Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ dün ilk kez Ergenekon konusunda Silahlı Kuvvetler’in görüş ve “duygularını” dile getirdi. Anladığım kadarıyla Silahlı Kuvvetler dünkü basın toplantısıyla Ergenekon davasına resmen müdahil oldu.
Bu andan itibaren davanın seyri değişebilir. Savcılık, Silahlı Kuvvetler’in bu duyarlılığını görmezden gelerek daha da sertleşebileceği gibi tam tersi de yaşanarak iddianame zayıflayabilir de.
Madde madde giderek Silahlı Kuvvetler’in nasıl müdahil konuma geldiğini anlatmaya çalışayım.
DAVANIN ADI: Genelkurmay Başkanı daha ilk soruda Ergenekon davası adına karşı çıkarak “Bu konuda mahkemenin emri var, davayı isimlendiremezsiniz” dedi. Bu, Başkan’ın hukuka saygısı olduğu kadar bu isimle sürdürülen bir davadan rahatsızlığını dile getiriyor.
GÖMÜLÜ SİLAHLAR: Çeşitli yerlerde bulunan silah ve mühimmat konusunda çok ayrıntılı bilgi veren Başbuğ “Bulunan silahların hiçbiri bizim envanterimizde yok” dedi. Başbuğ mühimmatın sadece kendilerinde bulunmadığını, bunun orduyla bağdaştırılmasının yanlış olduğunu söyledi.
SERİ NUMARALARI: Başbuğ’un en önemli açıklamalarından biri mühimmatlar üzerindeki seri numaraları ile ilgili sözleriydi. Başbuğ mühimmatların herbirinde ayrı bir seri numarası bulunmadığını, kafile numarası bulunduğunu belirterek “Örneğin aynı anda yapılan tüm el bombalarının kafile numarası aynıdır” diyerek bu nedenle bir yerde bulunan el bombasıyla başka yerdeki bir el bombası arasında irtibat kurulmasının yanlış olabileceğini söyledi.
ÜMRANİYE BOMBALARI: Bu açıklama ile Ümraniye’de ele geçen el bombalarıyla, Cumhuriyet’e atılan el bombalarının aynı kafileden olmasının bağlantı noktası olamayacağı ortaya çıkmış oldu. Demek ki bu el bombaları Ümraniye’dekilerden biri olabileceği gibi olmayabilirdi de. Bu da iddianamedeki ilgili bölümü zayıflatır.
İTİRAFÇI VE GİZLİ TANIK: Genelkurmay Başkanı itirafçı ve gizli tanıkların ifadelerinden çok açık biçimde yakındı. Bu iddiaların doğru kabul edilerek iddianameye konduğunu ama olayın diğer tarafından (kendilerinden) bilgi istenmediğini söyledi. Demek bilgi istense durum farklı hale gelecek.
GATAKULLİ: Başbuğ’un ifadesini sertleştirerek üzerinde durduğu bir konu da bazı emekli ya da muvazzaf subayların GATA’ya sevkleri ile ilgiydi. Genelkurmay Başkanı bu kişilere sağlık raporlarının GATA uzmanları tarafından değil savcılığın belirlediği sağlık kurumları tarafından verildiğini söyledi. Bu yayınlara karşı savcılığın herhangi bir açıklama yapmaması üstü kapalı olarak eleştirildi.
ORDUYU YIPRATMA: Başbuğ bu dava nedeniyle bazı çevrelerin Silahlı Kuvetler’e yönelik ısrarlı bir yıpratma kampanyası sürdürme olanağı bulduğunu söyledi. Bu da askerin dava sürecinden huzursuz olduğunu dile getiriyordu.
ASKERİ SAVCILIK: Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasından, Ergenekon davası nedeniyle Silahlı Kuvvetler’le yapılan her bağlantının askeri savcılar tarafından incelendiğini öğrendik. Bu da eğer savcılar bilgi isterlerse ayrıntılı raporların verileceğinin bir göstergesi. Ama anlaşılan savcılık şu ana kadar ordudan hiçbir konuda bilgi ve belge istememiş.
