Ot toplayan tutuklulara 2 ay açık görüş yasağı

Haberin Devamı


Hepimiz Silivri’de tutuklu olan Ergenekon sanıklarının “silahlı örgüte üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı silahlı isyana tahrik etme” gerekçesiyle yargılandıklarını biliyoruz, ama Silivri’de sadece bunlar olmuyor.

Oradaki tutuklular -ki çoğu suçlarının ne olduğunu bile hâlâ tam olarak bilemiyor, nereden geliyorsa sürekli yeni belgelere ulaşıldığından(!) davalar bitemiyor- bir de cezaevi koşullarıyla mücadele etmek durumundalar.

Örneğin Mustafa Balbay tam 1246 gündür hapiste ve bunun 322 gününü tek başına 8 metrekarelik bir hücrede geçirdi. Üstelik milletvekili seçildi. Milletvekili sıfatıyla hücrede geçirdiği gün sayısı 218. Tuncay Özkan’ın durumu da aynı. O milletvekili değil ama.

Elbette cezaevi, adı üstünde, normal koşulların yaşandığı bir yer değil. Ama herhalde bunun da bir ölçüsü olmalı değil mi?

Şimdi anlatacağım olay evlere şenlik bir cezanın hikâyesidir:

İbrahim Özcan ve Durmuş Ali Özoğlu Silivri sakini tutuklulardan ikisi. 30 Aralık 2011’de bu iki tutuklu cezaevi yönetiminin bahşettiği “yasal sportif faaliyet” amacıyla saat 16.00’da B Blok’un olduğu yerdeki halı sahaya çıkarılıyor.

İki tutuklu halı sahada spor faliyetlerini yaparken, sahanın hemen kenarında “hüda-i nabit” yani “kendiliğinden çıkmış” olan otları görüyorlar. Aylardır yeşile ve toprağa hasret kalmış olan Özcan ve Özoğlu bu otları koparmaya başlıyorlar. Amaçları bu otları bir süreliğine koğuşlarına götürmek ve koklamak, toprağın kokusunu almak.

Ancak o sırada tutukluları izlemekle görevli gardiyanlar aynı görüşte değiller. O otlar “yasak” kapsamında ve koparılamaz gardiyanlar için.

Sesleniyorlar tutuklulara, “koparmayın otları” diye. Ama yeşile hasret iki tutuklu umursamıyor bu seslenişi.

Vay sen misin beni dinlemeyen, gardiyanlar koşuşturuyor, tutuklular itiraz ediyor, karşılıklı bir ağız dalaşı yaşanıyor.

Ama orası cezaevi, gardiyanlarla ağız dalaşı yapılır mı? Yapılmaz elbette.

Hemen bir “disiplin tutanağı” hazırlanıyor. İki tutuklunun görevli memurların uyarısına rağmen ot toplamaya devam ettikleri ve uyarılara karşı gelmenin ötesinde uygunsuz sözler söyledikleri ve hakaret ettikleri belirtiliyor.

Cezaevi müdürlüğü iki tutukludan “savunma” istiyor. Ama iki tutuklu herhalde “Böyle saçma bir şey için savunma verilir mi?” diye düşünmüş olacaklar ki, savunma vermeye yanaşmıyorlar.

Cezaevi müdürü de iki tutukluya tam iki ay “açık görüşme yasağı” koyuyor.

Yasak konuyor ama o da şarta bağlı, çünkü bu süre içinde “iyi hal kazanmaları” da gerekiyor.

*****


Bedelli geyikleri

Erkeğin ahmağının askerlik anısı hiç bitmezmiş. Başka anlatacak bir şey olmaz da ondan. Gerçi bu sefer ahmaklıktan değil, şu bedelli ile ilgili geyikler hiç bitmeyecek gibi görünüyor. Şaka bir yana, onca kıyamet koparıldıktan sonra bedelli için başvuranların sayısının beş bini zor bulması bile başlıbaşına bir “geyik” değil mi?

Belli ki “bedelli de bedelli” diye tutturanların büyük çoğunluğu 30 bin lirayı görünce biraz tırstı, ama bedelli ile ilgili geyikler tükenmiyor. Belki birçoğunu duymuşsunuzdur ama son bir haftada bana gelen geyiklerden birkaç örnek sunmak istiyorum:

- Eveeeet oğlumuz askerliğini yapmış mı?

-Tabii ki efendim.. İşte makbuzu..

- Aslında herkes “Bedelli” yapar askerliği. Kimi parasını verir, kimi de kolunu, bacağını..

- Henüz 30’undan gün almamış olanların günahı ne? Kapsam genişletilsin. Beşik kertmesi de olsun..

- Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı, ver 30.000’i fukara kurtarsın vatanı..

