Önemli olan vizyondur, ama bu vizyonu uygulamak için halkın oyuna ihtiyaç vardır

Haberin Devamı

Yazıma dünden devam etmek istiyorum. Çünkü dün Türkiye’de ilk kez halkın istediği bir iktidara kavuştuğumuzu ama bunun ülkeye çok yarar getirmeyeceğini yazmıştım.

Doğal olarak bu yazı tartışma yarattı. Kimileri bunu AKP’ye yönelik bir eleştiri olarak algılayarak “Niye iyi şeyleri görmüyorsun” diye sitem de etti. Bunları tartışmadan konuya devam etmek istiyorum.

Demokrasi tarihi aslında çok yeni değil. Yüzyıllar hatta bin yıllar öncesine dayanıyor. Bugünkü anlamda olmasa bile demokrasi eski Sümer’de de vardı, Mısır’da da, Roma’da da. Sorun sadece halkın oyuna başvurmaksa bu hep yapılmış zaten.

Ancak şöyle bir gerçek de var. Demokrasinin uygulandığı ülkelerde toplumun daha önündeki insanlar, toplumun oylarıyla yarışırlar. Türkiye’de ise bu kez toplumun önünde olanlar değil, bizzat toplumun hemen yanında olanlar seçildi.

Bunu demokrasinin zaferi olarak görmek bana göre mümkün değil. Çünkü bu, Türkiye’nin önünü tıkayacaktır.

Siyasette önemli olan vizyondur. Vizyonu olanlar bunu uygulamaya da geçirmek amacıyla iktidarı eline geçirmek ister. Bunun da iki yolu var. Biri zorla. Diğeri de demokrasi dediğimiz sistemle.

Geçmişe baktığımızda vizyonu olanların iktidarı zorla da ele geçirse toplumlarını ileri götürdüğünü görüyoruz. Yine vizyonu olanlar demokrasi yoluyla da iktidarı ellerine geçirdiklerinde çok önemli aşamalar kazandırmışlardır ülkelerine.

Vizyonla halkın talepleri aslında çok farklı.

Örneğin 1923 yılında Türk toplumu siyasetin ekonominin düzene sokulması, kılık kıyafetin değişmesi, medeni kanunun getirilmesi, hukuk sisteminin yeni baştan ele alınması gibi konulardan çok uzaktı. Bunları düşünmediği gibi önüne geldiğinde şaşırdı ve tepki bile gösterdi.

27 Mayıs’ta müdahale eden askere halk “yeni bir anayasa yap, daha özgür olmak istiyoruz” dememişti.

1965 yılında kimse Demirel’e Boğaz Köprüsü yapsın diye oy vermedi. Keban Barajı’nı da kimse düşünmüyordu. Hatta bölge halkı barajın yapılmasına karşı bile çıktı çünkü elindeki topraktan olacağı korkusuna kapılmıştı.

1983’te kimse elinde Amerikan Doları bulundurmanın suç olmaktan çıkarılmasını talep etmiyordu. Üzerinden bir paket Kent sigarası çıktığı için hapse girmesine de itiraz etmiyordu. Özal’a bunları yapması için oy vermemişti.

Eğer Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı verdikten sonra kulağını sadece halkın isteklerine verseydi, Türkiye bugünkü durumuna asla gelemezdi. Türkiye’nin Afganistan’dan, Irak’tan farkı olmazdı bugün.

Ülkelerini bir yerden alıp götüren vizyon sahibi liderler elbette “halkın iradesine” saygı gösterir ama eylemini yaparken bunu fazla dikkate almazlar. Alırlarsa tökezleyeceklerini bilirler.

Vizyonu olmayanların başvurduğu en büyük aldatmaca ise “halkın iradesi” söylemine sarılmaktır. Böylelikle haklılık kazanacaklarını ve iktidarlarını sürdüreceklerini sanırlar.

Buradaki tek sıkıntı da şudur; vizyonu olmayan iktidarlar üretmeyip taklit ettikleri için belli bir süre çok başarılı ve parlak gözükebilir. Özellikle halkın isteklerini de yerine getirdikleri için halk tarafından da eleştirilmezler hatta büyük destek de alırlar.

Sorun aradan 5 yıl geçtikten sonra ortaya çıkar. Aslında hiçbir ilerleme sağlanamadığını, ülkenin yerinde saydığını görürsünüz. Tabii ki yüksek binalar inşa edilir, kavşaklar da yapılır, cep telefonu sayısı da artar, ama toplum yerinde sayar.

