Özkök ve Örnek de ifade vermeli artık

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; yeni bir haftaya başlarken “Acaba Ergenekon’da bu hafta yeni bir dalga olacak mı?” diye sormadan edemiyor insan. İki gün sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ basın toplantısı düzenleyecek. Fısıltılar aynı gün ya da bir gün önce yeni bir dalganın geleceği yolunda. Bakalım göreceğiz.

Temel dayanak

Ergenekon olayıyla “Türkiye’yi temizleme” iddiasında olanlar temel dayanak noktası olarak 2003-2004 yılında işbaşında olan bazı kuvvet komutanlarının AKP iktidarını devirmek amacıyla bir darbe planladıklarını ama bunun başarıya ulaşmadığını gösteriyor. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e atfedilen günlüklerden yola çıkılarak o gün darbe yapamayanların emeklilik dönemlerinde örgütlendikleri ve şimdiki ordu komuta kademesini tahrik ederek darbeye ittikleri ileri sürülüyor.

Kim önledi?

AKP yandaşları, 2003-2004’te planlanan darbeleri dönemin tek “demokrat” komutanı olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün engellediğini söylüyor. Özkök eğer kabul etseydi darbe yapılacaktı. Ama o demokrat davrandı ve darbeyi önledi. Emekli Orgeneral Özkök ise bu tartışmalara girmeden ama imalı ve dolaylı yoldan “darbe girişimini” doğruluyor.

Ortada suç var

Oysa, bu iddia her durumda Özkök’ü “görev ihmali” suçlamasıyla karşı karşıya getiriyor. Eğer Özkök gerçekten darbeyi öğrenmiş ve engellemişse hiçbir işlem yapmayarak görev suçu işlemiştir. Yok eğer hiç haberi yoksa, o zaman da 4 yıl boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kime emanet edildiği gibi garip bir durum ortaya çıkar ki, emrindeki kişilerin eylemlerinden habersiz olması da bir görev suçudur.

Şeref madalyaları

Tabii ilginç bir durum daha var. Şu anda tutuklu olan emekli generaller Özkök döneminde emekli oldular. Orgeneral Özkök bu kuvvet ve ordu komutanları için düzenlenen askeri törenlere katılarak kendilerine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şükran timsali olarak birer “şeref madalyası” taktı. Ordunun en demokrat komutanının darbecilere madalya takması olabilecek en büyük tuhaflık değil mi?

Kol kırılmaz

Bir deyişimiz vardır “Kol kırılır yen içinde kalır” diye. Orgeneral Özkök’ün bu mantıkla hareket etmiş olduğunu da düşünenler çıkabilir. Ama Silahlı Kuvvetler gibi çok köklü ve kurallı bir yapı, darbe türü bir eylemi ne Silahlı Kuvvetleri yıpratmamayı düşünerek ne de vefa duygularını bahane ederek örtbas edebilir. Bu nedenle Özkök’ün konuşmaması ya da savcılara gitmemesi en azından Türk ordusundaki şerefli geçmişi adına üzüntü verir.

Savcılık çağırmalı

Özkök, hukuka saygılı davranarak belki konuşmak istemeyebilir. Ama “yüzyılın davası” diye lanse edilmek istenen Ergenekon davasının savcıları Özkök’ün ifadesini almak zorundadır. Çünkü emekli paşanın söyleyeceklerine göre Ergenekon olayı da seyir değiştereciktir. Eğer Özkök “Vardı, ben engelledim” derse, hukuken sorumlu olsa ve başı sıkıntıya girse de bir gerçeği ortaya çıkararak büyük bir hizmet yapmış olacaktır. Aksi takdirde ise davanın seyri başka yöne dönecektir.

Özden Örnek olayı

Ergenekon olayında nedense ifadesine hiç başvurulmayan ikinci isim ise yine dönemin Deniz Kuvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek. Tuttuğu iddia edilen günlüklerden yola çıkılarak yazılan senaryolarla, suçlu olup olmadığını bilmediğimiz onlarca kişi gözaltına alındı, kimi tutuklandı kimi sanık oldu. Ama bu günlükleri tuttuğu söylenen komutana kimse bir şey sormuyor. Özden Örnek’in vereceği ifade de davaya ışık tutacaktır.

Yeraltındaki silahlar

Sevgili okurlar; geçen haftaya damgasını vuran olaylardan biri de İstek Vakfı’na ait bir araziden çıkan silah ve mühimmattı. Medyanın AKP’ye tamamen bağımlı olanları bu silahlar için hiç tereddüt etmeden “Dalan’ın cephaneliği” başlığını attılar. Bunların Ergenekon örgütüne ait olduğunu ilan etmekten çekinmediler. Sonra bu yöndeki eleştiriler karşısında da arsız bir savunma yapmaya kalktılar. Bu, yandaş olmanın nasıl bir ahlaki sorun da yarattığının örneği oldu hepimiz için.

