Kimse Tayyip Erdoğan’ın anayasayı, hukuku, demokrasinin tartışılmaz özelliklerini bilmediğini düşünmesin. Mutlaka çok iyi biliyordur. Nitekim bugüne kadar yazdıklarımda hep Başbakan’ın bu konuları bildiğini ama aksi davrandığını yazmaya çalıştım.
Ama Erdoğan bir taraftan hatipliğinin gücüne, diğer taraftan aldığı yüzde 47 oya dayanarak ortaya “orta zekâlıların özünü anlayamayacakları, ama mutlaka fikir söylebilecekleri” konuları atıyor ve tartıştırıyor.
Buna ne yazık ki yine bu konuları iyi bilmesi gereken bir takım aydınlar da katılınca milletin kafası iyice çorbaya dönüyor.
Erdoğan’ın yaptığı basitçe şu: Orta zekâlı birinin (Adam doğru söylüyor ama) diyeceği bir şey söylüyor. Örneğin “Velev ki simge bile olsa, buna yasak olur mu?” diyor. Laf doğru mu? Olabilir. Mantıklı mı? O da olabilir. Peki geçerli mi? Değil ama orta zekâlı birinin bunu anlaması mümkün değil.
Çünkü orta zekâlı birinin demokrasinin temel ilkelerini, hukukun neden üstün olduğunu, kişi haklarının ne anlama geldiğini bilmesi mümkün değil. Sadece duyduklarından bir fikri olabilir ki bu da yetmez.
Yine “Kimse milli iradenin üzerinde değildir, herkes yerini bilecek” diyor Başbakan. Cümle doğru, ama işlevi farklı. Orta zekâlı birinin bunu kavraması mümkün değil ki. Demokrasi diye kendisine anlatılan oy çokluğu çünkü. Orta zekâlı durup düşünüyor “Sahi yahu, hem yüzde 47 alacaksın, hem de istediğini yapamayacaksın, o zaman demokrasi olmaz ki” diyor. Ona kuvvetler ayrılığının ne olduğunu, iktidarın yüzde 90’la bile gelse kuruluş ilkelerinin dışına çıkamayacağını, çünkü iktidara gelişini bile bu kuruluş ilkelerine borçlu olduğunu anlatamazsınız ki.
Bana kızanlar var, halka hakaret ettiğimi düşünenler de var. Kesinlikle katılmıyorum buna. Yıllardır söylediğim bir şey var. Şu: Bir devletin kuruluşuyla ilgili, demokrasi, hukuk, birey hakları gibi konularda bilgisi olmayan insanların önünde tartışırsanız yanlışa gidersiniz. Bu sizi popülizme götürür. Çünkü yeterli bilgisi ve eğitimi olmayanlar sadece takım tutar gibi kendilerini yakın gördükleri kişi ya da kişilerin etkisi altında kalacaklardır. Bu da doğruyu bulmanızın önüne geçer.
Şu anda Türkiye’de bunu yaşıyoruz. Hiçbir konuda bilgisi olmayan, eğitimsiz, kültür, sanat, estetik, yaşam gustosu konularından habersiz kitleler örneğin Yargıtay’ın uyarısını tartışıyor. Bundan sağlıklı sonuç çıkar mı?
Kimdir bu kadınlar?
Önce Cemil İpekçi anlattı televizyonlarda. Dedi ki “Geçenlerde Nişantaşı’nda şık bir yerde yemek yiyoruz. Üç türbanlı kadın da geldi. Oturdular efendice yemeklerini yiyip kalktılar. Ben de onlarla kapıdan çıkarken, başka bir masada oturan üç dört kadın (Bunlar buraya da mı geliyor artık?) dediler. Çok sinirlendim.”
Salı akşamı aynı öyküyü bu kez yine televizyonda Fatih Altaylı’dan duydum. Meğer o da Nişantaşı’nda yemek yiyen üç türbanlı kadına, başı açık kadınların “Bunlar buraya da mı geliyor artık” dediklerini duymuş.
