeçlerimizi hepsinin görebileceği bir şekilde teşhir edeceğiz..” (Denileni yapmışlar) “Şimdi hafif yan dönüp bütün dişlerimizi görmelerini sağlayarak yüzeceğiz..” (Denilen tekrar yapılmış), “Tamam.. Şimdi hepsini yiyebiliriz!” Yavru köpekbağlığı “Baba, neden direkt saldırıp onları yemedik de etraflarında dönüp durduk, sırt yüzgeçlerimizi, dişlerimizi falan gösterdik?..” diye sormuş... “Yavrum” demiş baba köpekbalığı, “İnsanlar korkudan kendi kendilerine içlerini temizliyorlar, o zaman yenilirse daha lezzetli oluyor!”

***

Balayı

Geçen yaz Kaş’ta tanıştığım bir İngiliz kızla evlendim, balayımızı Londra’da geçirmeye karar verdik, uçağımız Londra’ya inince o İngiliz vatandaşlarının pasaport kontrol sırasına girdi, ben de tabii “Yabancı Yolcular” sırasına.. Sıra bana geldiğinde pasaport polisi “Londra’ya neden geldiniz?..” diye sordu, ben de “Balayı için..” diye cevap verdim, “Hayret..” dedi pasaportuma giriş damgasını basmadan, “Size tuhaf gelecek belki ama, çoğu erkek balayına karısını da getiriyor!”

***

O kadar değil

Kıymetli kitap koleksiyoncusu tozlu ve eski bir sandıkta bulduğu İncil’i çöpe attığını öğrendiği adamın evine koşmuş, biraz sıkıştırınca “Baskısı Guten mi neydi öyle birine aitti..” demiş adam. “Neee?.. Gutenberg olmasın?..” Adam “Ha..Ha.. Evet o.. Oydu..” demiş. Koleksiyoncu “Allah cezanı vermesin salak. İlk basılan kitaplardan birini atmışsın.. Onun kopyası, sadece kopyası yarım milyon dolara gitti” deyince “Yok.. Yok.. Yok, o kadar kıymetli bi şey olamaz..” demiş adam, “Yan boşluklarında hep notlar, karalamalar vardı.. Martin Luther diye biri notlar falan almış..”


***

Beyazlı adam

Ameliyat sonrası hastanın şuuru yavaş yavaş yerine gelirken başucunda bekleyen beyazlar giymiş adama “Evet doktor..” diye sormuş hasta, “Operasyonum başarılı geçti mi?” Beyazlı adam “Üzgünüm evlat, ben doktor değilim..” diye cevap vermiş, “Acaba hemen kalkıp şu ipin üzerinden karşıya geçebilir misin?”


***

Annesi üzülür

Küçük Alihan bahçede oynarken annesi onun topraktan çıkardığı solucanı spagetti yer gibi hüplettiğini görünce “Sakın Alihan haaayırrr!..” diye bağırmış, “Korkunç iğrenç bir şey buu.. Solucanlar yenmez!..” demiş. Oğlan aldırmayınca onu daha farklı bir şekilde de etkilemek için “Şimdi anne solucan onu arayıp bulamayınca çok üzülecek amaaa” diye eklemiş. “Üzülmeyecek” demiş Alihan solucan dudakları arasında tutarken. “Neden yavrum?..” diye sormuş annesi ümitsizce. “Çünkü ilk onu yedim!”

*****

Geçenhaftaki Özal öyküsü

Geçen hafta bu köşeyi okuyanlar hatırlayacaktır. Turgut Özal Başbakan olduğu yıllarda, yeni bir arabayı denerken hatalı dönüş yapınca bir polis tarafından durdurulmuş, ancak Özal yanında ehliyeti olmadığı için paniğe kapılmıştı.
O yıllarda Sabah’da birlikte çalıştığım sevgili dostum Orhan Uğuroğlu aradı yazıdan sonra. “Unutmuşsun, o haberi ben yapmıştım ve gazete yayınlanmıştı” dedi. 12 Ağustos 1984’te olmuş olay. Üzerinden 27 yıl geçmiş, olay aklımda kalmış ama haber yapıldığını unutmuşum.
Orhan Uğuroğlu “Bir iki düzeltme yapayım alınmazsan” dedi. Niye alınayım ki?
Araba Honda değil, Suzuki cip. Arabada sadece Ahmet Özal değil, Semra Hanım ve Efe de varmış.
Her şeyin doğru olması amacıyla bunları size tekrar anlatmak istedim.





DİĞER YENİ YAZILAR