Yıldırım Tuna bu hafta sadece fıkra göndermemiş. Eğlenceli bir “diyaloğu” sizinle paylaşıyorum:
Tüketici hakları hayli gelişti... Artık üretici malından sorumlu konuma geldi. Çok güzel bir şey bu tabii. Çok uzun seneler önce de bu tüketici haklarının olduğunu düşünsenize...
Mesela Ortaçağ’da bir şovalye ile kılıç imalatçısının telefon görüşmesini hayal edelim...
- Alo.. Buyurun efendim. Nasıl yardımcı olabilirim?..
- Dün sizin firmanızdan bir kılıç almıştım..
- Tebrikler efendim, doğru bir seçim yapmışsınız.
- İyi de bu çalışmıyor.
- Nasıl çalışmıyor efendim?..
- Kardeşim, bir ej-der-ha-nın kafasını kesemedim yahu!..
- Kullanma talimatını okudunuz mu efendim?.. Efendim kılıcınızı kınından çıkartmış mıydınız?..
- Yok artık!.. Tabii yahu!..
- Gerçekten mi?.. Tekrar dener misiniz?..
- Söyledim işte size çıkardım diye..
- Tamam efendim, şimdi ucunun keskinliğini kontrol edelim..
- AAhh!..
- Parmağınızla değil efendim..
- Ne tarmağı?.. Tilimle tittim.. Her taman böyle teyleri tilimle kontrol ederim..
- Tabii kılıç kontrolü farklı bir şey efendim..
- Ben teknik kontrollerinizi bilmek zorunda değilim.. Siz bunun neden çalışmadığını söyleyin kâfi..
- Onu başka bir işte kullandınız mı?..
- Hayır!..
- Emin misiniz?..
- Şeyy, sadece kınından çıkardım işte..
- Kendinize doğru çevirdiniz mi?..
- Ne olacak ki bakmak için çevirdiysem?..
- Siz daha iyi bilirsiniz bazı yeni ve farklı büyüler falan yaptıysanız..
- Yok, ben büyülü suya falan sokmadım.. Satış öncesinde ne yüklediyseniz o yani..
- Taşa falan vurduysanız..
- Kardeşim ne taşı yahu.. Şu anda çöldeyim çöldeee..
- Sinirlenmeyin efendim..
- Sinirli minirli değilim..
- Ama nefes nefesesiniz..
- Çünkü o adi ejderha hâlâ beni kovalıyor ve elimde de kesmeyen bir kılıç var..
- Oh!.. arkanızda mı?..
- Evet akıllı çocuk.. Bildin.. tam ensemde..
- Bu çok iyi efendim.. Telefonu ona verir misiniz?..
- Harika.. O da kolumu yesin..
- Özür dilerim.. Haklısınız.. Firmamız size tıbbi müdahale gerektiren olaylarda zararları karşılamaz. En azından ejderhanın tipini bana tarif edebilir misiniz?..
- S..Sarı işte.. Kırmızı da bıyıkları var..
- Aa?.. Tamam.. Bu Çin malı çakma ejderha.. Lisanssız bir cins
- Eee?.. Ne yapalım?..
- Lütfen satış sözleşmemizi inceleyin efendim.. Firmamız lisanssız Çin malı ejderhalara karşı garanti vermiyor..
- Yahu peki şimdi ne yapacağız?..
- Çakma ejderhalardan uzak duracaksınız..
- Ama o benden uzak durmuyoorr.. Aggghhhh!..
- Şovalyem??.. Şovalyem iyi misiniz?.. Neyse.. Aradığınız için teşekkür ederiz..
Şaşırtan bilmeceler
* Sıka sıka canımı çıkardılar. (Vatandaş değil, limon!)
* Çalıyorum ama kimse hırsız diye yakalamıyor. (Becerikli iş adamı değil, telefon!)
* Hiç suçum olmadığı halde sürüp duruyorlar. (Memur değil, tarla!)
* Kimse beni takmaz oldu. (Aydın değil, kravat!)
* Kulağımın dibinde bağırıp duruyorlar ama sağır olmuyorum. (Nutuk dinleyen seçmen değil, mikrofon!)
