Önder Sav artık gereğini yapmalı

Haberin Devamı

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’la hiç tanışmadım. Belki bir kere karşılaşmış ve el sıkışmış olabiliriz, o kadar.

Sav’ın engin bir siyasi deneyimi olduğunu, özellikle parti içi sorunlar konusunda da “belirleyici, çare bulucu ve çözümleyici” olduğunu görmemek mümkün değil.

Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinde etkisi olduğunu da kimse inkâr edemez. Gerçi Sav da kamuoyunun yükselen duygusunu fark etmiş ve kendisini Kılıçdaroğlu’nun arkasında konumlandırmıştır. Bu da zaten tercihini bu yönde kullanmak isteyen CHP delegesini rahatlatmıştır. Hepsi bu kadardır.

Ancak şu sıralar CHP içinden gelen haberler hiç de hoş değil. Belli ki Kılıçdaroğlu’nu “kendisinin seçtiğine” inanan Önder Sav parti içinde giderek sorun oluyor. Zaten bu durumu fark eden AKP ve yandaşları da Önder Sav’ı CHP’yi yıpratma kampanyalarının odağı haline getirdiler.

Örneğin Deniz Baykal ve kendilerini “onun yanında” hisseden bazı CHP’lilerin “genelgemsi” bir yazıyla engellenmesi herhalde partiye bir yarar sağlamayacaktır. Ayrıca Deniz Baykal’ın özellikle referandum kampanyasında partiye zararı değil, çok yararı olacaktır ki, bunu görmemek akıl ve mantıkla pek bağdaşmaz.

Önder Sav’ın bu tutumu, yeni yönetime şimdilik muhalif olarak duran isimleri de yanlışa itmekte ve bu kişiler yandaş medyanın manşetlerine çıkan sözler söylemektedirler.

Önder Sav’ın neyi amaçladığını anlamak da çok güç. CHP kulislerinden sızan bilgilere göre Sav’ın “kafasındaki genel başkan” Hakkı Süha Okay. Hatta bu nedenle Okay için “Genel Başkandan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” diye söz edenler bile var.

Bu yazdıklarım umarım “dedikodudan” ibarettir. Ama böyle olsa bile Önder Sav, partisinin önünü açmak, kendisi üzerinden yürütülen yıpratma kampanyalarını sona erdirmek için gereği yapmalıdır. İstifa etmelidir.

Önder Sav, genel sekreter makamında oturmasa da artık CHP’nin ağabeylerinden biridir. Elbette görüşleri alınacak, kendisinden yararlanılacaktır.

Sav’ın böyle bir statüye kendiliğinden geçmesi hem partinin hem de Kılıçdaroğlu’nun önünü açacaktır.

Aksi takdirde, hele referandumda gerçekten “Evet” çıkarsa Sav yine gidecektir, ama bu hiç de şanıyla şerefiyle olmayacaktır. Sav geriye baktığında utanacağı bir miras bıraktığını görmemelidir.

***


Tunceli-Dersim

Başbakan Erdoğan yine “Dersim olayından” medet ummaya başladığına göre işler iyi değil demek ki. Bir Başbakan’ın geçmişteki bir olayı böylesine istismar etmesi ve adeta halkı birbirine düşürmeye yönelik sözler etmesi anlaşılır gibi değil. Tarih bu konuda Erdoğan’ı mutlaka yargılar. Gerçekten söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.

Yine Dersim‘den söz edilince tekrarlamak istiyorum. Çünkü ne yazık ki “cehalet dizboyu” olunca aynı hataları tekrarlamaktan da hiç utanmayanların ülkesi olduk.

Tekrarlayacağım şey şu: Türkiye’de adı Dersim olan bir il, ilçe, kasaba, köy yok. Dersim bir bölge adıdır. Tunceli’nin eski adı Dersim değildir. Tunceli Dersim’in bir kentidir. Tıpkı Sakarya-Adapazarı gibi, tıpkı Kocaeli-İzmit gibi veya Hatay-Antakya, İçel-Mersin gibi.

Ama hâlâ “Dersim’i Tunceli yapan” diye başlayan saçmalıkları yazanlar var.

***


Kaymakam yerine AKP ilçe başkanı çalışıyor

Korkmaz Karaca, CHP Parti Meclisi’nin en genç üyesi. Siyasette çok genç yaşta yer bulmanın da heyecanıyla gece gündüz çalışıyor.

Karaca dün “aldığı bir ihbar üzerine” bütün gününü Şile ve köylerinde geçirmiş. İzlenimlerini bana da anlattı.

