Genelkurmay Başkanlığı yanılmıyorsam ilk kez bu kadar büyük bir medya ordusunu davet etti. Bir dönemin akreditasyon yasaklısı gazetecileri dahil yazılı ve sözlü basında ne kadar bilindik isim varsa hepsi de dün Harp Akademileri’ndeydi.
Beklenti Orgeneral İlker Başbuğ’un gündemdeki birçok konuya değineceği yolundaydı. Yoksa bu kadar çok gazeteci niçin davet edilsin. Üstelik aralarında benim de bulunduğum, bugüne kadar pek akla gelmeyen isimler de çağrılınca beklenti artmıştı.
Açıkçası ben de önemli açıklamalar bekliyordum. Gerçi bir gün önce yaşadığımız Ergenekon’un Çağdaş Yaşam’a baskını nedeniyle askerin de zora düşeceğini düşünmedim değil. Ama yine de beklentim önemli açıklamalar olacağı yolundaydı.
Bu açıdan bakınca Org. Başbuğ’un konuşması bir hayal kırıklığı oldu hemen herkes için. Başbuğ “asıl açıklamalarını” bir hafta sonraki basın toplantısında yapacağını söyledi.
Demek ki bundan bir gün önce yine bir Ergenekon operasyonu olabilir.
Tabii, İlker Başbuğ’un konuşmasının hayal kırıklığı yarattığını, son günlerle ilgili önemli açıklamalarla sınırlı tutmak istiyorum. Bunun dışında Başbuğ çok önemli mesajlar verdi. Ayrıntılarını haber sayfalarımızda zaten okumuş olmalısınız, ben dikkatimi çeken noktaları özetleyeyim:
1- Genelkurmay, demokratlık kisvesi altında orduya yönelik eleştirilerden şiddetle rahatsız. Bunlara karşı hukuki girişimler yapılacak.
2- İlker Başbuğ ilk kez “Türkiye halkı” tanımını kullandı. Bunu Atatürk’ten yaptığı bire bir alıntı ile anlatan Başbuğ “Bunun üst kimliği ise Türk milletidir” dedi.
3- Başbuğ kendi görüşlerini net olarak açıklamak yerine hep alıntılar yaptı. Montesquieu, Huntington, Kahn, Hunt, Kaufman, Prof. Metin Heper, Konda aklımda kalanlar oldu.
4- Genelkurmay Başkanı teröre yeni bir tanım yaparak “Terör kriminal bir suçtur” dedi. Askerin terörle mücadeleye katılmasını ise arazi şartlarına bağladı ve terör örgütünün dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş yöntemler kullandığı söyledi.
5- Bir askerin ağzından ilk kez PKK sözünü duydum. Org. Başbuğ bunu bir kez kullandı, bunun dışında hep “terör örgütü” dedi.
6- Obama’nın asker üzerinde önemli bir etkisi olduğunu hissettim. Başbuğ, Obama’dan bir kaç kez alıntı yaptı.
7- Başbuğ, MGK’daki tüm üyelerin eşit statüde olduğunu söyledi. Askerin siyasi otoriteye bağlı olduğunu söyleyen Başbuğ “askerin önerileri ciddiye alınmaz ve yerine getirilmezse sorun çıkar” dedi ve ABD’nin Irak’taki başarısızlıklarından örnekler verdi.
8- Başbuğ birkaç kez, üstüne basa basa Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asla dine karşı olmadığını söyledi. Ama devlet yönetimine de dinin karışmasının doğru olmadığını buna da izin verilmeyeceğini vurguladı.
9- Başbuğ isim vermeden Fethullah Gülen cemaatinin maddi ve siyasi olarak güçlenmesinden rahatsızlık duyulduğunu, özellikle bu cemaatin kendisini demokrasinin bir aktörü olarak görerek orduya hakaretler yağdırmasının hesabının hukuk alanında sorulacağını “altını çizdiğini” belirterek söyledi.
Şimdi gözler bir hafta sonra yapılacak basın toplantısına çevrildi.
Bu kalabalığı kimse toplayamaz
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşmasını çok sayıda gazeteci izledi. Bir arkadaşımız “Bu kadar gazeteciyi Türkiye’de hiç kimse bu saatte bir araya getiremezdi” diye espri yaptı. Bu tür bir toplantıya ilk kez katılmış biri olarak izlenimlerim şöyle:
1- Ana kapıdan hiçbir arama yapılmadan içeri girdim. Araç bile aranmadı. Cep telefonum alınmadı. Ya çok güvendiklerinden ya da hiç göremediğimiz müthiş bir güvenlik yöntemi var.