* Alçacık dallı, yemesi ballı. (Haram değil, çilek!)
* Akıp duruyor, hiç kesilmiyor suyu. (Rüşvet çeşmesi değil, bozuk banyo çeşmesi!)
* Aşkın gözü kördür. Ne zaman açılır? (Evlenince ve de cepteki paralar bitince!)
(Erhan Tığlı’dan)
“Dersim isyanının bastırılmasında kimse analar ağlamasın demedi” diyen Onur Öymen’in aldığı tepkiler CHP’nin “anasını ağlatacağa” benziyor.
(Gani Yıldız)
Arnavut ciğeri
Yaşı 70 olan okurum Dinçer Özyünlü bir hipermarkette başından geçeni anlatıyor:
Bir süre önce İzmir’deki hipermarketlerden birine gittim ve “et reyonuna” uğradım. Benden önce gelen 30 yaşlarındaki bir hanımefendiyle, reyondaki görevli arasında şöyle bir konuşma geçti...
- Kadın: Bana 1 kg. arnavut ciğeri verir misiniz?
- Görevli (şaşkın): Hanımefendi, bizde arnavut ciğeri diye bir şey yok.
- Kadın (ısrarlı): Nasıl olur? Burası et reyonu değil mi? Bakın orada ciğerler duruyor.
- Görevli (nazik ve saygılı): Sizin dediğiniz ciğerden yapılan bir yemeği türü.
- Kadın (hâlâ ısrarlı): İyi ya siz yine de o arnavutun ciğerinden verin... Komşular almışlar, çok da güzel.
- Görevli (mütebessim): Hanımefendi, Arnavut’un ciğerini size verebilmem için; önce bir Arnavut bulmam, onu kesmem ve ciğerini sökmem gerekir. Arnavut ciğeri dediğiniz bir ciğer yemeği türüdür ve koyun ya da dana ciğerinden yapılır...
- Kadın (şaşkın ve mahcup): Yaaaa öyle mi? Hiç duymamıştım.
Pazar Fıkraları
Yıldırım Tuna’nın bu haftaki fıkralarından bir demet...
Çorba
Uzun zamandır birbirini görmeyen iki kadın sabah alışverişinde karşılaşmışlar, hoşbeşten sonra kadınlardan biri diğerine kocasının nasıl olduğunu sormuş. “Oh, Ted geçen hafta öldü..” demiş diğeri, “Bahçeden öğle yemeği için lahana sökerken bir kalp krizi geçirdi ve sebze bahçesinin ortasında gitti..” Kadın, “Aman Tanrım, bunu duyduğuma çok üzüldüm..” demiş, “Peki, sonra ne yaptınız?..”
Cevap gecikmemiş: “Ne yapalım?.. Hani o hazır çorbalar var ya, mecburen öğle yemeğini öyle geçiştirdik işte!..”
Yanlış hesap
Patron hesap yaparken işin içinden çıkamayınca sekreterinden matematiksel yardım istemiş. “Senin hesabına yüzde 14 düşerek 20 bin dolar yatırsam senin üzerinde ne kalmış oluyor?..” Sekreter “Ciddi misiniz?..” diye heyecanla ayağa fırlamış, “Sanırım sadece küpelerim!..”
Fatura
Adam diş hekimine telefon edip “Ne biçim bir fatura göndermişsiniz?” demiş kızarak, “Her zamankinin 3 misli.” Doktor “Biliyorum” diye cevap vermiş “Ama sen de muayene sırasında öyle bir bağırdın ki iki hastam korkup kaçmış.”
Garson ilgisi
Kadın eşiyle beraber gittiği restoranda garsonun çok sık masalarına gelmesinden etkilenmiş, “Bir yudum şarap alıyorum hemen ilave ediyor, çatalı değiştiriyor, bıçağı değiştiriyor, peçete getiriyor, her saniye burada.. Kalkarken yüklü bir bahşiş verelim tatlım..” demiş kocasına. “Mmm, farkındayım..” demiş kocası, “İlgisinin kesilmesini, başbaşa romantik bir yemek yememizi istiyorsan bluzunun ön düğmelerini kapat tatlım..”