- Askerliğin 1. taksidini internetten bankaya havale yaparken parmağını inciten vatandaşa düzenlenen törende ‘’gazi’’ unvanı verildi.

- Normal asker: Kınalı kuzu. Bedelli asker: Paralı kuzu. Ömür boyu kaçmayı başaran: Anasının gözü..

- Eskiden askerlik yapmayana kız vermezlerdi, şimdi askerlik yapana kız vermeyecekler, çulsuz diye.

- Askerliğin açılımı: Zenginsen paranı ver canın sağolsun, fakirsen canını ver vatan sağolsun...

- Bas bas paraları devlete, bir daha mı gelicez askere, hayde eller havaya.

- Vatan borcu namus borcuysa bedelli askerlik yapanların namusunun bedeli 30.000 TL mi oluyor?

- 14.000 lira denkleştirdik diyelim, üstünü birazcık askerlik yaparak ödeyebiliyor muyuz?

*****


En son moda İn’ler Out’lar

Aslında her yılın başında yapılırdı eskiden “İn’ler Out’lar” listeleri. Ya da daha anlaşılır şekliyle “Moda olanlar, Demode olanlar.” Birkaç yıl 1 Ocak’ta bir önceki yıl İn ya da Out olanlar listelerinden ben de yapmıştım. Son zamanlarda kimse bu değerlendirmeleri yapmaz oldu. Kimbilir belki zülfiyare dokunur diye çekiniyordur herkes.

Henüz yılın ilk ayında olduğumuza göre son zamanlarda öne çıkan “İn” ve “Out” olanlardan kısa bir liste düzenledim. Herkes bu listeye eklemeler yapabilir elbette. Bana da gönderirseniz pazar günleri devam ederim.

İşte bu yılın ilklerinden birkaç örnek:

Out: Ali topu at

İn: Ali Umre’ye git

Out: Ayşe ip atla

İn: Ayşe türban tak

Out: Eğitim şart

İn: Cuma şart

Out: Noel Baba

İn: Rüyadaki ak sakallı dede

Out: Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak

İn: Cumhuriyet Bayramı’nda düğüne gitmek

Out: 19 Mayıs’ta spor gösterisi

İn: 19 Mayıs’ta üşümek

Out: Çanakkale’de Mehmetçik destanı

İn: Çanakkale’de gökten inen melekler destanı

Out: Teröristleri etkisiz hale getirmek

İn: Kaçakçıları etkisiz hale getirmek

Out: İtirafçı PKK’lılardan istihbarat almak

İn: İsrail Heron’larından istihbarat almak

Out: Gazetecinin soru sorması

İn: Gazetecinin soru sormaması

Out: Gazeteci dayanışması

İn: Gazetecileri gammazlamak

Out: Çekinmeden eleştirebilmek

İn: Yalakalık yapmak

*****


Gani Yıldız’dan

Milli Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı genelgeyle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenleri stadyumlardan çıkarılmış. Zaten bir süredir “Atatürk’ü Anma” kısmını unutmuştuk, şimdi de “Gençlik ve Spor” kısmı ortadan kaldırıldı. 19 Mayıs esas şimdi birileri için “bayram” oldu!

***


Dokunulmazlığın kürsüyle sınırlandırılması hep konuşulsa da vekiller buna yanaşmıyor. Konuyu son ayların popüler ifadesiyle anlatırsak acaba “Dokunan yanar” misali, “Dokunmayın, yanarım” mı demek istiyorlar?

***


Economist Intelligence Unit’in demokrasi endeksine göre, Türkiye’de “melez” bir rejim varmış. Hükümet muhalefete baskı uygularken yolsuzluk yaygın, hukukun üstünlüğü ise zayıfmış. Anlaşıldı; bu endeks son 10 yılın verileriyle hazırlanmış.

***


Bach dinlemek en iyi ağrı kesiciymiş. Ne diyelim, umarız “bahtsız vatandaş”ın derdine “Bach’lı ilaç” iyi gelir!

***


Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “CHP Meclis’i mahkemeye döndürdü” demiş. Tutuklu vekilleri düşünürsek bu durum, “Cezaevlerinin Meclis’e döndürülmesi”nden çok daha masum duruyor.

***


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Medya mensuplarının görev sırasında karşılaştıkları güçlükleri ortadan kaldırmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek için çalışıyoruz” demiş. Anlaşılan daha konforlu cezaevleri geliyor.

***


ABD Başkanı Barack Obama, orduyu küçültme kararı almış. Bizdeki gibi “orduyu küçük düşürme kararı” alınmadığı sürece kulağa mantıklı bir ıslah çalışması gibi geliyor.

DİĞER YENİ YAZILAR