Nostalji yapalım derken

Haberin Devamı

Geçen hafta sonunda sevgili dostumuz Arsen Gürzap’ın ağabeylerinden Ufuk Göze ile eşi Belma Göze’nin 40’ıncı evlilik yıldönümü için Ankara’ya gittik. Küçük bir aile toplantısında bulunmak bizi çok mutlu etti. Nice yıllara.
40 yıllık bir evliliğin ilk günkü keyfine ortak olunca “nostaljik” anlar yaşama arzusu depreşiyor demek ki, dönüşü yataklı trenle yapmaya karar verdik.
Ama o da ne, meğer trene son zamanlarda çok ilgi olmuş, yer bulmak mümkün değil. Gar Müdürlüğü’ne gidip “yer bulunup bulunamayacağını” sordum. Meğer başka talepler de varmış, bunun üzerine “vagon ekleyerek” yer açtılar, biz de nostalji keyfimizi yaşayacak olmanın heyecanına kaptırdık kendimizi.
Ama TCDD Genel Müdürü alınmasın, bazen sakınan göze çöp batarmış. Bizde oldu. Çünkü saat 22.30’da hareket eden trenimiz 10 dakika sonra durdu. Sonra yine kalktı, yine durdu. Bizden önce giden Anadolu Ekspresi bir tünel içindeki elektrik hattının kopmasına neden olmuş. 2 saat Ankara sınırları dışına çıkamadan bekledik.
Restoranda oturduk. Kalabalık değildi. Çünkü iki vagon tamamen Japon turistlerle doluydu. Onlar da otellerinde yemek yiyip geldikleri için restorana gelmiyorlarmış. Neyse ki restoran personeli o kadar cana yakındı ki, vaktin nasıl geçtiğini anlamadık.
Gecikmenin en keyifli yanı, sabah 09.30’a kadar uyuyabilmiş olmaktı. Aksi takdirde saat 07.00’de kalkıp hazırlanmamız gerekecekti.
Sonuçta “rötarlı da olsa” nostaljik bir yolculuk yapmış olduk. Trenlerle ilgili bazı eleştirilerimi de diğer yazıda bulacaksınız.

*****


Gel de bu ülkede yaşama

Samsun’da bir bankanın Mecidiye Şubesi’ni soyan M.P, iki ay sonra aynı şubeye para yatırmaya kalkınca yakalandı.
Bursa’da manavda sivribiber kalmadığını öğrenen S.K. “Bu nasıl manav” diyerek domatesleri kurşunladı.
Adapazarı’nda İnsan Hakları Ulusal Komitesi Başkanlığı’nca mahkumlar arasında düzenlenen resim yarışmasında mansiyon kazanan G.T.’nin ödülü, tahliye olduğu için evine götürüldü. Polisi gören T. kaçtı, ödül için geldiklerini öğrenince döndü.
Adana Kümes Hayvanlarını Koruma Derneği horoz dövüşü yaptırırken yakalandı.
Erzurum’da bir köyün sakinleri dört katlı apartman büyüklüğündeki kayayı, köylerine düşmesin diye halatla bağladı.
Antalya’da iki kızıyla evden kaçan oryantal H.T. eşinin pantolonlarını, “Takip etmemesi için” yanında götürdü.
Fransa’da oynanan Türkiye-Brezilya maçında, fotoğraf makinesini sahaya fırlatan Türk’ü, polis filmi tab ettirerek buldu.
178 ALO-RTÜK hattına başvuran biri, Sütaş reklamında gol atan inek Ayraniç’in memelerinin görünmesinden şikâyetçi oldu.
(Giray Ertuğrul derlemiş)