*****

İstanbuldere
Zaman zaman bilinen ama benim yeni keşfettiğim yerleri yazıyorum biliyorsunuz. Hafta sonunda Sapanca’ya gitmiştim. Halit Refiğ “İstanbuldere’yi muhakkak gör. Orada bir de alabalık lokantası var” deyince biz de oraya gittik. Tam Sapanca kent merkezine giren yolun karşısından vadiye giriyorsunuz. Tabelalar sizi yönlendiriyor. 5-6 kilometre yemyeşil ormanların içinden geçtikten sonra İstanbuldere’ye varıyorsunuz.

Gerçekten inanılmaz bir doğa ve güzellik. Yol boyunca pek çok lokanta ve piknik yeri var. Tabii yaz için ama önümüzdeki bir ay içinde yağmursuz günlerde ideal.

İstanbuldere Alabalık Evi ise hem mimari, hem çevreye uyum hem de kalite olarak gerçekten mükemmel. Mimar Ekrem Ertunga’nın yaptığı binaya ve bahçe düzenlemesine hayran kalmamak mümkün değil.

Hele size servisi Abdullah Zengin yaparsa konukseverliğin ve özverinin de ne olduğunu bir kere daha görme şansı yakalarsınız.

*****

ASKİ: “Tazminatı mal olarak verdik, sizin yazdığınız aile bunu kabul etmedi”
AKP’ye oy vermedikleri gerekçesiyle Ankara’da patlayan su borusunun açtığı zararı tazmin edemeyen ve bu nedenle feryat eden Su ailesinin mektubunu dün size aktarmıştım.

Yazı çıktıktan hemen sonra ASKİ’nin yeni Genel Müdürü Kamil Kılıç aradı. Kılıç üzüntülü bir ifadeyle “Bizim için kimin hangi partiye oy verdiğıi önemli değildir, biz Ankaralı her vatandaşın yardımına koşarız” dedi.

Kılıç söz konusu olaydan sonra mahalleyi bizzat ziyaret ettiğini ve herkesle kendisinin görüştüğünü belirerek “Sizin dostunuz olan aile ile de konuştum. Zararı tespit ettik. Burada oluşan zararı karşılamak için mal yardımı yaptık. Yani evdeki buzdolabı bozulmuşsa yeniledik veya tamir ettik, halılar kullanılmayacak hale geldiyse yeni halı aldık. Ancak bu aile bu tür yardımı kabul etmedi ve mahkemeye gideceğini belirtti. Biz de (istediğinizi yapın) dedik” diye konuştu.

Durum budur. Ancak burada öyle sanıyorum ki Ankara Belediyesi biraz “iş bitirici” tavırla “hangi malınız ziyan gördüyse onu halledelim” mantığını kullanmış. Tabii çağdaş bir yönetimde bu tür işbitiricilikler pek geçerli değil. Bunu kabul edenler çıkar muhakkak. Ama kabul etmeyene zararı karşılamak yerine (git o zaman mahkemeye) demek de çok doğru değil.

*****

“Komünizm geliyor” korkusundan “irtica geliyor” korkusuna
AKP’nin önünde hiçbir engel bırakmak istemeyen kimi eski solcu, sosyalist ve komünistlerin son zamanlardaki söylemlerinden biri de “Eskiden komünizm geliyor diye korku salarlardı. Şimdi de irtica geliyor korkusu yaymaya çalışıyorlar” şeklinde özetlenebilir.

Komünizm tehlikesini vurgulayan en önemli vecize! 70’li yıllarda 27 Mayıs’ta devrilen Cumhurbaşkanı Celal Bayar’dan gelmişti. Bayar her ne hikmetse “Bu kış komünizm gelecek” teşhisinde bulunmuştu. Ama ne o kış ne de daha sonraki kışlarda komünizm gelmişti.

Ama bu vecize! hep akıllarda kaldı. İşte eskinin solcuları, zamanında çok eleştirdikleri bu sözleri kullanarak “Daha önce komünizm geliyor diye korkuturlardı, şimdi aynı şeyleri yaşıyoruz” diye feryat ediyorlar. İşe kara mizah yönünden bakalım.

Bu eski solcular zamanında komünizmi getirmek için çok çaba harcadılar. Ama çabaları yetmedi. Komünizmi getiremedikleri gibi komünizm tüm dünyada çöktü.

Şimdi de irticayı getirmek için çaba harcıyorlar ve tıpkı eskisi gibi “Bu konuda korku ortamı yaratılıyor” diyorlar.

Demek ki nasıl komünizm Türkiye’ye gelmediyse irtica da gelemeyecek.

Eskinin solcuları komünizmi getiremedikleri gibi irticayı da getiremeyeceklerdir demek ki. Telaş bundan olmasın.

DİĞER YENİ YAZILAR