Anlaşıldığı kadarıyla Nişantaşı’nda türbanla dolaşıp lokantalara giren kadınlarla, onlara tepki gösteren kadınlar var. Sanki özel timler. Şimdi çok merak ediyorum, acaba kimdir bu kadınlar? Türbanlı olanı ısrarla Nişantaşı’nda lokantaya gidiyor, diğerleri de ısrarla bunları protesto ediyor.
Şimdi bunun adı akıl oluyor
İnsan “vay canına” demekten kendini alamıyor. Anlatayım da bakalım siz de “vay canına” diyecek misiniz?
Özellikle büyük kentlerde polis alkollü araç kullananlara pek göz açtırmıyor. Bu yüzden rakamı bilmiyorum ama yüzlerce belki de binlerce kişinin ehliyetinin alındığı bir gerçek.
Bazı uyanıklar ehliyetsiz kalacaklarını düşündükleri dönem için çok “zekice!” bir önlem alıyormuş. Şöyle: Gazeteye bir ilan veriyor ve ehliyetinizi kaybettiğinizi beyan ediyorsunuz. Bu ilanla gidip yeni ehliyet çıkarıyorsunuz. Oysa ehliyetiniz cebinizde.
15-20 gün sonra böyle bir ilan daha verip yine ehliyetinizi yeniliyorsunuz.
Eğer alkol denetimine yakalanıp da ehliyetinizi kaybederseniz, sakladığınız diğer ehliyeti kullanıyorsunuz.
Polis bu uyanıklığı mutlaka biliyordur. “Zekâ” denilen Allah’ın bu lütfunu bu kadar kötüye kullananlara karşı mutlaka bir önlemi de vardır herhalde.
KAMYON YAZILARI
Sollarken dikkat et, canın sana emanet
Manikürcü güzel
Adam, lüks erkek kuaföründe oturmuş bir yandan sakal tıraşı yapılırken bir yandan da elleri manikürlenmektedir. Manikürü yapan sarışın güzel adamın ilgisini çekmekte gecikmez:
“Güzelim, bu gece benimle çıkmaya ne dersin?”
Kız gülümser “Özür dilerim ama ben evliyim.”
“Boş versene, seninkine telefon et bu gece işin çıktığını, eve gelemeyeceğini söyle!”
“İstersen sen söyle, usturayla sakalını o tıraş ediyor.”
İhtiyar ve cesur delikanlı
Aramızdan inanılmaz bir trafik kazası sonucu ayrılan Cüneyt Koryürek’le ilgili kendisini hiç tanımayan bir okurdan ilginç bir mesaj aldım. Hiçbir şey eklemeden aynen size de sunuyorum:
2007 Mayıs’ta, Cüneyt Bey’in hayatına mal olan yerde karşıya geçiyorduk. Cüneyt Bey de bizimle birlikte karşıya geçiyordu.
Önümüzde de yaşlı bir bey yürüyordu. Bir trafik canavarı, yaya geçidinde bu yaşlı beye çarptı. Orada bulunan hepimiz sürücüye ve yanındaki adama reaksiyon gösterdik. Ama Cüneyt Bey hepimizden çok reaksiyon göstererek adeta adamların üzerine yürüdü. Önce; karşı çıkan sürücü ve arkadaşı, Cüneyt Bey’in kararlı ve yürekli tutumunu görünce kelimenin tam anlamı ile “tırstılar” ve olay yerinden uzaklaştılar. Ne acıdır ki, o gün trafik canavarının üstüne yürüyen bu ihtiyar ve cesur delikanlıyla trafik canavarı aynı noktada tekrar karşılaştılar... Allah rahmet eylesin. Korkmaz Türkmen
Hiç yanıtlayamadığım en büyük
soru şu olagelmiştir:
‘Bir kadın ne ister?’
Sigmund Freud