“Oruçoğlu, Kömürlük, Kervansaray, Bıçkıdere, Tekkeköy’e gittim” diye söze başladı Karaca ve devam etti:

“Bu köylerde yoksul oldukları için devlet yardımı alan yurttaşlar var. Bunlar belli bir plan içinde kaymakamlıktan yardımlar alıyorlar. Ancak bu yardımları kaymakamlığın görevlileri değil AKP teşkilatından isimler dağıtıyor.”

Karaca Şile Kaymakamı Şükrü Görücü’nün “AKP İlçe Başkanı” gibi çalıştığını ileri sürerek “Üstelik devletin yardımını sanki AKP’nin yardımı gibi dağıtan kişiler, vatandaşı hayır oyu çıkması halinde yardımları kesmekle tehdit ediyor” dedi.

Gezdiği köylerde pek çok kişinin “kulağına” hayır oyu vereceklerini fısıldadıklarını belirten Karaca “vatandaş korkuyor, örneğin biri AKP’li görevlinin kendisine (senin bulunduğun sandıktan hayır çıkarsa oğlunu işten attırırız) dedi” diye konuştu.

Korkmaz Karaca’nın bizzat gidip saptadığı bu tür olayların Türkiye’nin her yanında yaşandığı konusunda sayısız mesaj alıyorum. Örneğin ilçe ve beldelerde Ziraat Bankası müdürlerinin bankaya borçlu vatandaşlara “hayır çıkması halinde kredilerin hemen geri isteneceğini” söyledikleri ileri sürülüyor.

Bu referandum kampanyası hiç de ahlâki sürmüyor.

***


Tansu Çiller faktörü mü?

Demokrat Parti, her ne kadar merkez sağda istenen bütünleşmeyi sağlayıp atağa kalkmadı ama, siyasal konjonktür açısından bakıldığında hâlâ bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Sanıyorum referandumdan sonra DP’de ciddi bir hareketlenme olacaktır.

Önceki hafta pazar günü Ulusal Kanal’da Kurtul Altuğ’un sunduğu bir programda Hüsamettin Cindoruk ile birlikteydik. Cindoruk, bir ip ucu vermedi ama, referandumdan sonra partisiyle ilgili sürprizler yaşanacağını ve bazı önemli isimlerin parti çatısı altına geleceğini söyledi. Bakalım göreceğiz.

DP referandumda “hayır” oyu verilmesi kararı aldı. Bunun için parti içi yönetiminde ciddi tartışmaların yapıldığını biliyoruz. Ama sonuç “hayır” olarak belirlendi.

Buna karşın, tıpkı CHP’de olduğu gibi DP şapkası taşıyanların bazıları, partilerine rağmen “evet” kampanyası yürütüyor.

Örneğin partinin eski Genel Başkanı Süleyman Soylu hemen her gün bir TV kanalına çıkarak “oyunun evet olduğunu” anlatıyor.

Soylu bu nedenle, tıpkı CHP’li bazı isimler gibi yandaş ve maskeli medyanın gözdesi durumunda. Parti başkanıyken kendisine randevu bile vermeyenler şimdi Soylu’yu ekranlarından ve manşetlerinden indirmiyor.

Süleyman Soylu, DP içinde Tansu Çiller’in uzantısı olarak görülüyor. Dolayısıyla Soylu’nun “evet” kampanyasının arkasında Tansu Çiller’in olduğu konuşuluyor.

Özellikle eşinin AKP ve Tayyip Erdoğan’a yakınlığını bilenler “Tansu Hanım geri dönüş için referandumu bekliyor” yorumunu yaparak şu gözlemde bulunuyor:

“DP’nin Anadolu örgütlerinde Çiller adı hâlâ çok önemli. İstanbul Ankara gibi metropollerde varlık gösteremiyor ama, Anadolu delegelerinin aklı hâlâ Çiller’de. Tansu Hanım referandumda evet çıkması halinde, DP yönetiminin de itibar kaybedeceğini düşünüyor ve tek kurtarıcı olarak partiye dönmenin planını yapıyor. Bu nedenle Soylu’yu öne sürüyor.”

İlginç bir gözlem. Ama tekrar siyasete dönmek için ülkenin kötüye gitmesini istemek ve bundan çıkar sağlamak ne kadar doğru acaba?

***


Erdoğan “Önemli olan boy değil soy” diyor. Oysa gerçek olan ne boy ne soy sadece oy.

(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR