Pastırma yazı olmasın

Haberin Devamı

Dünyadaki ekonomik krizden etkilenmememiz elbette mümkün değil. Nitekim etkilendik de. Ancak başta hükümet olmak üzere krizden zarar görme ihtimali daha yüksek olanlar “bir şeyler yapmak” yerine “moral dopingini” kullanmayı sürdürüyor.

Krizin dünyada hissedilmesiyle dolar değer kazanmaya, bununla birlikte Türk Lirası’nın değeri de düşmeye başlamıştı. Bu düşüş geçtiğimiz hafta birden hızlandı ve “korkutucu” bir hal aldı.

Ama sonra birden bir gariplik oldu. Dolar tekrar geriledi, borsa adeta coştu. Bu moral dopingi ile AKP ve yandaşları adeta bayram havasına girdiler.

“Şeamet tellalı” gibi olmak istemem ama mevsimsel olarak “pastırma yazını” yaşıyoruz. Kötü gidişteki bu bahar havası da böyle olabilir. Dolar düşüyor zannederken bir sabah “şok” bir kararla uyanabiliriz.

Nedir bu “şok” karar? Söyleyeyim: Dün konuştuğum bir ekonomist “yüksek bir devalüasyon beklentisi içinde olduğunu” söyledi. Mantığı çok açık, diyor ki, “İç borç çok yükseldi. Hükümet ani bir devalüasyon yaparak iç borcu yarıya düşürür, herkesin parasını öder. Ayrıca her şeye rağmen yastık altında tutulan dolarlar var. Vatandaş da bunları bozdurup TL cinsinden borcunu daha kolaylıkla öder.” Ben de “Peki” dedim, “Bu ardından hükümeti zora sokmaz mı?” Ekonomist dostum şöyle cevapladı: “Elbette sokar, ama dikkat et, hükümet hiç uzun vadeli işe girişmiyor. Günü kurtarıyor ve bunun propagandasını çok iyi yapıyor. Sonuçta borcundan kurtulan vatandaş tıpkı her gün gıda yardımı alanlar gibi sessizliğe bürünür.”

*****


‘HER YOLUYLA BARZANİ’

Hulusi Turgut’u Sabah Gazetesi’nde çalıştığım yıllardan beri tanıyorum. Müthiş bir kalem. Herkesin “bildiğini sandığı” konu, olay ve kişileri öyle bir yazar ki, kendi kendinize “Meğer ben bu konuda ne kadar cahilmişim” diye düşünürsünüz.

Demirel’i yazmıştı örneğin, sonra Türkeş’i. O kadar çok şey öğrenmiştik ki bu sonra kitap da olan röportaj ve anılar dizisinden.

Çünkü Hulusi Turgut en sıkıcı konuyu bile çok cazip hale getiren, konu başlıkları açarak merak uyandırır ve kitabı elinizden bir türlü bırakamazsınız.

Hulusi Turgut son kitabı Barzani Olayı’nı göndermiş geçen hafta. İnanın bir solukta okudum. Çünkü Hulusi Turgut, Barzani ile röportaj yapma macerasından başlayarak hem şu anda Türkiye’nin gündeminde olan Barzani’yi çok güzel anlatmış hem de ucu taa 19. yüzyılın başlarına giden Kürt sorununu günümüzdeki PKK terörüne kadar getirerek irdelemiş.

Yine kısa ve merak uyandırıcı başlıklarla konularını bölen Hulusi Turgut, Barzani Olayı ile yakın tarihimize adeta projektör tutmuş. Kürt sorununu, PKK terörüne geçiş aşamasındaki gelişmeleri, geldiğimiz noktayı ve Barzani’yi tanımak istiyorsanız tavsiye ederim. Mutlaka alın okuyun.

*****


STAR TV’YE CEZA

Olayı Yılmaz Özdil’in Hürriyet’teki köşesinden öğrendik. Uğur Dündar da yazıyı Star TV Ana Haber bülteninde okudu.

Star TV Haber Merkezi’nin bir ihbar üzerine ulaştığı evde tek başına terk edilmiş bir kız çocuğu haber yapılmıştı. Haber üzerine çok sayıda vicdanlı insan çocuğa yardım için elinden geleni yapmıştı. Küçük çocuk sonunda Çocuk Esirgeme Kurumu’nun himayesine verilmişti. Uğur Dündar ve ekibi bu çocuğun kurtuluş öyküsünü de yayınlamıştı.