2- Son zamanlarda askere yönelik en ağır hakaretleri yapan kimi dinci kimi güya liberal bütün isimler toplantıya gelmişti.
3- Askerler ayrım yapmadan herkesin elini sıkıp güler yüz gösterdi.
4- Herkese konuşmayı dinleyeceği koltuğun ve yemekte oturacağı masanın numarası önceden yazılı olarak verildi.
5- Genelkurmay Başkanı anons edildiğinde askerlerin tamamı ayağa kalktı. Gazeteciler ise ne yapacaklarını şaşırdı, kimi kalktı kimi kalkmadı. Ben oturanlardandım. Saygısızlıktan değil, bu tür toplantılarda bir tek Cumhurbaşkanı için ayağa kalkılacağına inandığımdan.
6- Genelkurmay Başkanı “Bugün güncel konulara değinmeyeceğim” dediğinde salondan bir hoşnutsuzluk ifadesi yükseldi.
7- Başbuğ tam 1 saat 55 dakika konuştu. Konuşmanın sonuna doğru dinleyenlerdeki yorgunluk göze çarpıyordu. Belki de bu nedenle sona doğru klimalardan daha soğuk hava gelmeye başladı.
8- Salonda iki saat vardı. Biri üç saat geriydi. Sordum, bu saat Zuma saatiymiş. Ortak askeri tatbikatlar bu saate göre yapılırmış. Salonda ne işi olduğuna ise aklım ermedi.
9- Konuşma bittikten sonra pek çok gazeteci ile birlikte bahçeye çıktık, çeşitli haber kanallarına izlenimlerimizi anlattık.
10- Yemek için içeri girdiğimde gördüğüm ilk salona girdim. Elimdeki kağıtta yazan 18 numaraya oturdum. 4 kişiydik. Çorba ve et yemeğini burada yedim.
11- Başka yerlerde de yemek olduğunu öğrenince meraklanıp çıktım, meğer benim yerim üst kattaki 18 nolu masaymış. Zeytinyağlıyı ve tatlıyı da burada yedim.
12- Masalarda ve ayak üstü konuşmalarda bize eşlik eden üst rütbeli komutanlar neredeyse hiçbir şey söylemediler. Sadece baş sallamakla ve gülümsemekle yetindiler. Başkalarını bilemem.
13- Bazı emekli generaller ise çok az konuştular ama bazıları “sempati” gösterdi.
14- Çıkışta en göze batan bir önceki Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın milyonluk Audi’siydi. Bazı emeklilerin arabaya dudak büktüklerini gördüm.
++++++++
Atatürk
rozeti
Bir okurumdan gelen mesaj aynen şöyle: Dün alışverişten dönerken apartmanımızın 83 yaşındaki amcasıyla karşılaştım. 12’nci dalgayı kastederek “Çok kötü şeyler oluyor, korkmak lazım, yıllardır yakama taktığım Atatürk rozetim vardı biraz önce onu yakamdan çıkarıp çekmeceye koydum ne olur olmaz” dedi. 83’lük amcam sıradan bir insan. Atatürkçülerin tutuklandığına inandığı ve korktuğu için rozetini takmaktan vazgeçti. Bu davanın toplum üzerindeki etkisine bakın... Nasıl demokrasi ama, inanılır gibi değil.
+++++
Göremeyen çocuk
Yıldırım Tuna’dan: Doktor, ‘psikiyatrik gözlemleme’ için hasta çocuğun odasına gidip, yatağının ucuna oturur oturmaz o ana kadar sakin ve hareketsiz duran çocuk doktora doğru boş boş bakıp “Göremiyorum.. Göremiyorum!..” diye bağırmaya başlamış. Doktor, tüm meslek hayatı boyunca histeri nöbeti ile gelen bir körlüğe ilk defa şahit olduğundan sakin sakin refakatçi koltuğunda yün ören anneye dönüp “B.. Bu olay ne zaman başladı?..” diye sormuş heyecanla. “Şimdi..” demiş anne gözleri örgüde sükûnetini sürdürerek, “Siz onunla TV arasına oturur oturmaz!..”