ESKİ KOMUTANLAR: Başbuğ bir soru üzerine eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün hukuksal yardım aldığını belirtti. Bu da askeri yargı yetkililerinin Özkök gibi, adı geçen diğer komutanlarla da ilgili çalışma yaptığını ve bu konuda raporlar düzenlediğini ortaya koyuyor. Talep üzerine bunların mahkemeye sunulması da mümkün.
AĞIR KELİMELER: Bugüne kadar bir Genelkurmay Başkanı’ndan duymaya alışık olmadığımız bazı ağır kelimeler dünkü basın toplantısında Başbuğ tarafından çok sık ve defalarca telaffuz edildi. “Yalan, iftira, alçakça, ahlak dışı, etik dışı, ahlaksız” kelimelerinin bolca kullanılması askerin Ergenekon konusunda çok hassas olduğunun bir göstergesi.
HUKUKA BAĞLILIK: Basın toplantısının ana teması Silahlı Kuvvetler’in her konuda Anayasa, demokrasi ve hukuk kurallarına sonuna kadar bağlı olduğunun tekrarlanmasıydı. Ergenekon konusunda şu ana kadar hukuk dışı hiçbir şey yapmadığını söyleyen Başbuğ, açıkça davanın ilgililerini de aynı çizgiye çağırdı.
KİŞİNİN MASUMİYETİ: Açıklamaların en can alıcı noktalarından biri de suçlanan kişilerle ilgili tutum ve davranışların yarattığı rahatsızlıktı. Asker açıkça suçlu olup olmadığı bilinmeyen kişilere yönelik uygulamaların sıkıntı yarattığını bildirdi.
Soru sorma sıkıntısı mı?
Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısına gazete ve televizyonların genel yayın müdürleriyle Ankara temsilcileri davetliydi. Manzaraya baktığınızda Türkiye’nin en iyi, en donanımlı, en iyi soru soran gazetecileri bir aradaydı.
Ama sıra sorulara gelince bir tür hayal kırıklığı yaşadık. Çünkü bu çok ünlü, çok başarılı gazeteciler çok açık ve net sorular soramadılar. Ya sorulacak konuların çokluğundan ya da bu tür toplantılarda herkesin içinde soru sormaya alışık olmamalarından dolayı çarpıcı bir soru çıkmadı ortaya.
Nitekim bu kadar ünlü ve başarılı gazeteciyi bir araya topladığı için her şeyin sorulacağını düşünen İlker Başbuğ da hayal kırıklığı yaşamış olmalı ki tam 4 kez “Siz sormadınız ama ben söylemek istiyorum” diyerek kendi sordu, kendi cevapladı.
Yeter artık
Yaklaşık bir aydır yüzlerce mesaj düştü posta kutuma. Hepsinde de “bedelli askerlik” konusu vardı ve bunu dile getirmem isteniyordu. Herhalde bunlar tüm yazarlara gidiyordur.
Ancak bunun mümkün olmadığını bildiğimden bu mesajlara cevap da vermedim, yazmadım da. Nihayet dün Genelkurmay Başkanı bedelli askerlik olmasının asla düşünülmediğini ve düşünlemeyeceğini açıkladı. Umarım bu hayal peşinde koşanlar da artık “Yazın bunu” mesajları atmaktan vazgeçerler. Çünkü ayıklamak gerçekten çok zamanımızı alıyordu.
Senfoni bu hafta Caddebostan’da
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki Cuma konseri Caddebostan Kültür Merkezi’nde. Saat 19.30’da başlayacak konserin ilk bölümünde Carl Maria Von Weber’in Freischutz uvertürü seslendirilecek. İkinci bölümde ise Katrin Scholz’in solistliğinde Max Bruch’ün keman konçertosu çalınacak. Antonin Dvorak’ın 7. senfonisinin de yer aldığı programda orkestrayı Lucasz Borowicz yönetecek. Bu arada 2009-2010 konser sezonu sanatçı başvuruları 15 Mayıs’ta sona erecekmiş. İlgilenenlere duyurulur...

