Oyunda kalma savaşı

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; olayların birbiriyle adeta yarıştığı bir haftayı bitirdik, bugün yeni umutlarla yeni bir haftaya başlıyoruz. Artık bahar güzelliğini de göstermeye başladı. Açan çiçekler, yumuşayan hava, içimizi ısıtan güneş insanı umutlandırıyor, moral yüklemesi yapıyor.

Tabii yaşadıklarımız her zamanki gibi keyfimizi kaçırabilir, umudumuzu kırabilir. Ancak eminim ki, inancımızla, kendimize ve ülkemize güvenimizle bu zor günleri de aşacağız.

Geçen haftadan bu haftaya yaşadıklarımızı yine özetlemek istiyorum;

Başbakan’ın yemeği

Geçen haftanın en çok konuşulan konusu Başbakan Erdoğan’ın bir ev davetinde bazı gazetecilerle buluşması oldu. Bu yemeğe katılanlar, konuşulanları yazmama kararı almışlardı ancak yine de bu konuşmalar basına yansıdı.

Davetli gazeteciler ve Başbakan öfke dolu açıklamalar yaptılar bu yazılanlar ve söylenenler için. Ancak açıklamalar kimseyi tatmin etmediği gibi inandırıcı da olmadı.

Elbette yazılan bazı şeyler “bire bir” aynı değildi, ama genel içerik olarak yalan olduklarını da kimse söyleyemedi. Bunun da ötesinde AKP çevrelerinden sızan pek çok bilgi de bu konuşmaları adeta teyit ediyordu.

Örneğin yemekten haberim olmadan, AKP çevrelerinden aldığım bazı bilgileri yazacağımı söylemiştim. O öğrendiklerimle bu yemekte konuşulanların birbirine çok yakın olduğunu size aktarmıştım.

Belli ki başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları partinin kapatılacağı konusunda kanaat sahibi. Bu nedenle kapatmaya karşı çıkmak yerine bunu hızlandırıp, yeni parti ve yeni stratejiler üzerine daha çok kafa patlatıyorlar.

Burada Tayyip Bey’in farkında olmadığı bir durum var gibi geliyor bana. Düşündüğü gibi kapatma kararı alınırsa, partisini ayakta tutarak kendisinin de oyun içinde kalacağını hesaplıyor ve planını buna göre yapıyor. Oysa hiç oyun içinde olmayabilir ve izlediğim kadarıyla “genel istek” bu yönde. Nedenlerini hafta içinde yazacağım.

1 Mayıs olayları

Üzerinden 12 gün geçmesine rağmen 1 Mayıs günü halka çektirilen eziyet hâlâ gündemde. Başbakan’ın olaya farklı yaklaşımı da ibret verici. Popülist açıdan yaklaşıp polise çiçek uzatan, işçileri güya kollayıp suçu bir avuç marjinal örgüt üzerine atan Başbakan bende “mahalle kahvelerinin her şeyi bilen ve kendini dinleten” tiplerini anımsattı. Bu tipler hiçbir temeli olmadan konuşup racon keserler. Bilgileri onun kadar olmayan kahve sakinlerini de kafalarını sallayarak dinlediklerini onaylarlar.

Ama ülke böyle yönetilmez ki.

İslam’da reform

Kutlu Doğum Haftası’nın nisan ayında sabitlenmesi üzerine yazdığım “İslam’da reform yaptık” yazısı hayli ilgi gördü. Gerçi kandiller veya kutlama haftaları dinin kuralı değil, ama bu günleri miladi takvime uyarlayabiliyorsak, örneğin Ramazan’ı da uyarlayabiliriz fikri pek çok kişiyli düşündürmüş belli ki.

Bu arada okuduğunu eleştirmeyi değil de niyetini belli etmeyi tercih edenlerden “dine niçin küfrediyorsun” yollu garip eleştiriler de aldım. Allah akıl fikir ihsan eylesin demekten başka çarem yok.