*****


Vah yataklı vagonlar vah

1950’li yılların sonunda annem babam Erzincan Şeker Fabrikası’nda görevliydi. Bu nedenle İstanbul yolculuğumuzu yataklı trenle yapardık. İki gün sürerdi bu yolculuk ve çocukluğumun en keyifli anlarıydı bu yolculuklar.
O yıllarda yataklı vagonlar bir başkaydı. Bir kere Wagoon Lee adlı bir şirket tarafından işletilirdi. Son derece konforlu ve lükstü.
Uzun yıllar sonra Ankara’dan İstanbul’a “yataklı trenle” gelince yataklı vagonların düştüğü acıklı durumu da üzülerek gördüm. İzlenimlerimi maddeler halinde yazayım;
- Kompartımanlar çok küçük.
- Yataklar açıldığında oturacak yer yok. Ya hemen yatacaksınız ya da restorana gideceksiniz.
- Yatağın başında okuma lambası yok, bu nedenle kitap okumanız mümkün değil.
- Tuvaletler hâlâ dışarıda.
- Odalardaki lavaboların özellikle erkekler tarafından “ihtiyaç gidermek” için kullanıldığı her halinden belli oluyor.
- Vagonların yapımında kullanılan malzeme “fevkaladenin fevkinde” kötü:
a) Ara bölmeler çok ince ses geçiriyor.
b) Kapılar derme çatma kır kahvelerindeki baraka kapılarını andırıyor.
c) Battaniyeler zevksiz renklerden seçilmiş.
d) Çarşaflar temiz izlenimi vermiyor.
e) Vagonun dış görünümü çirkin (eski vagonlar çok ihtişamlıydı).
- Camların hiç açılmaması insana bunalım geçirtiyor.
- Tuvaletler hâlâ alafranga.
- Tuvaletlerde tutunma yerleri yok.
Bu saydıklarımın hepsi de çok basit şeyler. Fazla masrafa gerek bırakmadan düzeltilebilir. Örneğin yataklı yolculuğu tercih eden biraz daha fazla para ödeyebilir. Vagonlara 10 yerine 8 kompartıman yapılsa, hem her birine tuvalet konabilir hem de hemen yatmak istemeyene oturma yeri yaratılabilir.
Avrupa’da trenlerin dış görünüşü bile insanı etkiler, bizimkiler daha buradan itici olmaya başlıyor. Yazık değil mi en güvenli ulaşım aracı demiryollarını ihmal etmeye.

*****


İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin? Tolstoy

*****


Çocuklarla takışmayın

Küçük bir kız öğretmeni ile balinalar hakkında konuşuyordu. Öğretmen bir balinanın insanı yutmasının fiziksel olarak imkânsız olduğunu söyledi, çünkü balinaların boğazı çok küçüktü. Küçük kız Jonah’ı (Yunus peygamber) bir balinanın yuttuğunu söyledi. Sinirlenen öğretmen balinanın insanı yutamayacağını tekrarladı. Küçük kız “Cennete gittiğim zaman Jonah’a soracağım” dedi. Öğretmen “Ya Jonah cehenneme gittiyse?” diye yanıtladı. Küçük kız “O zaman sen sorarsın”

Bir gün küçük bir kız oturup annesinin mutfakta bulaşıkları yıkamasını seyrediyordu. Aniden annesinin saçlarında beyazlar olduğunu fark etti. Annesine baktı ve merakla sordu, “Neden saçında beyazlar var?” Annesi yanıtladı, “Her yanlış yaptığında, beni kızdırdığında, mutsuz ettiğinde, saçlarımdan biri beyazlar”. Küçük kız bu cevap üzerinde bir süre düşündü ve sonra sordu, “Anne, anneannemin tüm saçları nasıl bembeyaz oldu?”

Çocuklar öğle yemeği için Katolik ilkokulunun kafeteryasında sıraya girmişlerdi. Masanın başında büyük bir elma yığını vardı, rahibe bir not yazıp elma tepsisinin üzerine asmıştı: “Sadece BİR tane alın. Tanrı izliyor” Sırada biraz daha ilerleyince, masanın diğer ucunda büyük bir çikolatalı çörek yığını vardı. Bir çocuk not yazmıştı, “İstediğiniz kadar alın. Tanrı sadece elmaları gözlüyor.”

DİĞER YENİ YAZILAR