Buraya kadar çok güzel. Ama ardından RTÜK harekete geçmiş ve Star TV’ye 250 bin lira ceza kesmiş. Nedeni de “reşit olmayan bir çocuğun yüzünün kapatılmadan teşhir edilmesi ve manevi olarak yaralanması.”

Ne güzel değil mi? 14 yaşındaki kıza tecavüz eden kişi “çocuk bundan hiç etkilenmemiştir” gerekçesiyle serbest bırakılıyor, kurtarılan bir çocuk ise “manevi yara” almış kabul ediliyor.

Diyelim ki yasa böyle. Bu durumda, örneğin RTÜK Başkanı’nın da dahil olduğu Deniz Feneri’nin yaptığı bütün yayınlar bu kapsama girmiyor mu?

Deniz Feneri Derneği yıllardır gittiği evlerdeki dramı ekranlara yansıtıyor. Burada çok zor şartlar altında olan ailelerin küçücük çocukları dramatik biçimde teşhir ediliyor. Acaba RTÜK’ün aklına bu çocukların “manevi olarak yaralanmış” olabileceği hiç geliyor mu?

*****


TATSIZ BİR DÜZELTME

Bu hafta salı günü Afyon Kocatepe Üniversitesi’ndeki yüzme havuzunu yazmıştım. Berkay Karabulut adlı öğrenci havuzun 22 Temmuz seçimlerinden önce Başbakan tarafından açıldığını ancak daha sonra tabanında çatlak olduğu gerekçesiyle kapatıldığını bir okur mektubunda belirtmişti. Bu nedenle havuz boşaltılmış, yeniden yapımı valiliğe devredilmişti. Ancak geçen süre içinde hiçbir işlem yapılmamıştı.

Tabii ki her zaman olduğu gibi bu okur mektubunu da bir başka kanaldan denetledikten sonra sayfaya koydum. Havuz gerçekten şu anda işe yaramaz durumda.

Ancak dün aynı öğrenciden bir başka mesaj geldi. Diyor ki “28 Ekim 2008 tarihinde yer vermiş olduğumuz okur mektuplarında Afyon Kocatepe Üniversitesi tarafından valiliğe devredilmiş bir olimpik havuz haberinden bahsetmiştik. Havuzun valiliğe devredilmediği, açılışının da daha önce ki bir tarihte yapıldığı anlaşılmış olup düzeltmeyi de değerli okurlarınıza saygı ile duyuruyoruz.”

Anladığım kadarıyla üniversite rektörlüğü öğrenci üzerinde baskı uygulamış. O da çaresiz bana tekrar yazıp “Ben size yanlış bilgi verdim, havuz valiliğe devredilmemiş” diyor.

Havuzun şu anda işlevsiz olduğu kesin, öğrenciler yararlanamıyor. Ama yönetim bunu düzeltmek yerine yazılmasını önlemeye çalışıyor. Artık komedi mi, ne derseniz deyin.

*****


BİR ‘DEMET’ TEMEL FIKRASI

Temel, iki kulağı da yanık vaziyette hastaneye getirilmiş. Doktor bu duruma şaşırıp sormuş:

- Nasıl oldu bu?

- Ütü yaparken telefon çaldı.

- Peki diğer kulağın nasıl yandı?

- O da ambulans çağırırken!

***


Kapıcı Temel, çalıştığı on katlı binanın asansörü bozulunca asansörün kapısına şu yazıyı asmış:

“Asansör pozuk, en yakun asansör yüz metre ileride, Veysel Apartamanundadır!”

***


Temel hayvanat bahçesinde gezerken açık bulduğu bir kafesten içeri dalmış. Görevliler panik içinde arkasından bağırmışlar: “Hoop, dur ne yapıyorsun, orası aslanın kafesi!” Temel geri dönmüş, görevlilere şöyle bir bakıp şöyle demiş: “Sanki aslanınızı yeduk...”

*****


İnsan ancak anladığı şeyleri duyar. Goethe

DİĞER YENİ YAZILAR