İlginçtir, bu konuda cevap vermesini rica ettiğim gazetemiz yazarlarından Sayın Süleyman Ateş, cevap vermesine vermiş de bir garip olmuş. Artık onu da yarın ayrıntılarıyla yazarım.

Gazeteciye saldırı

Geçen hafta bir haber için Çavuşbaşı bölgesine giden VATAN muhabirlerinin uğradığı alçakça saldırı hepimizi çok üzdü. Ama AKP’li kimi yayın organlarının “bizden- ondan” mantığı içinde saldırıya uğrayanları suçlamaya kalkması da traji komik bir durumdu. Bunun dışındaki medya organlarının saldırıyı kınaması ve arkadaşlarımıza sahip çıkması her türlü takdirin üzerindeydi.

Tabii kendi kurdukları mahallede oluşturdukları bir sokağın adını “Cumhuriyet Çıkmazı” koyanların hangi akıl ve zekâya sahip oldukları da ayrı bir konu.

Hüseyin Üzmez olayı

Vakit yazarının düştüğü duruma pek girmek istemedim biliyorsunuz. Ama hakkındaki koruma yazılarını okudukça da insanın tüyleri diken diken oluyor.

Buradaki tespitlerimden biri şöyle; Üzmez ne olup bittiğine anlam veremiyor. Çünkü yaptığı şey kendi adına son derece normal. 13-14 yaşında bir kızla eğer kız buluğa ermişse cinsel ilişkiye girmeyi mahzurlu görmüyor anladığım kadarıyla. Sanıyorum hapisteki koğuşunda sürekli Atatürk’e sövgüler yağdırıyor ve “Nereden çıkardın şu medeni kanunu” diyordur.

Havaalanında türban olayı

Havaalanlarının güvenlik geçişlerinde türbanlı kadınlara yapılan ayrıcalık geçen haftanın çok konuşulan konularındandı. Milliyet Gazetesi’nin fotoğraflı tespitleri bu konuda ileri geri konuşan ağızları da tıkadı.

Ama bir şey de değişmedi. Havaalanını işleten şirket, iktidara şirin gözükmek adına uygulamayı sürdürüyor.

Peki başka ülkelerde ne yapılıyor? Önümüzdeki günlerde aldığım bilgileri size aktaracağım.

Hepinize iyi haftalar dilerim.



***




Büyük adam olmaya lüzum yok, sadece adam olalım yeter. Albert CamuS



***




Doktor tavsiyesi

Doktor, muayene ettiği adamın eşi ile özel konuşmak istediğini bildirdi. Adam dışarıya çıkınca kadına, “Eşinizin hastalığı ciddi. Korkunç bir stresi var. Söylediklerimi uygulamazsanız, bilin ki ilk gerginlikte ölecek” dedi. Sonra devam etti: “Her sabah mükemmel bir kahvaltı hazırlayın. Neşeli olmasını sağlayın. Öğle için de yanına çok iyi bir yemek verin. Akşam ya biftek ya da bonfile hazırlayın. Haftada iki akşam da balık olsun. Keyiflenip içki içmesine karşı çıkmayın. Böylece gevşer. Sakın keyfini kaçıracak konulardan bahsetmeyin. Yoksa kötüleşiverir. Dekolte bir kıyafet giyin. Hep bakımlı olun. Maç izlemesine karışmayın. Hatta yanına oturup kırmızı şarap servisi yaparsanız fevkalâde olur. En önemlisi; haftada birkaç akşam seks yapın. Eğer bu söylediklerimi bir yıl kadar uygularsanız, kocanız iyileşip normal hayatına dönecektir ve sizi uzun bir mutlu yaşam bekleyecektir.”

Eve dönüş yolunda koca, eşine sordu: “Doktor ne dedi?” Kadın kısaca cevap verdi: “Ölecekmişsin!”

DİĞER YENİ YAZILAR