Silah neden gömülür

Burada benim en merak ettiğim şey şu: Darbe ya da suikast yapacak biri neden silah gömer. Silahları çok daha güvenli olarak saklayacak gizli bir yer bulmak varken akıl almaz yerlere silah gömülmesinin anlamı nedir? Akılalmaz diyorum, çünkü son bulunan silahlar yarı askeri bölgede çıktı. Bir suikast için saklayacağınız silahları alması çok zor bir yere koyar mısınız? Sadece son silahlar değil, önce bulunanların da yerleri garipti. Öyle orman içinde, in cin top oynayan yerlerde değil, dümdüz ve her yerden görülebilecek, açık arazilerin tam ortası seçilmişti. Bu garip değil mi?

Genelkurmay’ın sessizliği

Bir diğer garip nokta da Silahlı Kuvvetler’in bu gelişmeler karşısındaki sessizliği. Konu tamamen askeri. Orduya ait olduğu söylenen silahlar sağda solda gömülü olarak bulunuyor. Bu nedenle emeklilerin yanı sıra halen görevdeki subaylar tutuklanıyor, aranıyor. Ama askerden ses yok. Genelkurmay Başkanı belki yarından sonra bu konuya bir açıklık getirecektir.

Kutlu Doğum Haftası

Bütün dini ve kutsal günleri hicri takvime göre kutladığımız halde Peygamberimizin doğum gününün miladi takvime bağlanmasının nedenini merak eden yazılarım da çok büyük ilgiyle karşılaştı. Büyük çoğunluk duyduğum kuşkuları paylaşırken, belli bir cemaatin üyelerinden adeta tek tip olarak niteleyebileceğim, genellikle küfür ve hakaret içeren mesajlar geldi. Bunları cumartesi günü sizlerle paylaşmıştım. Tabii bu cemaati harekete geçiren yazıda ironik biçimde değinilen Fethullah Gülen adının geçmesiydi.

Fethullah Gülen olayı

Şunu söylemeliyim ki, son 30 yılın en önemli siyasi hareketlerinden biri Fethullah Gülen adı arkasında düzenlenen organizasyondur. “Devlete bağlı tarikat” tanımından çıkıp “devlete kafa tutan cemaatleşme” aşamasına geldik bu süreçte. Şurası unutulmamalı ki Fethullah Gülen cemaati bugün 50 milyar dolarlık bir sermayeyi yönetir haldedir. “Fethullah Gülen bu yapının neresinde?” sorusu pek çok kişinin kafasını kurcalıyor artık.

Kırmızı çizgilerimiz

Sevgili okurlar, AKP iktidarı pek çok konuda olduğu gibi Ermenistan konusundaki kendi koyduğu “kırmızı çizgileri” bir anda yok ediverdi. Obama 24 Nisan konuşmasında “soykırım” demedi ama çok ağır bir konuşma yaptı. Gerçi ABD Başkanı Türkiye’ye geldiğinde “Ermeni soykırımı” tanımını daha önce kullandığını, bunun arkasında olduğunu gözümüzün içine baka baka söylemişti. Obama ayrıca “Önümüzdeki günlerde açıklanacak takvimden” de söz etmişti. Başbakan Erdoğan bu konuşmaları hiç itiraz etmeden dinlemişti sadece.

Obama gidince

Ama Başbakan, Obama ülkesine döner dönmez “Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan sınırı açılamaz” deyiverdi. Tıpkı Rasmussen olayındaki gibi daha bu konuşmanın yankıları kulaklarımızda sedalanırken bir gece yarısı açıklamasıyla Obama’nın söylediği takvimin işlemeye başladığı bildirildi. Bu iktidarın içe başka dışa başka politikasının bir başka örneğidir.

Paraf atma sözü

Başbakan Erdoğan söylediklerinden geri adım atmadığını kanıtlamak adına “Bir anlaşma yok ki, sadece paraf attık” dedi. Öyle sanıyorum ki Başbakan bu sözü Türkçeye pek hâkim olmadığı bir sırada sarfetti. Paraf atmayı küçültme amacıyla kullandı. Oysa paraf atma “Bir konuda onay vereceğini belirtmek, anlaşma sağlandığını ifade etmek için atılan imza veya işarettir.” Yani hukuki değil ama ahlâki değeri vardır ki, uluslararası ilişkilerde daha önemlidir. Kısacası Başbakan konuyu küçültmek isterken aslında anlaşmanın sağlandığını açıklamış oldu.

Hepinize iyi haftalar dilerim...

DİĞER YENİ YAZILAR